islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6352
EURO
19,5695
ALTIN
1.061,83
BIST
4.957,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C

Tayvan’a İnen Uçakta Kim Vardı?

Tayvan’a İnen Uçakta Kim Vardı?
04.08.2022
A+
A-

Yeni Şafak yazarı Süleyman Seyfi Öğün’ün kaleme aldığı “Tayvan’a inen uçakta kim vardı?” yazısını siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz…

Beşeriyetin  esaslı hikâyelerinden birisi, iki uç arasında savrulmayı anlatıyor. Meselenin gidişâtı şöyle oluyor: Dünyâ ahvâli, bizi o kadar meşgûl ediyor ki kozmik hesapları ve sağlamaları çok defâ ihmâl edebiliyoruz. Ucu, tedâvi kabûl etmeyen, nesillerden nesillere aktarılan husûmetlere, çatışmalara, savaşlara varan dar görüşlü târihsel dâvâlar türüyor buradan. Dünyevîleşme bunun diğer bir karşılığı. Dar görüşlülük, arzın, Samanyolu denilen, bizimki gibi yüz milyar güneş sisteminden meydana gelen ve acunda on milyonlarca benzeri bulunan, çok ama çok uzaklardan bir toz bulutu gibi görünen bir galakside toplu iğne başı kadar sayılamayacak kadar yer kaplayan küçük bir gezegen olduğunu unutuyor.

Sanki bunun panzehiri gibi olan dinler, aslında bu hakikâte dikkât çekiyor. İnsana haddini bilmesi gerektiğini, bu dünyâyı gereğinden fazla büyütmemesini ihtâr ediyor. Gelin görün ki, onlar da târihselleşiyor ve bildik kavgalara eklemleniyor. İster mitik olarak Truva’da olduğu gibi insan için savaşan tanrılar, ister daha gerçek olarak tanrıları için savaşan insanlar üzerinden olsun, târihin sayısız din savaşı, daha beteri dinlerin kardeş katliyle nihâyetlenen iç kavgalarına sahne olduğunu biliyoruz. Sapmanın büyüklüğüne bakınız…

Ama sapma bununla da bitmiyor. Kozmik, metafizik abartılardan doğan, târihten el etek çekmek sapmanın diğer sûreti. Dünyâ acılardan kırılırken, ruhbanların çıkıp, “Boşverin, dünyâ fânidir. Ruhûnuzu kurtarın” demeleri; daha açık bir ifâdeye mes’uliyetsizliğe gömülmeleri de yenilir yutulur değil. A.Çehov’un 6.Koğuş’unda, dünyâyı manâsızlaştıran bu zihniyet ne kadar hoş anlatılır.

Modernlik, işte tam da buna bir tepki olarak doğdu. İçinde farklı damarlar taşısa da Rönesans, temelde katkısız bir gerçeklik hareketiydi. (İslâm Rönesansı diye tutturanlara duyurulur). Kilisenin ruhları uyuşturan tesirlerine karşı bir direnişti bu. Saf ahlâkî açıdan bakıldığında kendi içinde de tutarlı, hattâ haklı olduğu da düşünülebilir. Yalan söyleyen Kilise Babalarına karşı, insanı gerçeklerle yüzleştiren bir dâvettir bu. Zamân içinde sârî bir hâle gelerek, dünyânın hemen her yerinde yerleşik dinsel kurum ve söylemlere karşı çıkışın bir zeminini oluşturmuştur. Bilim(cilik)-din(cilik) kavgasının arka plânında da bu yatar.

İyi de bu gelişmeler sadra şifâ oldu mu acaba? Pek de o kanâatte olmadığımı ifâde temeliyim. Dinlerin yerini alan ideolojiler hakikâtın pusulaları olarak işlev görmeye başladı. Mesele târihti. Hegel ve Marx’da olduğu üzere; ister târihin gerçeklerini bir metafizikaya kavuşturmak üzerinden, ister somut gerçekler üzerinden ona bir gâye yüklemek olsun, mesele nihâî tahlilde târihi selâmete kavuşturmaktı.

Bu tek başına, uyuşma ile uyanma, inanç-akıl, karanlık-aydınlık savaşı değildi. Daha derinde adına kapitalizm denilen ve dünyâya hesaplayıcı akıl açısından ihtirasla bakan yeni bir yapılar silsilesinin zuhûru ve tekmil dünyâyı teslim almasıydı. (Rönesans aynı zamanda çift taraflı muhasebenin keşfedildiği zamandır). Beşer, yeniden düzülen bir kervânın içinde, ideolojilerin fişeklemesiyle birbirine girerken, kervân yürüyüşüne devâm etti. Yürüyüşün bizzât kendisi, kazandığı istikâmet bir dar görüşlülük idi; içindeki kavgalar ise onun katmerli çeşitlemelerinden başka bir şey değildi.

Târihi, varlığın birliği temelinde her nev’i kozmik sağlamanın dışında fetişleştiren, mühendislik, felsefe, edebiyat ve siyâseti harmanlayan bir nev’i burjuva aklıydı. İkinci Savaş sonrasında duvara tosladılar. Sartre gibi bir iki çırpınmanın ardından tüketim ile eşlenen derin bir uyuşukluğa gömüldüler. Buna derinden işleyen bir homofobi eşlik etti. (Orta sınıfların homofobi karşıtlığını ciddiye almamak ve bir yansıtma tecrübesi olduğunu dikkâte almak gerekiyor). Beşeriyet onların istediği gibi hareket etmeyip, işler istedikleri gibi gitmeyince homofobi derinleşti. Neticede zihinlerinde hayâtı insansızlaştırdılar. Bu mağlûbiyette çok tesirli olan bir diğer duygu ise, püritan temelde toplumsallaştırılmalarının bedeli olan çok katmanlı bir baba nefreti olduğunu düşünüyorum. Bu da, onları otoriteye ve kurumsal dünyâya karşı derin bir nefrete sürükledi. Karşıt Kültür hareketlerine savrulmaları, Madam Blavatski’ler, Gurdcieff’ler, Bailey’ler, Osho’lar, sayısız teozofi, astroloji ve yoga dernekleri, politeist, panteist, panenteist, mistik çeşitlemeleriyle onca guru boşuna zuhûr etmedi. Bu hareketlerin temelinde bir burjuva mağlûbiyetin, kaçışın izlerini görürüm. Artık burjuva incelmişliğin ölçüsünü Ferrari satmakla eş değerlileşen bir bilgelik aldı. Burjuvaların hâlâ görece toplumsal ve târihsel bağlarını devâm ettiren kesimi mesâilerini, târihten itinâ ile damıttıkları, kendilerini dâva vekili yaptıkları kültürel ajitasyonlarla, provokasyonlarla geçiriyorlar. Ama daha büyük bir kesim kelimenin tam mânasıyla kaçakları oynuyor. Bu kaçış tüketimin içinden geliyor ve gastromonik-turistik-rustik duraklardan geçip inzivâyla neticeleniyor. Bir zamanlar tekmil insanlık için arzu ettikleri aydınlanmayı artık kendi bireysel ruhsal kurtuluşları için istiyorlar. Haklarını yemeyelim; kültürel ajitasyon işine siyâsal düzlemde dâhil olmayan, ama hâlâ adanmışlık duygularını koruyanlar ise kendilerine insansız dâvâlar icât ediyorlar.

Elyevm ağır bir kriz yaşayan kapitalizm, dünyâyı demokratlık ve otoriterlik arasında karpuz gibi ikiye kesiyor. Bununla da kalmayıp silâhlanıyor ve savaş çığlıkları atıyor. Aklını kaybetmiş orta sınıfların tortularını barındıran Sosyal Demokratlar, Yeşiller buna harâretli bir destek veriyor. Tayvan’da uçaktan inen sâdece 83 yaşında inatçı bir kadın siyâsetçi değildi. Oraya mutantan iddiaları çöken, inşâ ettiklerinin altında kalan orta sınıfın rûhû indi. Uyarınıza gelirse ona bir Fâtiha okursunuz.

yenisafak.com / Süleyman Seyfi Öğün

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.