
Geleneksel ve modern finans söylemlerinde, faizli işlemlerin İslam iktisadı açısından haramlığı, toplumsal sömürüye yol açması ve emeğe dayanmayan haksız bir kazanç kapısı aralaması dolayısıyla her fırsatta yüksek sesle dile getirilir. Bu hassasiyet, şüphesiz dinî ve ahlâkî açıdan son derece meşru ve zarurî bir duruştur. Ancak Türkiye’de son dönemde Borsa İstanbul’da yaşanan ve bazı portföy yönetim şirketlerine yönelik operasyonlarla, kapatılan fonlarla ve siyasî istifalarla patlak veren borsa krizi, zihnimize son derece yakıcı bir soruyu getirmektedir: “Faiz haramdır” diyerek, finansal piyasalara yaklaşan anlayış, borsa vasıtasıyla yürütülen Spekülasyon (Vurgunculuk), Manipülasyon (Yalan Haber Yayma), Bilgi Suistimali (Insider Trading) ve haksız sermaye transferi karşısında neden aynı gür sesle haksızlığa dur diyememektedir? Spekülasyon ve manipülasyon haram değil midir?
Ben Almanya’da iktisat okudum. Az çok borsa nasıl işler biliyorum. Klâsik ve modern iktisat teorisinde borsa, reel sektöre kaynak sağlayan, şirketlerin büyümesine halkı ve küçük tasarruf sahiplerini ortak eden, riskin ve kârın adil paylaşıldığı bir sermaye piyasası aracı olarak tanımlanır. Akademik literatürde ideal bir borsa; şeffaf bilgi akışının sağlandığı, herkesin eşit şartlarda yarıştığı ve fiyatların rasyonel aktörler tarafından serbestçe oluştuğu bir alandır.
Ne var ki, Türkiye’deki piyasa pratiğine bakıldığında, teorideki bu ideal model ile sahadaki acı gerçekler arasında devasa bir makasın açıldığı görülmektedir. Sığ piyasa yapısı, düşük halka açıklık oranları ve zayıf kurumsal denetim mekanizmaları; borsayı sermayenin verimli alanlara tahsis edildiği bir mecra olmaktan çıkarmış, adeta sinsî/gizli bilgiye ve siyasî/idarî güce yakın olanların likiditeyi kendi lehine kolayca transfer edebildiği “sıfır toplamlı bir kumarhaneye” dönüştürmüştür. İktisat ve oyun teorisinde “sıfır toplamlı oyun” (zero-sum game), bir tarafın elde ettiği kazancın, diğer tarafın uğradığı kayba birebir eşit olduğu durumdur. Yani sistemde yer alan tüm aktörlerin kazanç ve kayıplarının toplamı alındığında sonuç sıfır çıkar. Ancak “sıfır toplamlı kumarhane” ifadesi; reel bir katma değer üretmeyen, sadece güçlü olanın zayıf olanın birikimini elinden aldığı âdil olmayan transfer çarkını iktisadî bir terimle ifade etmektedir.
Borsada yaşanan krizlerin ve manipülasyonların temelinde “bilgi asimetrisi” yatmaktadır. Siyasî kararların, mevzuat değişikliklerinin, teşviklerin veya şirket evliliklerinin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na düşmeden önce belirli odaklara sızdırılması ve bu bilgiyle operasyon öncesi zamanlamayla yüksek tutarlarda hisse satışı yapılması, hukuken açık bir suçtur. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu bu durumu “Bilgi Suistimali” olarak nitelemekte ve ağır yaptırımlar öngörmektedir.
Peki, işin ahlâkî boyutu nedir? İslâm iktisadı ve fıkıh ilkeleri açısından bakıldığında; başkalarının erişemediği gizli ve içeriden bir bilgiyi kullanarak, borsada işlem yapmak ve bu yolla haksız kazanç sağlamak, kesin bir dille yasaklanmıştır. Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) “Bizi aldatan bizden değildir” ilkesi, ticarette ve finansal işlemlerde tarafların eşit ve dürüst şartlarda yarışmasını emreder. Piyasadaki diğer yatırımcıların bilgisizliğinden ve eksik enformasyonundan faydalanarak, onların zararı pahasına kâr elde etmek, Kur’ân-ı Kerim’de açıkça beyan edildiği üzere “Ey iman edenler! Bâtıl (haksız) yollarla başkasının malını yemeyin!” (Nisâ, 29) ilkesi kapsamındadır. Ayrıca, şirketlerin veya devletin gizli bilgilerini sızdırarak, haksız avantaj sağlamak, emanete ihanettir. Emanete hıyanet edilerek, elde edilen kazanç da meşruiyetini ve helalliğini tamamen kaybetmektedir.
Spekülasyon, piyasada rasyonel beklentilerle risk alma anlamı taşıyabilirken; yapay fiyat hareketleri oluşturarak, yatırım yönü olmayan sunî hacimler meydana getirerek veya asılsız haberlerle küçük yatırımcıyı tuzağa çekerek yapılan “manipülasyon“, katıksız bir kul hakkı ihlalidir.
Sığ hisselerde “tahtacı” olarak bilinen yapıların ve bazı portföy yönetim şirketlerinin, kamuoyunda “faizsiz” veya “meşru” etiketlerle anılan fonları araçsallaştırarak, yaptığı spekülatif hamleler, bin bir güçlükle tasarruf yapan masum insanların birikimlerini gasp etmektir. Bir piyasada hile ile fiyatları yükseltmek veya düşürmek, İslâm fıkhındaki Neceş (fiyatı kızıştırmak için yapmacık alım teklifi verme) yasağının modern finansal piyasalardaki birebir karşılığıdır.
Türkiye’de yatırımcıların ve hassasiyet sahibi kitlelerin yaşadığı en büyük şahsî travmalardan biri de bu tür manipülasyonların veya finansal usulsüzlüklerin zaman zaman dinî jargonlar ve “faizsiz finans” süslemeleri altında sunulmasıdır. Bu durum tekil bir olay olmayıp, kronikleşmiş bir güven erozyonunun sonucudur. Nitekim “Hayatı Resmeden Şiirler” isimli eserimde yer alan “Yok Yok” isimli aşağıdaki 04.08.2019 tarihli şiirim (s. 13), bu sistemik mağduriyetin vicdanlardaki karşılığını açıkça özetlemektedir:
İhlas’a güvendik paramıza el koydular;
Yıllar oldu bir kuruş bile iade yok.
(İhlas Finans süreciyle başlayan bu ilk kırılma, hassasiyet sahibi insanların birikimlerinin yıllarca tasfiye adı altında buharlaştırılmasının somut bir göstergesidir.)
Asya’da hesabımız var diye işten attılar;
Beraat alalı yıllar oldu ama işe iade yok.
(Finansal bir kuruma güvenmenin idarî ve hukukî bir cezalandırmaya dönüşmesi, ancak adlî beraat kararlarına rağmen hakların iade edilmemesi, sistemin oluşturduğu bir diğer derin adaletsizlik halkasıdır.)
Finans kurumlarına paranı yatır diyorlar;
Param olsa da artık güvenim yok.
(Mevzuatın ve kurumların bu güvensizliği pekiştirmesi, tasarruf sahibini haklı olarak sistemin tamamen dışına itmekte ve piyasadan uzak durmaya sevk etmektedir.)
Bu da geçer ya Hu diye teselli ediyorlar;
Ya Sabır! Zalimlere hiç mi laf yok?
(Verilen soyut tesellilerin, mağduriyeti gideremediği gibi haksızlığı yapanların cezasız kalmasıyla derinleşen bir adalet feryadıdır.)
Şiirde de vurgulandığı üzere, geçmişte faizsiz finans kurumu adı altında mudilerin birikimlerinin üzerine yatılması, halkın inancının istismar edilerek, mağdur edilmesi ve günümüzde benzer mekanizmaların borsa fonlarında tekrarlanması, toplumdaki güven duygusunu kökünden sarsmıştır.
Faizi en büyük günahlardan sayıp, borsadaki apaçık manipülasyonu, içeriden bilgi alarak, haksız kâr elde etmeyi, küçük yatırımcıyı çarpmayı adeta “ticarî zekâ” veya “piyasa koşulu” olarak görmek, son derece büyük bir çelişkidir. Faiz nasıl ki haram ve haksız bir kazanç kapısı ise; manipülasyon, “insider trading”, şike ve sunî fiyat hareketleriyle insanların rızkını çalmak da aynı derecede haramdır, kul hakkıdır ve fısk hâlidir.
Sermaye piyasalarının dürüst ve âdil bir şekilde işlemesi, sadece adlî ve idarî otoritelerin (SPK, BDDK, Yargı) sorumluluğunda değildir. Aynı zamanda toplumun ve sermaye sahiplerinin de yüksek bir ahlâkî bilinç geliştirmesini gerektirir. Eğer bir ülkede hukukî denetimler yetersiz kalıyor, soruşturmalar siyasî veya finansal nüfuz alanlarına çarptığında esnetiliyor ve “cezasızlık algısı” pekişiyorsa, orada ne rasyonel bir piyasadan ne de helal bir kazanç ortamından bahsedilebilir. Borsa operasyonları neticesinde kapatılan fonlar ve yürütülen soruşturmalar; idarî ve hukukî süreçlerin hiçbir imtiyaza yer vermeksizin, tam bir şeffaflıkla yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.
Neticede finansal sistemin temeli “güven” iken, ahlâkî sistemin temeli “adalet ve doğruluktur”. Faize karşı gösterilen hassasiyetin aynısı, hatta daha fazlası; borsada dönen manipülasyonlara, spekülatif soygunlara, bilgi sızdırmalarına ve inanç istismarlarına karşı da gösterilmek zorundadır. Kuralı, denetimi ve ahlâkî zemini kaybolmuş, bilgiye yakın olanın garibanı soyduğu bir piyasa yapısı, sermaye piyasası olmaktan çıkıp bir haksız kazanç/kayıp çarkına yani “kumarhaneye” dönüşür. Müslüman bir toplumda ve âdil bir devlette aranan şart; sadece “faizsiz” olanı bulmak değil, aynı zamanda “dile, ahlâka, hukuka ve helale” uygun olan, hileden ve kul hakkından arındırılmış temiz bir sermaye düzenini inşa etmektir. Aksi halde, faizden kaçarken, manipülasyonun ve kul hakkının gayri tabiî kulvarında kaybolmak kaçınılmaz olacaktır.