
Bir zamanlar ezanla dirilen, secdeyle huzur bulan, gözyaşını duasına katan bir ümmetin evlatlarıydık biz… Peki, ne oldu bize?
Düğünlerimizde ölçüyü, eğlencelerimizde sınırı, hayatımızda istikameti kaybettik. Gençliğimiz bir yandan sigaranın, alkolün ve türlü kötü alışkanlıkların pençesinde savrulurken diğer yandan dünya telaşına, nefsin arzularına ve bitmek bilmeyen eğlencelere mahkûm oluyor. Kalplerimiz yoruluyor, ruhlarımız aç kalıyor, vicdanlarımız susuyor…
Bir tarafta ümmetin evlatları Gazze’de acı çekerken, dünyanın dört bir yanında Müslümanlar zulüm altında inlerken; diğer tarafta biz, kendi küçük dünyalarımızın eğlencesine dalıp gidiyoruz. Acılarımızı unutuyor, sorumluluklarımızı erteliyor, Rabbimizle aramıza mesafeler koyuyoruz.
Oysa bizim bir medeniyetimiz, bir davamız, bir ahdimiz vardı! Gençliğini imanla kuşanan, ailesini merhametle koruyan, hayatını helal ve haram hassasiyetiyle yaşayan bir ümmetin çocuklarıydık.
Şimdi kendimize sormanın vaktidir: Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık özümüzden? Ne zaman dünya gözümüzde büyüdü de ahiret küçüldü? Ne zaman eğlenceye ayırdığımız vakit, secdeye ayırdığımız vakti geçti?
Ey ümmetin evlatları! Henüz her şey bitmiş değil. Dönüş kapısı açık, tövbe kapısı açık, Rabbimizin rahmeti açık… Yeter ki uyansın kalplerimiz, yeniden dirilsin imanımız, yeniden anlam kazansın kardeşliğimiz!
Çünkü bir ümmetin asıl felaketi düşmesi değil, düştüğünün farkına bile varamamasıdır.
Allah’ım! Bizi kendine getir. Gençliğimizi muhafaza eyle, ailelerimizi ıslah eyle, kalplerimizi imanla dirilt. Bizi gaflet uykusundan uyandır ve ümmetin yarasına merhem olacak kullarından eyle. Âmin.
İSLAMİ HABER “MİRAT”