
“SUMMUN, BUKMUN, UMYUN”
İnsanoğlunun dimağında fikir bir kez söndü mü, geriye sadece et ve kemikten ibaret birer posa kalır. Kur’ân’ın o muazzam ve mühürleyici ifadesiyle “Summun, bukmun, umyun”; yani sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler! Bu, fiziksel bir engel değil; ruhun ve idrakin üzerine çekilmiş zift renginde bir perdedir.
Duyan Ama Anlamayanlar: Sağırlık
Bizim feryat ettiğimiz bu sağırlık, kulağa giden havanın değil, kalbe giden mânanın kesilmesidir. Fikirsiz adam, hakikatin çığlığı karşısında sağırdır. Ona kainatın sırrını fısıldasanız, o sadece kendi nefsanî gürültüsünü duyar. Otuz yıldır, kırk yıldır tesviyesine çalıştığımız bu mukaddes sahayı bugün çilesizlerin, fikirsizlerin istilâsına uğramış görmek ne acı bir çiledir! Kalbinin kulağı mühürlü olanlar için her ses sadece bir uğultudur.
Konuşan Ama Söylemeyenler: Dilsizlik
Diller var, lâkin sadece laklak ederler. Kelimeleri köksüz, ruhsuz ve taklitçidir. Gerçek sükût, her şeyi bildiği halde susan büyük insanın duruşudur; oysa fikirsizlerin dilsizliği (bukmun), hakikati müdafaa edecek bir ruh haysiyetinden mahrumiyetin adıdır. Ağız denilen çukuru sadece mideye giden bir yol sananlar, kelâmın mukaddes yükünü taşıyamazlar. Şahsiyetsizlik belasına tutulmuş bu kitle, “müdafaa müeyyidesinden sıyrılmış” bir vaziyette sadece rüzgâra göre konuşur.
Gören Ama Fark Etmeyenler: Körlük
En müthişi de bu körlük!.. Işığın altında karanlığı yaşamak… Bir Fransız şairinin dediği gibi; “Istırabımı görmeyen körün yüzüne tüküreyim!” Fikirsiz adam “umyun”dur; kördür. Eşyanın kabuğunu görür ama özünü ıskalar. Cemiyetin ruhundan boğazlandığını fark etmez; vatanın ve dilin nasıl bir katliama uğradığını görmez. Onlar için hayat, sadece göbekten aşağısına ve mideye hizmet eden dar bir koridordur.
NETİCE
Bugün Türkiye’nin manzarası, şahsiyetini kaybetmiş, fikirsizliğin konforuna sığınmış piyon adamların istilasıdır. Bu sahte kuşlar, havasız fanuslar içinde hürriyet türküleri söylerken, aslında ruhlarındaki körlüğün, kulaklarındaki sağırlığın esiridirler. Eğer Türk milleti gerçek bir nefs murakabesine girişip bu “summun, bukmun, umyun” zincirini kırmazsa, sahte oluşların ve oldurucuların mizanında eriyip gitmeye mahkûmdur.
Daha ne bekliyoruz? Hakikati görecek bir göz, duyacak bir kulak ve haykıracak bir dil kalmadı mı?
HASAN KARADEMİR
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”