Şuuraltı Akıl ile İçgüdü/İlham Arasındaki İlişki (5)

Modern bilimler, sevk-i tabiî anlamında içgüdü konusunu genelde şuuraltı akıl ile izah eder. İslâm âlimleri ise bu fenomeni, sevki ilahî; ilm-i fıtrî ve(ya) ilm-i ilhamî gibi kavramlarla açıklar. Hakikaten insanın ve diğer varlıkların derin tabiatında içgüdüsel bir akıl mevcuttur. Peki, şuuraltı akıl anlamında ilham ile içgüdü aynı şeyler midir? İçgüdünün varlıklar içindeki  yeri ve misyonu nedir? Bilindiği gibi hayvanlar da kendine ait özel bir ruha sahip oldukları için, içgüdüsel olarak kendi fıtratlarına uygun olarak hareket eder. Hayvanlar, dünyadaki görevleri açısından hayatlarının korunmasına ve nesillerinin devamına gerekli olan şeyleri, hiç öğrenmeksizin dünyaya geliş ile birlikte şuuraltı (fıtrî) akılla bilme yeteneğine sahiptir.. Örneğin arıya bal yapmayı ilham ettiğini Allah, Kuran’ı Kerimde şöyle bildirir:

“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve (insanların kuracakları) çardaklarda kendine evler edin (kovanlar yap). Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü (uçuver). Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir âyet (hikmet-ibret) vardır.” (Nahl Suresi, 16/68–69).

İnsanın zişuur aklı, Allah’ın emirlerini kusursuz bir teslimiyet ruhu ile hiç durmadan yerine getiren bal arısının şuuraltı aklı ile yaptığı kusursuz işleri, Allah’ın ilhamıyla gerçekleştirdiğini anlar. Hayvanların şuuraltı aklı, tecrübe ile tedricen oluşup tevarüs yoluyla intikal eden bir ilim değildir. İsmail Fenni Ertuğrul’un ifadeleriyle belki bu ilim, tevarüs edilebilir, ancak içgüdünün (fıtrî bilgilere dayanan doğal hareketlerin), daha yaratıldığı anda insan ve hayvanların ruhuna ilham edilmiş olduğu söylenebilir. Modern bilimler, daha önce sadece zîşuur akla atfedilen birçok olayı, bugün şuuraltı akıl çerçevesinde değerlendirdiğine göre, akıl ötesi veya akıl üstü manevî kaynakların varlığını, dolaylı olarak da olsa, kabul ettiğini belirtebiliriz.

Said Nursi, Mektubat eserinde bu konuya açıklık getirirken, bir seküler aroma tadı veren içgüdü veya sevk-i tabiî kavramlarını kullanmaktan özellikle kaçınır ve hadiseye hiss-i kabl-el vuku, yani bir şeyi vukuundan (gerçekleşmesinden) önce hissedebilme boyutundan ele alır. Buna göre, ilhamın somut bir tezahürü olan hiss-i kabl-el vuku, herkeste hatta hayvanlarda bile cüz’î-küllî olarak vardır.

İnsanları ve hayvanları sevk eden şey, aslında bir ilham-ı fıtrî olarak kader-i ilâhî’dir. Meselâ: Kedi gibi bazı hayvanlar, gözünde bir rahatsızlık olduğunda, o sevk-i kaderî ile gider, gözüne ilâç olan bir otu bulur, gözüne sürer ve iyi olur. Hem yeni dünyaya gelmiş bir arı yavrusu, daha yaşı bir gün iken bile havada bir günlük mesafeye gider, havada izini kaybetmeyerek, o sevk-i kaderî ile ve o sâika (sevk) ilhamıyla sağ salim döner ve yuvasına girme ehliyetini gösterir.

Bir Küllî Akıl Olarak Hafiziyyet

Said Nursi, Sözler eserinde yine konu ile ilgili olarak Allah’ın isimlerinden olan Hafiz ve Hafiziyyet ekseninde ilave bir açıklama daha getirir. Buna göre Allah’ın sınırsız isimlerinin açığa çıkması, manalarının ve hakikatlerinin korunması, muhafaza edilmesi, Hafiz isminin bir gereğidir. Kâinatta bir bütün olarak her ne varsa, muhafaza edilmekte ve sonuçları hafiziyyet gerçeği ile saklanmakta ve muhafaza edilmektedir. Hafiziyyet, kısacası Allah’ın, bütün tohum ve çekirdeklerde olduğu gibi, bir insanın, aslında her yaratığının, başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza ediciliği yönüdür.

Her canlının hayatının muhafazası için gerekli olan âletlerin ve cihazların verilmesi de hafiziyyetin latif bir güzelliğidir. Evrende hafiziyyetin öyle bir tarzda hâkimiyeti vardır ki, mikroorganizmalar bile Allah’ın Rahmetin bir cilvesi olarak hikmetle muhafaza edilir. Hafiziyyetin bir yansıması olarak bu küçük canlılara “hıfzü’l-hayat hissi”, yani hayatlarını koruma duygusu verilmiştir. Vücut sağlıklarının devamı için bağışıklık sistemi ve düşmanlarına karşı da etkili silahlar ile donatılmaları, hıfzü’l-hayat hissi gerçeğinin ne kadar esaslı olduğunun bir delilidir.

İnsan da, aklın şuuru ile değil, ilahî bir lütuf olarak hiss-i kabl-el vuku ve hıfzü’l-hayat hissi ile gayri ihtiyarî olarak bazı şeylerin olmasını önceden hissedebilir ve ona göre de tedbirlerini alabilir. Feraseti ileri boyutta olan Allah’ın veli kullarında bu hiss-i kabl-el vuku ve hıfzü’l-hayat hissi, fazla inkişaf ettiğinden, keramete benzer olağanüstü haller bile görülebilir ve yaşanabilir.

Görüldüğü üzere hiss-i kabl-el vuku ve hıfzü’l-hayat hissi, bir yönüyle de maneviyat daha doğrusu manevî tekâmül (gelişim) ile yakından ilgilidir. İnsan beynindeki farklı düşünme, şuurî ve şuuraltı akletme (ilham) aşamaları, birbirleriyle karmaşık ilişkiler hâlindedir. Bu bağlamda aklî süreçler, kişinin manevî tekâmülü ve huzuru için önemli araçlardandır. Gelecek yazılarımızda inşallah beyindeki aklî ve fikrî aşamaları/süreçleri ele alarak, iman esaslarına nasıl erişilebileceği konusuna ağırlık vereceğiz. Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir