islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Az Bulutlu
20°C

Soframız Büyüdü, Gönlümüz Neden Küçüldü?

Soframız Büyüdü, Gönlümüz Neden Küçüldü?
A+
A-

Soframız Büyüdü, Gönlümüz Neden Küçüldü?

Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası”, bir şarkının ötesinde paylaşmanın, kanaatin ve gönül zenginliğinin hikâyesini anlatıyor. Peki, neden Halil İbrahim sofrası?

Anadolu’da misafirperverliğin, bereketin ve karşılık beklemeden ikram etmenin sembollerinden biri olan Halil İbrahim Sofrası, Hz. İbrahim’in cömertliği ve misafirperverliğiyle ilişkilendirilen köklü bir kültürel anlayışı temsil eder. Halkımızın gönlünde bu sofra, yalnızca yemek yenilen bir yer değil; nimetin paylaşıldığı, misafirin baş tacı edildiği ve kimsenin açlığının görmezden gelinmediği bir gönül sofrasıdır.

Barış Manço da “Halil İbrahim Sofrası” ile bu kültürel mirası müziğin diliyle yeniden hatırlattı. Onun şarkısı, insanın sahip olduklarıyla övünmesi yerine paylaşmayı bilmesini, dünya malına kapılmak yerine kanaat etmesini ve başkasının hakkını gözetmesini düşündürüyor.

Peki, bugün bu sofranın neresindeyiz?

Bir zamanlar sofralarımız belki daha mütevazıydı ama gönüllerimiz daha zengindi. Bir tabak yemek bölüşülür, bir lokma paylaşılır, komşunun derdi kendi derdimiz bilinirdi. Şimdi sofralar büyüdü, çeşitler çoğaldı, imkânlar arttı. Peki, insanlığımız da aynı ölçüde büyüdü mü?

Tüketmek, biriktirmek ve daha fazlasına sahip olmak çoğu zaman hayatımızın merkezine yerleşti. Bir lokma ekmeğe muhtaç olanı görmeden soframızı donatıyor, israfın karşısında sessiz kalabiliyoruz. Oysa İslam, nimeti korumayı, paylaşmayı ve ihtiyaç sahibini gözetmeyi öğütler.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31)

Demek ki mesele yalnızca kazanmak değil; kazandığımızı nasıl kullandığımız, nimeti nasıl koruduğumuz ve başkalarının hakkını ne kadar gözettiğimizdir.

Belki de bugün yeniden Halil İbrahim sofrasına ihtiyacımız var. Daha gösterişli sofralara değil; daha samimi gönüllere, daha paylaşımcı insanlara ve daha merhametli bir topluma…

Çünkü sofranın bereketi nimetin çokluğunda, insanın zenginliği ise gönlünün genişliğindedir.

Belki de bugün yeniden Halil İbrahim sofrasına ihtiyacımız var. Daha gösterişli sofralara değil; daha samimi gönüllere, daha paylaşımcı insanlara ve daha merhametli bir topluma…

Çünkü sofranın bereketi nimetin çokluğunda, insanın zenginliği ise gönlünün genişliğindedir.

Nitekim Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, gerçek zenginliğin ölçüsünü şu hadis-i şerifle ortaya koyuyor:

“Zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.” (Buhârî, Rikāk, 15; Müslim, Zekât, 120)

Öyleyse kendimize bir kez daha soralım: Sofralarımız büyürken gönüllerimizi de büyütebildik mi? Yoksa sahip olduklarımız arttıkça paylaşmayı mı unuttuk?

O zaman gelin unuttuklarımızı hatırlayalım ve seslenelim etrafımıza!

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına!

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.