
İslam’ın bilgi edinme usulü açısından bakıldığında Kur’an ve Sünnet istinbat edilecek bilgi ve hükümlerin asli iki kaynağıdır. Hz. İsa hakkında Kur’an-ı Kerim’de geniş bilgiler (93 ayette) verilmektedir. (1) Ancak mucizevi doğumu, annesi bakire ve temiz Meryem’in başından geçenler, kavmiyle olan ilişkisi ve ref’iyle ilgili bilgiler olduğu halde, bu Ulu’l-azm peygamberin bir daha dünyaya geri geleceği, ref’edildiği makamdan dünyaya nüzul edeceği yolunda açık bilgiler yoktur. Hz. İsa’nın nüzuluna kail olanların işaret ettiği üç ayet müteşabihtirler:
1) Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyâmet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır. (4/Nisa, 159);
2) Selâm üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de. (19/Meryem, 33);
3) Şüphesiz o, kıyâmet-saati için bir ilimdir. (43/Zuhruf, 61).
Mesih’in gelişiyle ilgili Kütüb-ü Sitte’de, Buhari ve Müslim’de açık hadisler vardır (Buhari, Enbiya, 49; Müslim, 242.) (2)
Mehdi’nin zuhuru veya gelişiyle ilgili de herhangi bir ayet yoktur. “H-d-y” kökünden türemiş 316 kelimenin geçtiği hiçbir ayette bu anlamda “Mehdi”den bahsedilmez. (3) Böyle olmakla beraber konuyla ilgili rivayet edilen 100 civarında hadis mevcuttur ki, bunlardan yaklaşık 40 tanesinin ‘sahih’ olduğu söylenmektedir. (4) Bu hadisler de Buhari ve Müslim’de yer almamaktadır. (5) İbn Haldun, Mehdi inancını tarihsel ve toplumsal durumlara bağlamış, bu arada bu inanca mesnet teşkil eden haberlerin bir kritiğini yapıp söz konusu haber ve rivayetleri güvenli bulmamıştır. (6)
Genel kanaate göre bu konu h. 5. yüzyılda Müslüman dünyada halk arasında ortaya çıktı ve vaizler –bir parça kassaslar- tarafından yaygın bir beklenti ve konuşma mevzuu haline getirildi. Sünni akaid kitaplarında yer alması h. 8. yüzyıldan daha erken değildir. Demek ki, kitabi bir mesele haline gelmesi için neredeyse üç yüz sene beklemek gerekmiş bulunmaktadır. (7)
Edille-i Şer’iyye bakımından bu konuda bir “icma”dan söz edilemez. Belli başlı kelam alimleri ve kelam mezhep otoriteleri –mesela Eş’ari ve Maturidi- bu konuyu eserlerine alıp da mütalaasını yapmaya değer bulmamışlardır. Ebu Hanife’ye nispet edilen el Fıkhu’l-Ekber’de bu konuya değinilmez. “Kıyas”a konu olacak bir mesele olmadığı zaten açıktır.
Mesih’in inişi-Mehdi’nin zuhuru, bir inanç (akaid) meselesi olmakla beraber İslam ahkamı nokta-i nazarından “Usulu’d-din”den olmayıp “Furu’d-din”e ait olduğunu gösterir. Nihayetinde referansını teşkil eden hadislerin her biri birer “Haber-i ahad” olduğundan inanıp inanma kişinin vicdani kanaatine ve ferdi temayülüne kalmış görünmektedir; konuyla ilgili hadislerin “tevatür” derecesinde olduğuna ilişkin iddia, inanca kuvvet kazandırma amaçlı bir yakıştırmadır, tevatür derecesinde haber ve rivayetlerin Sahiheyn’de yer almaması, iki büyük Kelam doktrin imamının ilgisini çekmemesi düşünülemez.
Bundan çıkaracağımız ilk netice şudur: Hz. İsa’nın nüzulüne ve Mehdi’nin zuhuruna inanmayan bir Müslüman dinden çıkmış olmaz, bu konuda inancında herhangi bir bozukluk iddiası olduğu öne sürülmez. Buna mukabil İsa’nın nüzulünün ve Mehdi’nin zuhurunun, istikbalde vuku bulacağına inanan kimse de bu inancından dolayı da tekfir edilmez; zira müteşabih ayetlerden veya sahih olmayan hadislerden hareketle edenler bir “te’vil” üzere bu inanca sahip bulunmaktadırlar; “te’vilde de tekfir yoktur.” Kısaca yerleşik ve makbul usul açısından bu inanca sahip olanlar ve olmayanlar birbirlerini tekfir edemezler, bizim için altı çizilecek hüküm cümlesi budur.
Mehdi inancına sahip Sünnilerin bir bölümüne göre Mehdi’nin olağanüstü özellikleri yoktur, beşer üstü bir varlık değildir, kurtarıcı bir devlet başkanı formasyonuna sahip bir kişilik profili çizmektedir. Daha ilginç olanı kendi kendisinin farkında olmayabilir, yani Mehdi olduğunu dahi bilmeyebilir. Sünnilerin bir başka bölümüne göre ise “supermen” kıvamında bir kurtarıcı (halaskâr)dır ki bu telakki içinde olanların sayısı da az değildir.
Sünni literatür Mehdi’nin “zuhuru”ndan çok “geliş”ine vurgu yapmaktadır. Bunun sebebi belki de Şiiler’de bedeniyle kaybolan Mehdi’nin yine aynı bedenle döneceğine ilişkin inançla arasına belli bir fark koyma düşüncesidir. Şu halde bedeniyle değil de “manevi kişiliği”yle Mehdi’nin gelişine “zuhur” denecek olursa, bu, Sünni telakki açısından kabul edilebilir bir ifade olur. Bu esneklik, Sadi Nursi ve başka bilginleri, müşahhas gelişini inkar etmemek veya imkansız görmemekle beraber, Mehdi’yi gerçek bir kişilik olmaktan çok, bir “misyonu ifade eden bir şahs-ı manevi” olarak görmelerine yol açmıştır. (8)
Sünni dünya açısından hüküm böyle olmakla beraber, Mehdilik inancı Şiiler açısından Usulu’d-dine taalluk eden bir konudur ve her ne suretle olursa olsun Mehdi’nin zuhuruna inanmak gerekir. (9) Mehdi bellidir, 12. İmam, yani 5 yaşında iken kayıplara (gaybubet) karışan Muhammed el Askeri’dir; tekrar dirilip dünyaya gelecek veya diri bulunduğu yerden çıkıp ‘zuhur’ edecektir. Şia, Mehdi’nin zuhurunu temellendirmek için “Ric’at” görüşünü geliştirmiştir. (10) Bazı rivayetlerde Mehdi’nin zuhur zamanı h. 200-204 olarak gösterilmiş, bu tarihlerde zuhur etmeyince buna bin sene eklenmiştir. Cifr hesabıyla Mehdi’nin h. 698’de zuhur edeceğini iddia edenler de olmuştur.
Mehdi eninde sonunda zuhur edecektir, ancak geçmiş zaman kaynaklarında zuhuruyla ilgili birtakım tarihler verilmişse de, esasında Şiiler Mehdi’nin Zuhur zamanının fazlaca tartışılmasını doğru bulmazlar. Şia’da dört temel kitaptan (El Mütünü’l-erbaa) biri olan El Kafi’de bu konuyla uğraşmanın “keraheti”nden bahseden bir bölüm vardır. (11)
“Mehdi” kelime anlamıyla doğru yola girmiş, hidayete ermiş kimse demektir. İsm-i mef’ul bir kelime olup mastarı doğru yolu bulmak, yol göstermek anlamlarına geliyor olsa da, kelimenin i’rabı veya iştikakı bizi yanıltmamalı; Mehdi sadece nazari olarak doğru yolu gösterecek bir zat değil, bunun yanında fiili olarak dünyanın düzenini kökten değiştirecek, hak ve adalet üzere yeni bir düzen tesis edecektir. Mehdi, dünya haksızlık ve zulümlerle dolduğunda, zayıfların acımasızca güçlüler tarafından ezildiğinde yeryüzünü adaletle doldurmak üzere gelecek olan bir kurtarıcıdır: “Dünyanın sona ermesine bir gün kalsa bile, Allah zulümle dolmuş dünyayı adaletle dolduracak Ehl-i Beyt’ten birini gönderecektir” (Ahmed İbn hanbel, Müsned, ll, 117-118.)
Mehdi’nin Peygamber soyundan, yani Ehl-i Beyt’ten tertemiz, pâk bir zat olması üzerine ittifak edilmiş bir husustur: “Mehdi bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah onu bir gecede zafere erdirecektir. Mehdi Fatıma evladındandır” (İbn Mace, Fiten, 34.)
Mesih-Mehdi inancı basit bir kelami/itikadi mesele olmaktan ibaret değildir; sosyo politik hayatı, algıları derinden etkileme gücüne sahiptir. Tarihte Mesih veya Mehdi olarak ortaya çıkanlar kanlı çatışmalara, katliamlara yol açmışlardır; Osmanlı tarihi bu türden trajik olayları kaydetmektedir (12). Şüphesiz ki bu konuyla ilgilenmemin bir sebebi var, o da şu dur ki, Sünni ve Şiilerin büyük bir hasret ve ümitle beklediği ama yüzyıllardır gerçekleşmeyen (13) İsa’nın nüzulü ve Mehdi’nin zuhuruyla ilgili bu inancın bir yandan kritiğini yapmak, diğer yandan asıl konumuz olan Velayet-i fakih içtihadında nasıl bir anlam değişikliğine uğradığını anlamaya çalışmaktır. (14)
1) Bkz. Muhammed Fuad Abdulbaki, El Mu’cemu’l Müfehres li Elfazi’il Kur’an-ı Kerim, 2. Bsm. Kahir-1408-1988, İsa, Mesih Md.
2) Ayrıca bkz. İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, XII, 179; XIV, 74, 67, 71, 73
3) M. Fuad Abdumbaki, Age. h-d-y Md
4) Bkz. Ebu Davud Süleyman b el Eş’as es Sicistani, Ahir Zaman Hadisleri (trc.Ahmet Necati Yeniel-Hüseyin Kayapınar, Şamil y, İstanbul-2014.
5) Avni İlhan, Mehdilik, İst., 1993.
6) İbn Haldun, Mukaddime, 2019-Beyrut, s. 336-361.
7) Dr. Ahmet Emin Seyhan, Hadislerde Kıyamet Alametleri –Envaru’l-Aşıkin Örneğinde- İsparta-2006, s. 105-474.
8) Mesih-Mehdi konusunda Sünni bakış açısı için bkz. Ebubekir Sifil, Ahir Zaman Bilinci, Rıhle Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 8, Ocak-Mart/2010-İstanbul, s. 5; Ebubekir Sifil, Nüzul-i İsa Üzerine Ebubekir Sifil Hoca ile Ufuk Açıcı Bir Söyleşi, Rıhle, s. 138; Orhan Ençakar, Kıyamet Öncesi En Büyük Fitne: Mesih Deccal, Rıhle, s. 31; Ömer Farik Akkaya, Ahir Zamanda Beklenen Mehdi, Rıhle, s 63.
9) Abdulbaki Gölpınarlı, Tarih Boynuca İslam Mezhepleri ve Şiilik, İstanbul- 1979, s. 528.
10) El Kummi ‘Şeyh saduk’, Risaletu’l-İ’tikadati’l-İmamiyye, Çv. E. R. Fığlalı, Ankara, 1978, s. 66; Muhammed Rıza’l-Muzaffer, Şia İnançları, çev. A. Gölpınarlı, İstanbul- 1978, s. 63. Allemi Tabatabi, İslam’da Şia, Çev., Kadir Akaras-Abbas Kazımi, Kevser y. İstanbul-1993, s. 201 vd. Ayetullah Cevadi Amuli, İmam Mehdi-Mevcud-i Mevud, Çev. Muaz Pazarbaşı, Önsöz y., İstanbul-2021.
11) Şii Mehdi inancıyla ilgili geniş bilgi için bkz. Kuleyni, El Kâfi, Çev. Vahdettin İnce, Daru’l Hikem, İstanbul-2002, I, 475-553.
12) Abdulkadir Özcan, Osmanlı Toplumunda Mehdilik Hareketleri, Yıl: 18, Sayı: 75, Yeni Ümit, Ocak-Şubat-Mart, İstanbul-2007.
13) Pavlus’a göre İsa, öldürüldü ama üç gün sonra dirildi. Hıristiyanlar ve Nüzul-i İsa’ya inanan Müslümanlar Mesih’i tamı tamına 2000 senedir beklemektedirler. Sünnilere göre 1394, Şiilere göre 1153 senedir Mehdi zuhur etmemiştir.
14) Bu arada kaç yalancı Mesih ve sahte Mehdi geldi geçti, sonuncusu ülkemizde ara sıra Tanrı’yla konuştuğunu iddia edip her konuşmasında İslam dininin temellerini yıkmaya çalışan Hasan Mezarcı’dır. En son Ramazan’da su içilabileceğine dair Tanrı’nın izin verdiğini söyledi.
Bir ara beş mehdi zuhur etmişti. En son Mehdiliği söz konusu edilen Adnan Oktar 19 Temmuz 2018’de tutuklanıp hapse atıldı.
Adnan Oktar’ı bir kere görmüşlüğüm, iki kere görüşmüşlüğüm var. 1983 yılında Sultan Ahmet Diyanet’in Kitap Fuarında birkaç arkadaşıyla fuara gelmişti. Bir arkadaşım “Bak, Adnan Hoca da fuarı ziyaret ediyor” deyince uzaktan baktım, ilk defa orada gördüm. Ama tanışmadık.
Hafızam beni yanıltmıyorsa 1990’ların ortalarında Kanal 6, Adnan Oktar ve ekibiyle ilgili karalayıcı bir program yapıyordu. Benden de görüş almak istediler, ben kabul etmedim. Oktarcılar bunu öğrenince beni arayıp teşekkür ettiler. Sonradan öğrendiğime göre benim hazırladığım “Kur’an-ı Kerim Meali”mi esas almaya başlamışlar. Ara sıra bu gruba mensup kimi gençler beni ziyaret edip meal hakkında sorular soruyor, hatta bazı fiilleri değiştirmeyi öneriyorlardı. Mesela “geliverdi” gibi olanları “geldi” yapmak gibi.
Bu gençler, aylar sonra da Adnan Oktar’ın benimle tanışmak istediğini söyleyip Çengelköy’deki köşke davet ettiler. Oktar’la bu görüşmede Nüzul-u İsa ve Mehdi’nin zuhuru konularını konuştuk.Bu konuda görüşlerimi sordu, ben de görüşlerimi aktardım; kendisine bu konulardan uzak durmasını söyledim.
İkinci görüşme zannedersem bir sene sonra yine aynı yerde oldu, benden başka 7-8 davetli daha vardı, içlerinde Türkiye’nin tanınmış profesörleri de bulunuyordu. Oktar, bize Türk-İslam Birliği hakkında ne düşündüğümüzü sordu. Herkes görüşünü anlattı, ben de “Türk-İslam Birliği” yerine “İttihad-ı Anasır-ı İslam” fikri ve idealinin daha doğru olduğunu, çünkü “Türk-İslam Birliği” başlığı “Arap-İslam Birliği” seçeneğini gündeme getireceğini anlatmaya çalıştım. Davetlilerin tamamı ve Adnan Oktar bu görüşümü paylaşmadılar.
Her iki görüşme de 2000’li yıllardan önce idi. Yanılmıyorsam Adnan Oktar’ın benimle görüşmek istemesinin sebebi o sırada hatırlanacağı üzere benim 12 Eylül 1980’de Kartal-Maltepe Cezaevi’nde beraber yattığım hapishane arkadaşım Edip Yüksel ile süren sıkı tartışmaları, aylarca, yıllarca süren polemikleriydi. Sanıyorum kendi tezleri lehinde benden destek bekliyordu. İlk görüşmede kendisi “Ben İsa değilim, çünkü İsa kendi suretinde inecek, bunu biliyorum” dedi. “Ben de aman Hoca bu işten uzak dur” deyince şöyle bir argüman öne sürdü: “Soranlara İsa olmadığımı söylüyorum, bu sefer Mehdi’sin diyorlar, şimdi onlara değilim desem bu sefer büsbütün moralleri bozulacak, mehdi değilim ama böyle bir durum da var” Ben yine mehdilik iddiasından da uzak durmasını, tam bu sırada Türkiye’de beş mehdinin zuhur ettiğini söyledim.
2000’lerde televizyon kanalları oldu, beni birkaç kez programa davet ettiler, katılmadım. Televizyon ekranında o gencecik kızların bedenlerinin bu şekilde teşhir edilmesi safiyane İslami hassasiyeti olan herkeste olduğu gibi bende de büyük bir infiale yol açıyordu.
Konyaspor transfer çalışmalarına hız veriyor hakkında son gelişmeler. Konyaspor, yeni sezon için transfer çalışmalarına hız…
İlaç sektörüne yönelik Rekabet Kurulunca hazırlanan inceleme raporu yayımlandı hakkında son gelişmeler. İlaç sektörüne yönelik…
Tunus’ta Nahda Hareketinden Gannuşi’nin sağlık durumu ve tecrit koşullarına tepki hakkında son gelişmeler. Tunus’ta Nahda…
ABD Dışişleri Bakanlığı, Trump döneminde 175 binden fazla vizeyi iptal etti. Bu durum, ülkeye giriş…
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Mescid-i Aksaya baskın düzenledi hakkında son gelişmeler. Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler,…
Yunanistanın Yanya ilinin kuzeyindeki Kleftis bölgesinde orman yangını çıktı. Yangın, bölgedeki doğal yaşamı tehdit ediyor.
View Comments
Sayın ALi Bulaç Bey... """"Bundan çıkaracağımız ilk netice şudur: Hz. İsa’nın nüzulüne ve Mehdi’nin zuhuruna inanmayan bir Müslüman dinden çıkmış olmaz, bu konuda inancında herhangi bir bozukluk iddiası olduğu öne sürülmez. """ demişsiniz... Dahaönce okumanızı tavsiye ettiğim "“El-Fiten Ve’l-Melâhim, Ve’L-Eşrât-ı Fi’l Ahiri’l-Zaman”""" adlı eserdeki 320. Hadis-i Şrifte ; Ebu Bekir El-İskâfi'den rivayet olundu ki; "Rasulullah (sallaall'yi dde inkar deen kafirdir." Fetava-yı Hasisiyye, ibn-i Hacer Heytemi'de geçmektedir. Sayın Bulaç, bu hadis konularındaszşin de mezhebiniz oldukça geniş görülüyor ! Yani, bir insanın Hadis Munkiri olması onu dinden çıakrmayacağına ianıyrosunuz gibi bir intiba edindik !.. Oysa, İslâmda Hadis-i şerilerin teşri değeri vardır ve Hadis Munlktriliğinin insanı dindn çıaracağına dair pek çok hl-i Sünnet Ulemasının görü vardır. Hadis Munkirliği ile doğru-yolda bulunmak asla mümkün değildir diyorum. Son olarak şunu da ifade edeyim ki, Adnan Pktar denilen yoldan çıkmış birninin size toplantıalrına gelmeyi tavsiye etmesi bizim aklımıza Şeytanın Hz. Ömer'i /r.a.) gördüğü zaman ypolunu değiştirmesi ve kaçmasını hatırlattı ! Demek ki,bizim başkalarına karşı görüntümüz nasılsa, bizlere başkaları algıladıklrı şekilde davranıyorlar. Bir kuran meali yazan kişi olarak Adan Okayr'ın sizi toplantıalrına davcvet etmesi, bizce zat-ı alinizin üzerinde çok hassasiyetle durması lazım gelen bir konudur diyorum.
Her kitapta hadis diye geçen sözler inkar dinden çikarirsa hadis diye nakledilen her sözü tereddutsuz kabul etmemiz gerekir. Halbuki hadis usulunde zayıf, munker, mevzu diye terimler var. Bu konuda Ali Bulac beyin tespitine katılıyorum.
Said Nursi, mehdiyi şahs-ı manevi olarak yorumlamamıştır. Mehdiyi şahıs fakat mehdiyeti bir süreç olarak izah eder ve mehdiyeti şahs-ı manevi olarak yorumlar.
Cenk bey, konuyla ilgili rivayetlerin tamamının muteber muhaddis, fakih ve kelamcı imamların nezdinde bir kıymeti yoktur.. Ehl-i Sünnet'in iki sahih kaynağı var: Buhari ve Müslim, bu rivayetler su iki kaynakta yer almaz, demek ki kılı kırk yaran muhaddisler bu rivayetleri sahih kabul etmemiş, kitaplarına almamışlardır. Dört kurucu mezhep imamı Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Malik ve Ahmet ibn Hanbel, mehdiye, mesihin inişine ilgi duymamışlar, ciddiye almamışlar. İki büyük kelam mezhebinin imamı Eş'ari ve Maturidi bu konuları gündemlerine almamış, itikad konusu saymamıştır. Şimdi biz Buhari-Müslim'i, Dört kurucu imamı ve iki büyük kelamcıya itibar etmeyeceğiz de kime itibar edeceğiz. Mamafih ben, "En doğrusunu Allah bilir" fehvasınca bu inanca sahip olanlar ve olmayanlar birbirlerini tekfir etmesinler; vahdete zarar vermesinler diye yazıyorum. Ayrıca bu hadisler teşri' ile ilgili değil, gaybten haberlerdir. Adnan Oktar beni davet etti, ben de icabet ettim ve ona mesih veya mehdi görmeye kalkışırsa büyük hata olacağını söyledim, görevimi yerine getirdim. Ben hadis-sünnet inkarcısı değilim, haşa Kur'an'ın yanında Efendimize verilen hikmetin sünnet olduğunu, sünnetin ilk Kur'an beyanı ve teşri'de kaynak olduğunu savundum durdum, halen de aynı kanaatteyim. Sonra hemen tekfir etmeyin, dilinizi hakaretten, tezyiften arındırın. "Bu hadis konularında sizin de mezhebiniz oldukça geniş görülüyor" demek ayıp değil mi? Selametle!
Ali Bey, Hadisi sünneti kabul ettiğini beyan ediyor. Bu beyanın üzerine kendisine "hadis inkarcısı" ithamı ve yaklaşımı doğru değil. Benim merak ettiğim şu: Müslümanlar olarak Buhârî ve Müslim hadislerini sahih kabul ederiz, itibar ederiz, Kur'an'dan sonra en sağlam kaynak kabul ederiz. Buhâri de Müslim de sahih hadisleri kitaplarına almışlar. Peki bütün sahih gördükleri hadisleri almışlar mıdır? Yani onların eserlerine almadıkları hadisler sahih kabul edilmez mi? Ali Bey'in de dediği gibi Mehdi ve Mesih rivayetleri gaybi konular olduğu için , daha hayatın içinden hadislere yer verip, bu rivayetleri dışarda bırakmış olamazlar mı?
Hadis Munkrileri elbetteki başta Buhari ve Müslim olmak üzere bütün muhaddislerin hadislerini inkar ediyorlar ! Ancak, munkirlik bütün hadis imamlarını inkar etmekle mi gerçekleşiyor ? Yani, Ebu Davud, İbn-i Mâce, Tirmizi, Munavi, Beyzavi, Ahmed b. Hanbel, Nesei, Beyheki, Tabarani, Nevevi, Darimi, Askalani, Deylemi, Ebu Yâlâ, İbn-i Asakir... bütün u isimler Hadis imamı muhaddsi değil mi ?..Yani, bi,r müslüman çıkıp "Efendim, ben haids İamı olarak sadc Buhaiui ve mÜslümi tanırım ve onarlın tahriç ettikelri haidslere inanırım..." mı demeli ? Böyle bir şeyolabilir mi ya ?..Hadislere şaşı bakmanın diğer bi çeşi,dsi bu değil mi ?
Bu Mesih/Mehdi ideali, beklentisi ve isteği inançlı ve imanlı insanların her dönemdeki zorba ve zulüm yönetimleri altında ezilirken insanların bir umut ile dayanılıklarını artırmak ve pes etmelerini önlemek için uydurulmuş sosyolojik bir vaakadır. İslami ve tevhidi bir hayat süren toplumlarda bu gibi tesellilere ihtiyaç olmaz. Dinin alimleri ve ileri gelenleri insanları iman ve tevhit inancı ve yaşamı hakkinda aydınlatmalı, Talutun ordusunun nehirden geçmesi ve zafer kazanması kıssasının özünü anlatmalı. Kur'anı kerimde anlatılan kıssaları bozmadan,değiştirmeden,taşhis ve taklit etmeden, alemlerin rabbinin yazdığını olduğu gibi aktararak görevlerini yapmış olurlar. Sen tebliğini olduğu gibi yap, sonucu rabbimize tevekkül et yeter. Ekleme ve çıkartna yapmaya gerek yok, alemlerin rabbi olan Allah hiç bir şeyi eksik bırakma. Onun kanunda kıl kadar sapma göremezsin.Vesselam.
Teşekkürler Allah razı olsun. Hak ve hakikatleri yazıyorsunuz .Elinize kaleminize yüreğinize sağlık
EFENDİMİZ, SÜNNETİ İNKÂR EDENLERE NE DEDİ?
Peygamber Efendimiz’in hizmetkârı Ebû Râfi’in (v. 40/660) rivâyet ettiğine göre Allah’ın Resûlü şöyle buyurmuştur:
“Sakın, sizden birini, kendisine benden bir emir veya yasak ulaştığı zaman, koltuğuna kurulup da ‘Ben Kur’an’dan başkasını bilmem; Allah’ın kitâbında ne gördüysek ona uyarız.’ derken bulmayayım.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 5, nr. 4605; Tirmizî, İlim 10, nr. 2663.)
Hz. Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir şeyin yapılmasına ruhsat verdi ve onu yaptı. Fakat bazıları onun verdiği bu ruhsatı kullanmak istemedi. Allah’ın Elçisi bunu duyunca bir konuşma yaptı. Allah’a hamdü senâdan sonra şöyle buyurdu: «Bazı kimselere ne oluyor da benim yaptığım bir şeyi yapmak istemiyor? Allah’a yemin ederim ki, onların arasında Allah’ı en iyi bilen ve O’ndan en çok korkan benim»” (Buhârî, Edeb 72, nr. 6101, İ‘tisâm 5, nr. 7301; Müslim, Fezâil, 127, 128, nr. 2356.)
Resûlullah Efendimiz’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
“Kur’ân-ı Kerîm; kendisini ezberlemek, anlamak, düşünmek, öğüt almak istemeyenlere zordur. O, içindeki hükümlerle insanlar arasında hüküm veren âdil bir hâkimdir. Benim hadisime sıkıca tutunarak Kur’an’ın mânasını anlayan, onun âyetlerini ve hükümlerini ezberleyenler, kıyâmet gününde Kur’an ile beraber haşrolunur. Kur’an’ı ve benim hadisimi önemsemeyip onların gereğini yapmayanlar ise hem dünyada hem de âhirette kaybeder. Allah Teâlâ benim ümmetime sözümü tutmalarını, buyruklarımı yapmalarını, sünnetime uymalarını emretmiştir. Hadislerde söylediklerimden râzı olanlar, Kur’an’dan da râzı olmuş olurlar. Allah Teâlâ ‘Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun; neyi yasakladıysa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezâsı pek çetindir.’ (Haşir 59/7.) buyurmuştur.”
Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif
Madema ki, Buhari ve Müslim Haidslerine bu kadara güveniliyor alı size isa Aleyhisselâm'ın nüzulü hakkında Buhari ve Müslim haidsleri : “Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsâ âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhari. Tecrid-i sarih: 1018) "Canım, Kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki Meryem oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O gelince haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o derece çoğalacak ki kimse onu kabul etmeyecektir."(İbn Mâce, Fiten: 33; Müslüm, Fiten: 23) Karadenzli Temel gibi soralım : Ne olti şimid ?
Bu Mesih/Mehdi ideali, beklentisi ve isteği inançlı ve imanlı insanların her dönemdeki zorba ve zulüm yönetimleri altında ezilirken insanların bir umut ile dayanılıklarını artırmak ve pes etmelerini önlemek için uydurulmuş sosyolojik bir vaakadır. İslami ve tevhidi bir hayat süren toplumlarda bu gibi tesellilere ihtiyaç olmaz. Dinin alimleri ve ileri gelenleri insanları iman ve tevhit inancı ve yaşamı hakkinda aydınlatmalı, Talutun ordusunun nehirden geçmesi ve zafer kazanması kıssasının özünü anlatmalı. Kur’anı kerimde anlatılan kıssaları bozmadan,değiştirmeden,taşhis ve taklit etmeden, alemlerin rabbinin yazdığını olduğu gibi aktararak görevlerini yapmış olurlar. Sen tebliğini olduğu gibi yap, sonucu rabbimize tevekkül et yeter. Ekleme ve çıkartna yapmaya gerek yok, alemlerin rabbi olan Allah hiç bir şeyi eksik bırakma. Onun kanunda kıl kadar sapma göremezsin. Şeytan ve adamları bizleri oyakayıp aldatmasın. Biz müminler birer mesih ve mehdi olalım, zuhur bekleyerek sınav süremizi ziyan etmiyelim.
Buyrun burdan yakın !.. Uydurulmuş vakıaymış ! Nerfden bilyorsun uz ? Elinizde kütüphanenizde Deliliniz var mı? Yok!.. Aynı Allahın varlığına inanmayan ATEİSTLER gibi bir durum. Allah var diyen inan bir kişiye "Allah yoktur" diyen inakrrcı biri gibi !.. Mehdinin zuhuru ile ilgili, farz-ı muhal uydurulmuş da olsa onalrca hadis var... Peki ya, zuhur etmyeceğine dair bir tane uydurulmuş da olsa bir hadis bvar mı? Yok!..Yel ve su üstüne harç döküp bina yapmaya çalışmak gibi bir görüş ! Allah kurtarsın ! Başka ne diyelim ?