islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,9997
EURO
55,7108
ALTIN
6.525,38
BIST
12.592,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
20°C
İstanbul
20°C
Yağmurlu
Çarşamba Çok Bulutlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Yağmurlu
18°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
20°C

AHLÂKÎ İKTİSADIN GEREKLİLİĞİ VE ELEŞTİRİSİ

AHLÂKÎ İKTİSADIN GEREKLİLİĞİ VE ELEŞTİRİSİ

AHLÂKÎ İKTİSADIN GEREKLİLİĞİ VE ELEŞTİRİSİ

Siyaset ve sosyolojideki “devrim”lere sebep olabilecek en önemli meselelerden biri, yaşanan iktisadî problemlerdir. İktisat dediğimiz mefhumun önemi, onun “insana göre kıymet hükmü”nün olmasından ileri gelmektedir. Halkımız arasında dilden dile yayılan “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur!” sözü de bundan ötürüdür. Bunu, kişinin ihtiyaçlarının karşılanamaması sonucunda oluşan tatminsizlik durumu olarak ifade edebiliriz. Bu durum, ilkel toplumlarda fizyolojik tatminler etrafında kalır. Toplumlar geliştikçe veya değiştikçe, yeni alışkanlıklar ve gelenekler belirdikçe, bunlar kişinin vazgeçemeyeceği alışkanlıklar niteliğini kazandıkça “ihtiyaç” mânâsı daha geniş bir kapsama girer. İnsanın davranışlarında ve hareketlerinin oluş mekanizmasında bulunan ruh-nefs kutbu, siyasal sosyalizasyona karşı tutumu da ikiye ayırmaktadır.

Seçmen davranışını inceleyen en temel teorilerden biri, halkın iktidarın performansını kendi cüzdanına bakarak değerlendirdiğini ileri sürer. Buna “egosantrik” değerlendirme adı verilir ve bunun ruh-nefs kutbunda nefs tarafına oturtulması muhtemeldir. Özellikle dikkat edilmesi gereken sosyotropik yönde ise daha toplumsal bir muhalefete yön verebilecek değerlendirmeler mevcuttur. Egosantrik veya nefsanî bakış dediğimiz bu değerlendirmede, insan kendi yaşantısı esnasında yaptığı temel muhasebedeki birtakım terkip hataları veya yanlışlıklar vesilesiyle bir hataya düşebilir; ancak (nefs, ruhun bedene tecellisi olarak düşünüldüğünde) burada bir ruhun olduğunu, fakat pürüzlerin bulunduğunu söyleyebiliriz.

Sosyotropik kısım ise daha farklıdır. Bilhassa insan şuuru, gerçekliğin değişimine nispetle genişlediğinden, sosyotropik kısım içindeki çeşitli realiteleri, hatta her yönden yaşantı hakkında bilgi edinmeyi, iradî bir faaliyetle —fikir için metodoloji— idrak etmek gerekir. Evvela bunun imkânsızlığı, eşya ve hadiselerin her daim yenilik içinde oluşundan kaynaklanır. Eşya ve hadiselerin her an yeniliği içinde vuku bulan kemmiyet ve keyfiyet değişimi, insanın bütün davranışlarının belirli şekil, kalıp ve normlara uymayışını izah eder. Çünkü normlar birçok olayın gözden geçirilmesiyle elde edildiklerinden tek tek olayları temsil etmezler; hayat bizim tecrit ve tasniflerimize uymaz… O bakımdan gözden kaçırılmamalıdır ki bir ekonomik sistem, bağlı olduğu dünya görüşü sisteminin sadece bir unsurudur ve çoğu zaman zannedildiği gibi onun mânâsını kapsayıcı ve onunla aynı değildir. İktisadî sistemlerin nitelikleri, toplumların oluşturdukları ve malik oldukları sosyal, siyasî, hukukî ve fikrî yapılara göre değişir. Olağan hadiselerin nice ince farklılıkları hesaba katılamadığından ve her durumda sadece “temel elemanlar” göz önünde tutulduğundan, normlar, yaşanmakta olan, yani değişken şartlar karşısında az çok katı çerçeveler belirtir. Bu katı çerçevelerden ortaya çıkan peşin, kararsız veya fikirsiz hükümlerin ne kadar tutarlı ya da tutarsız olduğu, dolayısıyla ne denli faydalı olacağı da açıktır.

Hayatta karşılaşılan hadiseler, meseleler, hatta karşılaşılmış olgular dahi bize işlenmesi gereken bir malzemeyi (terkip dediğimiz şeyi) gösterir. Bu da işin ruhuna erişmekle olabilecek bir husustur. Bilhassa ruh devamlı kendini yeniler ve lafza, kaba idrake bağlı bir hassa değildir. Bu meselede ruh; her işi, oluş mekanizmalarının usulünü kavrayarak ve manalandırarak değerlendirme davasında bir aktördür. Hayatın bizim tecrit ve tasniflerimize uymadığını belirttikten sonra, bu manalandırmanın kendi kendine olamayacağını da söylemek istiyorum. Usul ve mana çabasında ise olması gerekenler için değerler söz konusu olmalıdır… İktisadın tanımını ise tam burada yapalım: İktisat, insan ihtiyaçlarının (ki bugün zarurî ihtiyaç kavramının yeme, içme, barınma ve giyimden ibaret olmadığı ve bir kültür meselesi olduğu artık sıradandır) temini ve giderilmesi yolunda, şuur, emek, teknik unsur, sosyal ve fiziki ortam şartlarının etkisiyle beliren bir şube; kendi esas, usul ve kuralları içinde ahlâkî bütüne bağlı bir alt sistemdir. Her medeniyetin, kendisini temin eden değerler sisteminin biçimlendirdiği bir iktisadî yapısı vardır; yani değerler sistemidir iktisadî yapıyı biçimlendiren.

O halde iki türlü “olması gereken” karşımıza çıkmaktadır: Davranışları ve hareketleri düzenleyen (mevzuuna ve mevzuun özelliğine göre teori, metot, kanun, kural, ilke, kaide, şiar, kalıp, form vb.) “olması gereken”; öte yandan, eşya ve hadisenin her an yeniliği içindeki iç ve dış değişimine göre yeniden ele alınacak olan bu olması gerekenin her adımda “ideal” açısından değerlendirilmesi, yani ideal açısından “olması gereken”… İki “olması gereken” arasındaki bağlayıcı bağ ise ruhun merkezî fakültesi olan “ahlâk”tır.

İktisadın özünün ve her şeyden evvel bir ruhunun olduğunu daha başlıkta yazdım; özünün ahlâk, ruhunun ise fikir olduğunu söylemek gerekir. İnsan, bu genel yaşama seviyesi içinde süregelen hayatta çeşitli ihtiyaçlara muhtaçtır. Ancak Batı’daki klasik iktisat teorileri, ekonomik hayatta üretim ve istihdam üzerinde hiçbir zaman bir bütün olarak durmamış, daima mikro parça tahlilleri içinde kalmıştır. Ne merkantilist ne fizyokrat ne liberal düşünce; toplam talep, toplam arz ve tam istihdam meselelerine bütüncül bir cevap aramamışlardır. Bu meselede görülüyor ki iktisadî sistemler aslında insanların elinde bir araçtır. Bütün dava, bu aracın hakkıyla kullanılabilip kullanılamamasındadır; o sistemlerin başarısında veya başarısızlığında kilit nokta insandır. Bu işin mutlak çözüm yolunda, insan meselesini ekonomiyle başlatıp onda bitirenlerden olmamak gerekir; bunun için ekonomiyi insana nispetle değerlendirmeli ve başarılı ekonomik yapılar açısından da bugün huzursuzluğun insandan başladığını ayrıca kaydetmemiz gerekmektedir. Bilhassa ihtiyaç kavramı gibi “refah” kavramının da muğlak oluşu, bu düşünce üzerinde ve Batı hegemonyasının şifayı zehre tahvil edişindeki durum değerlendirmesinde malumdur.

Bu paradokstan kurtulmanın yolu ise pratikte işin ehlindedir… Ancak şu kesindir ki: ruh-nefs kutbunda karar mekanizmasının nefse bırakılmaması yönünde ilerleyecek bir iktisadî sistem gereklidir… Bunun için ölçü ve anlayış ise kesintisiz olarak şuurdur. Olası çeşitli hata ve kusurlarda ise bu noktada bakılması gereken, niyettir. Gerekliliği bahis mevzuu olan sistem, yenilik içinde kendini kaybetmesi muhtemel insan nefsinin hâkimiyetinden ziyade, onu zapt edecek, ona hâkim olacak, fakat onun esaret ve hâkimiyetine düşmeyecek bir sistemdir. Bu harikulâde inceliği anlayan, en dakik “nüans-ı gamıza”lardan ibaret bir dünya görüşü, Mutlak fikir…

Hasan Karademir

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

ETİKETLER: AHLAK, ekonomi, islam
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.