Sapkınlık Kader mi, Tercih mi? İnsan bazen yanlış bir yola o anda değil, alışa alışa sapar; en tehlikelisi de bunu yaparken kendini güvende hissetmesidir. A‘râf sûresinin bizi durdurup düşündüren “Allah bir kısmına hidâyet etti ve bir kısmına da sapkınlık hak oldu…” (el-A‘râf 7/30) ayeti tam da buraya temas ediyor: Bu...
Adaletle Yürünen Tevhid Yolu A‘râf sûresinin 29. ayeti, bugün Müslüman insanın en temel arayışlarından birine, Allah’a yönelişin nasıl sahici ve tutarlı kılınacağına çarpıcı bir cevap sunuyor. Ayetin çağrısı, “ihlas (sadece Allah’a kulluk)” olarak ifade edilen bir duruşa işaret ediyor: Hayatı adalet üzerine kurmak, ibadeti gösterişten arındırmak ve sadece Allah’a yönelmek....
A‘râf sûresinin insanlık tarihine tuttuğu aynaya her hafta bir ya da birkaç ayetle baktıkça fark edilmektedir ki Kur’an Hz. Âdem kıssasıyla sadece eski bir kıssayı hatırlatmıyor; görünmeyen ama hayatımıza dokunan bir düşmanla aramızdaki kadim mücadeleyi yeniden düşünmeye çağırıyor. Bugün de “günah psikolojisi” ve “vesvese mekanizması” tartışılan soruların bir benzeri olarak...
Günah Karşısında Hz. Âdem ve Eşinin Örnek Tavrı İnsanın kaderiyle yüzleştiği ilk sahne belki de “Biz kendimize zulmettik.” (el-A‘râf 7/23) diyen Hz. Âdem ile eşinin sözlerinde gizlidir; o söz, aslında bütün insanlığın varoluş hikâyesini özetliyor: Hata, farkındalık ve dönüş. Bugün de insanoğlunun sorunu değişmedi; bilgi çağında yaşıyoruz ama bilincimiz tövbeye...
Şeytanî Tuzak Karşısında Hz. Âdem ve Eşi Yaşam dediğimiz şey, Hz. Âdem’den bu yana, hakikatle hile arasındaki ince çizgide yürüyen insanoğlunun hikâyesidir. İnsan, bazen şeytanın “Ben size öğüt verenlerdenim.” (el-A‘râf 7/21) diyerek uzattığı sahte samimiyet elini tutar, bazen de rabbinin “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi?” (el-A‘râf 7/22) hitabında...
Hayat, Hz. Âdem’den beri insanla şeytan arasında süregelen ince bir mücadele… Her çağda farklı bir dil, farklı bir kılıf buluyor bu mücadele. Bugün reklamlarda, dizilerde ya da sosyal medyada kulağımıza fısıldanan “Sen değerlisin, özgür ol, sınır tanıma!” sözleri, A‘râf 7/20’de şeytanın Âdem ve eşine “iki melek olursunuz yahut ölümsüz olursunuz”...
İblîs’in isyanıyla başlayan o kadim sahnede (el-A‘râf 7/18), Allah’ın “hor ve kovulmuş olarak çık” buyruğu yankılanırken aslında yeni bir çağrının da kapısı aralanır: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleş(in).” (el-A‘râf 7/19). Bu iki ayet, varlık sahnesinde artık insanın sorumluluk aldığı ilk ana işaret eder. İtaatin değeri, sınır bilinciyle ölçülür;...
Kıssalar, bazen çağımızın laboratuvarlarından daha çok şey öğretir insana. el-A‘râf 7/17’de İblîs’in “önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim” demesi, bir masal değil, insanın zihin haritasına çizilmiş uyarı levhası gibidir. İblîs, insanın çevresinde değil, iç dünyasında fırsat kollar. Onun “çoklarını şükredenler (olarak) bulmazsın” sözü de insanın iradesine dair belki de en...
KUR’AN ARAŞTIRMALARI KONGRESİ”NE DAİR NOTLAR Prof. Dr. Celal Kırca Yahya Kemal, “Ankara’nın nesini seviyorsunuz?” sorusuna “İstanbul’a dönüşünü” diye cevap verirmiş. Ondaki İstanbul sevgisini, hem “Aziz İstanbul” kitabından, hem de 1957-1971 yılları arasında İstanbul’da okumuş ve yaşamış biri olarak ben de hissetmiştim. Bu sevginin bende pekişmesinde ise Sâmiha Ayverdi’nin “Boğaziçi’nde Tarih”...
Kur’an’ın derinliklerinde İblîs’in inatla hakikatten kaçışına dair ibretli tablolar vardır. Bu bağlamda Sâd sûresinin 82. ayetindeki ifadesinden farklı olarak İblîs, A`râf 7/16 ayetinde sapıklığını Allah’a yükleyerek suçu dışsallaştırmaktadır. Buradaki “suçu dışsallaştırma”, kişinin kendi yanlışını kabullenmeyip sorumluluğu dışsal bir güce yüklemesi; “inat psikolojisi” ise hakikati bilmesine rağmen onu reddetme ısrarıdır. Bu...
Âdem’e secde emriyle karşı karşıya kalan İblîs, bu sınavda başarısız olur. Kibirle başlayan bu itaatsizlik (el-A’râf 7/13), ardından aşağılanma ve kovulmayla sonuçlanır. Onun ölüm korkusuyla zelil bir şekilde yaşamayı talep etmesi (el-A’râf 7/14), dünya sevgisini merkeze alanlar için saptırıcı bir örnektir; fakat ona istediği kadar uzun bir süre verilmemiş, yalnızca...
Anlam arayışındaki insanın önüne çıkan en büyük yanılgılardan biri, “var olanı” ölçü alıp, “olması gerekeni” uydurmaktır. Kur’an’ın ders verici en çarpıcı diyaloglarından biri de tam bu noktada karşımıza çıkar: Yüce Allah’ın İblîs’e emri ve İblîs’in itaatsizliği. İblîs’in emre olumsuz yanıtı, görünüşte akla dayalı bir kıyas gibi görünse de aslında hem...
İnsan kendini merkeze alarak yaşadığında çoğu şeyi çabucak unutur; ona bahşedilen yeryüzünü, geçimini sağlayan nimetleri ve asıl nereden geldiğini… A‘râf sûresinin 10. ve 11. ayetleri, unutulan bu gerçeğin hatırlanması için hem bir ayna hem de sarsıcı bir muhasebe çağrısıdır. Bu yazıda yeryüzüne yerleştirilmiş bir varlık olarak insanın sorumluluğu ve kıymeti...
A`raf sûresinin 9. ayetinde insanın dünya hayatındaki yolculuğu, mahşer meydanında terazinin başında neticelenen bir hesaba dönüşüyor. “Kimin de tartıları hafif gelirse…” cümlesiyle başlayan bu uyarı, sadece bir tehdidin değil, aynı zamanda insanın “ağırlığını” kaybetme ihtimalinin de habercisidir. Peki, “ağırlık” dediğimiz şey nedir gerçekten? Bu yazıda söz konusu ayet üzerinden aklımıza...
Gönlümüzde iman, zihnimizde Kur’an ayetleriyle yürümeye çalıştığımız bu yolda her bir kelâmın adalet ve rahmet dolu çağrısına kulak veriyoruz. A‘râf sûresi 7.-8. ayetleri, sadece geçmiş toplumlara değil, bugünün hakikat arayan yüreklerine de yöneltilmiş bir davettir. Bu yazıda “ilahi bilginin” yalnızca bir mutlakiyet değil, aynı zamanda kulların özgür iradesini hesaba katan...
Hayatın içinde ne zaman bir sarsıntı yaşansa insanın iç sesiyle baş başa kaldığı o derin sessizlikte bir hakikat kıpırdanır: “Nerede hata yaptım?” İşte Kur’an, bu iç hesaplaşmanın ebedi sahnesini bize gösterir. A‘râf sûresi 5. ve 6. ayetlerde, azabın gelişiyle birlikte dile gelen bir pişmanlık ve ardından gelen ilahî sorgulama var....
Güvenin doruğa çıktığı, insanın kendini en güvende hissettiği anlar vardır; gece uykusu ya da öğle istirahati gibi. Toplumların helâkinden söz eden A‘râf sûresinin 7/4. ayeti, işte bu anların aslında ne denli kırılgan olabileceğini gösteriyor. Bu ayet, sadece geçmiş toplumlara has bir durum değil, günümüz insanı için de bir uyarı hükmündedir....
Kur’an’a yönelen her bilinçli kalp bilir ki onun her sûresi bir kapı açar; bazen aklın derinliğine, bazen kalbin sükûnetine, bazen de hayatın merkezine… A‘râf sûresi de işte böyle bir kapıyla başlar: “Elif, Lâm, Mîm, Sâd” (el-A`raf 7/1). İlk bakışta suskun duran bu harfler, aslında vahyin eşiğine çağıran sessiz bir tokmaktır....