
“SURİYE AHMET ŞARA; ABD, RUSYA VE TÜRKİYE GERÇEKLİĞİ!”
Bir halk düşünün…
Kendi ülkesinin %90’ını oluşturan bir halk, kendi vatanında yıllarca terörist ilan edilmiş; 1982’lerde Hama’da on binlercesi katledilmiş.., sonrasında çocukları kimyasal gazla boğulmuş, şehirleri varil bombalarıyla haritadan silinmiş… ama yine de diz çökmemiş!
Bu halk ki; Sednaya zindanlarında ölüme mahkum edilip diri diri mezara gömülen, gözlerden uzak hücrelerde kırık kemik! Sesleriyle, nice feryatlarla yankılanan zulümlere rağmen susmamış, teslim olmamış bir milletin çocukları!
Bugün Suriye’de yaşananlar, sadece bir iç savaş ya da Arap Baharı’nın uzantısı değildi; ‘Arz-ı Mevud’ Planının, emperyalizmin, sömürgeciliğin, vekâlet savaşlarının ve mezhep maskesi takmış sapkın katillerin katliam laboratuvarıydı!
Ve Halep’te, Hama’da, Dera’da, Filistin’in Gazze’si gibi Guta’da düşen her bomba sadece şehirleri değil, insanlığı da yerle bir etmişti!
“ZULÜM LABORATUVARI: SESSİZLİĞİN SUÇ ORTAKLIĞI!”
Doğu Guta’da nefes alamayan çocuklar ölürken, dünya sustu. Halep’te hastaneler bombalanırken, insanlık sağırlaştı. Aylan bebek Akdeniz’in kıyısına vurduğunda, vicdanlar kıyıya bile uğramadı!
Bu sessizlik, bir kayıtsızlık değil, doğrudan bir ortaklıktı!
Suriye, bir insanlık katliam laboratuvarına dönüştürüldü. Sednaya Cezaevi, bu laboratuvarın en karanlık hücresiydi; orada insanlar sadece işkenceyle değil, insanlıktan çıkarılarak öldürüldü.
ABD, terörü bahane ederek; Rusya, zalim rejimi koruma bahanesiyle her iki güç de mazlumun karşısında, zalimin yanında birleşti, katliamlara ortak oldu!
Rusya yıllarca kendi halkına karşı katliam yapıp yok etmeye çalışan bir rejimin celladına omuz vermekten çekinmedi.
İran ve Hizbullah, mezhepçilik adına katliamlar yaptı, şehirleri harabeye çevirdi.
Esed’in gizli ortağı haydut devlet İsrail, Esed sonrası acımasız saldırılarıyla bölgeyi hedef aldı ve bütün dünya, bütün bu yıkımı, kıyımı sessizce seyretti!
Ve bu gün başına ödül koydukları ve son teknoloji savaş makinalarıyla yok etmeye çalıştıkları bir ülkenin kahramanı Ahmed Şara; ABD ve Rusya’nın masalarında, halkının meşru temsilcisi olarak karşılarında oturuyor!
“DİRENİŞİN ADI: AHMED ŞARA!”
O, yalnızca bir direnişçi değil; bir halkın onurunun, bir neslin iradesinin ve yeniden dirilişinin adı oldu.
Yıllarca terörist ilan edilen, başına ödüller konulan bu adam, bugün mazlumların sesi olarak uluslararası masalara çağrılıyor. Çünkü o, zindandan çıkarken sadece zincirlerini değil, bir halkın makus talihini, suskunluğunu da kırdı. Ve onun arkasında duran istikrarlı, güçlü bir irade vardı; Türkiye!
“TÜRKİYE: YÜREĞİNİ… AÇAN ÜLKE!”
Türkiye, en başından itibaren sadece siyasi değil, vicdani bir duruş sergiledi.
Milyonlarca Suriye’liyi mutlak ölümden kurtararak ülkesine buyur etti; onlara esir kampı! değil, hayat sundu, eğitim verdi, umut aşıladı.
Ama Türkiye’nin rolü yalnızca ev sahipliğiyle sınırlı değildi.
Türkiye, mazlumun sadece barınağı değil, aynı zamanda sesi, nefesi oldu.
Hama, Halep, Guta… katliamlarında bütün bir dünyanın sustuğu yerde; Türkiye susamadı!
“SURİYE TÜRKİYE İÇİN SDECE BİR STRATEJİ DEĞİL: BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ!”
Türkiye, sınırında kurulmak istenen terör koridorunu parçalamak için Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı… harekâtlarını gerçekleştirdi.
Bu sadece dış politik bir hamle değil; ülkenin iç güvenliği ve bölgenin istikrarı için hayati bir adımdı.
Aynı zamanda Astana Süreci ile diplomatik masada da yer aldı. Çünkü artık hiçbir çözüm, Türkiye’siz kurulamazdı!
Zira Türkiye, sadece göçü yönetmek değil, zulmü durdurmak için de oradaydı.
“SURİYE: YIKIMDAN YENİDEN DOĞUŞA!”
O gün Halep düştü, Hama sustu, Dera yakıldı ama Suriye teslim olmadı!
Zira zulümle istikrar kurulmaz, zindanlarla gelecek inşa edilemezdi!
Bugün Suriye, ABD’nin vekil güçlerine!, Rusya’nın varil bombaları, silahlarına ve İran’ın acımasız katil milislerine rağmen küllerinden yeniden doğdu!
Bu karanlığın içinden bir millet doğdu: eğitimle, inançla, dayanışmayla ve Türkiye’nin güçlü, kararlı desteğiyle.
Artık masalarda sadece ABD, Rusya… yok.
Artık bir halkın iradesi, bir ümmetin duası, bir devletin vicdanı ve Türkiye! var.
Bugün Ahmed el Şara sadece bir temsilci değil; dün zindanda olanların, bugün geleceği kuranların adıdır.
“VE SON SÖZ!;”
Bu gün Suriye gerçeği, zalime karşı susmayan mazlumların çağrısıdır.
Bu çağrı, Sednaya’dan Ahmed Şara’ya, Hama’dan Ankara’ya kadar uzanan bir direniş öyküsüdür.
Bu bir doğuş, bu bir yeniden diriliştir.
Halep, Hama, Guta… Ama en çok da Ankara, bu doğuşun şehridir.
Zira, dünya izledi, Türkiye yürüdü.
Dünya sustu, Türkiye konuştu.
Dünya unuttu, Türkiye hatırlattı.
Dünya terk etti, Türkiye sahip çıktı.
Ve bu gün hepsinden önemişi ve değerlisi Türkiye Suriye’de; hain, kukla, bölücü terör örgütünün hayallerini!, Siyonist terör devleti İsrail’in Arz-ı Mevud! planlarını bozuyor!
Ve bugün Suriye, Türkiye ile birlikte yeniden diriliyor!
Ve bu sadece bir ülkenin değil, Ümmetin dirilişinin de işaret fişeğidir inşallah!
Erol KAVUNCU
YAZARIMIZ ”EROL KAVUNCU’NUN”, DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ