“Tavşana Kaç Tazıya Tut” Sahtekârlığı

Ülkemizde ne oyunların oynandığını anlamamak için insanların aklî melekelerini kaybetmiş olmaları gerekir. Dış ülkelerden kimlerin, kimin daveti ile geldiğini hangi yetki ile İstanbul sözleşmesini, kiminle yaptıklarını ve niçin böyle bir sözleşmeye gerek duyduklarını araştırmak gerekiyor. Kadınımızı kötülüğe sürükleyen iradeyi deşifre edip temizlemeliyiz!

Aile yuvasında onarılması güç tahribatları onarıp boşlukları ne ile dolduracağımızı çok ciddi boyutlarda hazırlamalıyız. Medyada, sosyal medyada ve fiilen toplumsal alanlarda mücadele verenlerimizi takdir ediyoruz. Ancak “zinanın kanunen yasak olmaktan” çıkarıldığını nereye koyacağız? Diyelim ki, toplum olarak yüklendik, İstanbul sözleşmesini iptal ettirdik. Sonra ne yapacağız? Zinanın suç sayılmadığı üstelik kanunen teminat altına alınmış iğrenç zulüm için ne yapacağız? Toplumda genç bayanlar, birinci, ikinci ve üçüncü çocuklarından hangisinin hangi erkekten olduğunu hatırlamıyorlar. Resmen evli olduğu erkekten edindiği çocuğunu sokakta ya da internette edindiği meçhul sevgilisi ile işbirliği yaparak öldürüyorlar. Böylesi bir cinayeti de ekranlarda pişkince anlatıyorlar.

Gencecik yavruya bu işkenceyi reva görüp öldüren anaya ve düzmece babalığa hayat hakkı tanıyan bir hukuk sistemi olan bir ülkede yaşıyoruz. Artık böyle bir ülkede kimin ne yaptığı, kimin neye, ne tür tepki gösterdiği anlaşılmaz bir muamma olmuştur. Gece yarısı nikâhlı kocasının yatağını terk ederek yüzünü bile görmediği meçhul âşığının evine gidip kendini kollarının arasına atan bayancıklar ülkede cirit atıyorlar. Kadının bir telefonu ile kocayı evinden alıp götüren, sorgusuz, sualsiz ve de muhakemesiz ağır ceza ile cezalandıran bir yargı sisteminde hangi haktan, hangi adaletten ve hangi laiklikten bahsedebilirsiniz?

Unutmamak gerekir ki, bize bunca kalleşliği, bunca ihaneti ve bunca zulmü reva gören irade hiçbir izahı olmayacak propagandalarla kadınlarımızın iffetine yüklendiler ve masum müslümanların hiçbir hakkına riayet etmediler. Evet, bu şiddeti önleyecek irade ve yetkili aranmaktadır. Fakat bugüne kadar bulunamadı. Açıkça ifade etmek gerekirse, şiddeti önleme hususunda feministler, insanı hiç tanımazlar. Ilıman İslamcılar ise iradeleri bloke edilmiş “müzebzebin” zümresindendirler. Bunların hayırlı bir hizmet yapacakları mümkün değildir.

Özellikle anlayanların, anlamayanların, hatta anladıklarını zannedip bir şeyler yapmaya çalışanların hiç birinin insanın aslî değerlerine sahip çıkabilecek birikimlerinin olmadığı görülmektedir. Feminizm kisvesi ile kadına sahip çıkmaya çalışan, aslında müslüman kadının posasını çıkarmayı hedefleyen insanlıktan nasibi olmayan teröristlerdir. 

Bunlar âdil olamazlar. Bunların kadına hiçbir faydaları olmaz. Bu yüzden de bunların taktikleri tutarsızdır. Bunların taktiği “tavşana kaç, tazıya tut” niteliği taşımaktadır. Pekiyi, niçin zarif ve zayıf olan tavşanı kaçırıyor ve avcı tazıyı peşine takıyorsun? Bunda adalet yoktur. Tahrik ve insanları birbirlerine karşı düşmanlaştırma planları vardır.

Hele Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kâbus haline getirip besleyip devleştirdiği şiddeti daha da körüklemektedir ve inadına sürdürmektedir. Başka hiçbir işe yaramadığı söylentileri gittikçe yaygın bir hale gelmektedir. Bununla ilgili apaçık gerçekler ortadadır. Ilıman İslamcılar ise itibarsız ve âdi maşa niteliğinde uşak ruhlu ve kıymeti harbiyeleri olmayan zavallılardır. Şeref ve izzetin yegâne ve numune örneği Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, akıl ve irade özürlüsü olmayanlara apaçık bir önektir.

Hiç düşündünüz mü? Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, hiç bir zâlim müşrikten medet ummadı. Müşriklerin aldatmaca tekliflerine iltifat etmedi. Bu tür aldatmaca tekliflere aldanmadı ve kendine, Allah Teâlâ’dan gelen vahyi ile mücadelesini verdi ve ümmetine vahyi sisteminin emirlerini öğretti. Hem öğretti ve hem de hikmetleriyle beraber yaşadı. Bunu biraz daha akıllıca düşünelim, özgürce mantığımızı çalıştıralım. İslam, asri saadetten beri çeşitli devletleri vücuda getirdi. Osmanlı Devletinin sonuna kadar bütün ihtişamı ile şeri’at kanunları icra edildi. İnsanlar umutlu ve mutlu idiler.

Bizim de umutlu ve mutlu olmak hakkımızdır. Top yekûn mücadele vermemiz de görevimizdir. İ’laî kelimetullah sonsuz emelimiz! Esselamu aleykum.     

İlhan ORAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir