Makale

TENZİL DÖNEMİNDEN MODERN DÖNEME KUR’AN OKUMALARI

TENZİL DÖNEMİNDEN MODERN DÖNEME KUR’AN OKUMALARI

İnsan, yeteneği ve çabasıyla elde ettiği bilgi ve tecrübenin yanında, bunlarla ulaşamayacağı ve kesin olarak bilemeyeceği konularda da bilgi sahibi olmak isteyen bir varlıktır. Tarih boyunca bu ihtiyacın kutsal kitaplar ve nihayet Kur’an tarafından karşılandığı bilinmektedir. Nitekim insanın Allah, insan ve kâinatla olan ilişkilerini düzenleyen; dengeli ve ahlâklı bir hayatın yollarını gösteren ve ona rehberlik eden bilgilerin Kur’an’da yer alması da bunu göstermektedir. Ancak Kur’an’da yer alan bilgilerin temel amacının yalnızca insanı bilgilendirmek olmadığı; aynı zamanda onun ruh dünyasını aydınlatmak, düşünce ve davranışlarını olumlu yönde dönüştürmek ve kişiliğini yeniden inşa etmek olduğu da unutulmamalıdır. Nitekim tenzil döneminde insanların Kur’an’la doğrudan kurdukları ilişki sayesinde onun bu dönüştürücü gücünden büyük ölçüde yararlandıkları bilinmektedir.

Daha sonraki dönemlerde ise insanların, nüzûl dönemindeki bu temel amaçtan farklı gayelerle Kur’an’a yöneldikleri; kendi ihtiyaçları, problemleri ve beklentileri doğrultusunda Kur’an’ı okumaya ve anlamaya başladıkları görülmektedir. Bu sebeple Kur’an okuma ve anlama faaliyetinin, tenzil dönemi, tarihî süreç ve modern dönem olmak üzere üç ana eksende şekillendiği söylenebilir.

Tenzil döneminde insanlar Kur’an’ı öncelikle hayatlarına yön veren ilahî mesajları öğrenmek, anlamak ve yaşamak için okuyorlardı. Zira bu dönemde Kur’an; bir tarih, fıkıh, kelâm, tasavvuf, bilim, edebiyat, kültür veya dil kitabı olarak algılanmıyor; sadece sevap kazanmak amacıyla da okunmuyordu. Bilakis o, insanların ve toplumun sorunlarına çözüm getiren, onları eğiten ve yönlendiren ilahî bir rehber olarak görülüyordu. Daha açık bir ifadeyle müminler, Kur’an’ı, Allah’ın kendilerinden ne istediğini, hangi davranışları doğru, hangilerini yanlış gördüğünü öğrenmek için dinliyor ve okuyorlardı. Çünkü nazil olan her yeni ayet, onların inançlarını, düşüncelerini ve davranışlarını şekillendiren yeni bilgiler içeriyordu.

 Nitekim ilk nazil olduğu dönemde Kur’an’ın, öncelikle iman etmek ve imanı güçlendirmek amacıyla okunduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Mekke döneminde nazil olan ayetlerde Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik, âhiret ve hesap günü gibi temel inanç esasları ile ahlâkî ilke ve kurallara ilişkin bilgilerin özellikle yer alması, insanların öğrenme azmini ve şevkini daha da artırıyordu. İnsanlar bu ayetleri dinleyerek İslâm’a giriyor, inançlarını güçlendiriyor; dürüstlük, adalet, merhamet, sabır, fedakârlık ve sorumluluk gibi değerleri öğreniyor ve hayatlarına bu ilkeler doğrultusunda yeniden yön vermeye çalışıyorlardı. Böylece Kur’an onların karakterlerini inşa ediyor, kendilerine sağlam bir kişilik kazandırıyor ve bireysel ve toplumsal hayatlarını düzenliyordu. Bu sebeple Kur’an okumak, o dönemde hem bilgi edinmek hem de bir eğitim ve dönüşüm sürecine katılmak anlamına geliyordu.

Medine döneminde ise Kur’an, Mekke döneminde ortaya koyduğu inanç ve ahlâkî esaslara ilaveten, toplum hayatını düzenleyen hükümleri öğrenmek amacıyla da okunuyordu. Müslümanlar aile hayatı, ticaret, miras, hukuk, savaş, barış ve toplumsal ilişkilerle ilgili hükümlerin nasıl uygulanacağını Kur’an’dan öğreniyorlardı. Çünkü bu dönemde nazil olan ayetler, karşılaşılan problemlere çözüm getiriyor ve topluma yol gösteriyordu. Ayrıca Müslümanlar, namazlarda okunan ayetler üzerinde düşünüyor ve onları hayata aktarılması gereken ilahî bir hitap olarak görüyorlardı. Böylece hem Allah’a kulluk ediyor hem de ilahî mesajla sürekli temas hâlinde bulunuyorlardı. Bu durum, ayetlerin ezberlenmesine ve korunmasına da katkı sağlıyordu. Ancak bu ezberleme, sadece metni koruma amacını taşımıyor; aynı zamanda ayetleri anlamayı ve yaşamayı da içeriyordu.

Kur’an, o dönemde insanların karşılaştıkları olayları değerlendirmek amacıyla da okunuyordu. Savaşlar, göçler, toplumsal sorunlar, aile meseleleri ve çeşitli krizler karşısında Müslümanlar Kur’an’ın rehberliğine başvuruyor, olayları onun ışığında anlamaya çalışıyorlardı. Çünkü Kur’an, onların günlük hayatına doğrudan yön veren yaşayan bir rehberdi. Bu sebeple tenzil döneminde Kur’an okumanın temel amacı; sevap kazanmak, hatim yapmak veya sadece güzel sesle tilavet etmek değil; Allah’ın mesajını öğrenmek, anlamak, inanmak, yaşamak, toplumsal hayatı düzenlemek ve karşılaşılan sorunlara çözüm bulmaktı.

Başka bir ifadeyle Kur’an, o dönemde bilgi edinmek, bilinç kazanmak, kişiliği geliştirmek ve hayatı ilahî ilkeler doğrultusunda yeniden inşa etmek için okunuyordu. Kısaca söylemek gerekirse, tenzil döneminde Kur’an, insanların hayatında anlaşılmak, inanılmak ve yaşanmak için okunan bir kitaptı. Onun temel işlevi, insanları bilgilendirerek dönüştürmek, eğitmek ve yönlendirmekti. Nitekim ilk Müslümanlar da Kur’an’ı, bu amaçla okuyorlardı.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra da Müslümanlar Kur’an’la olan ilişkilerini sürdürdüler. Ancak bu dönemde Kur’an okumanın amaçlarında bazı genişlemeler meydana geldi. Bunların başında vahyi korumak, ezberlemek, öğretmek ve yeni nesillere aktarmak geliyordu. Nitekim İslâm coğrafyasının genişlemesiyle birlikte Kur’an, Müslüman toplumların ortak kimliğini oluşturan temel kaynak hâline geldi. İnsanlar hem ibadet amacıyla hem de dinî bilgilerini öğrenmek için Kur’an okumaya devam ettiler.

Hicrî ikinci ve üçüncü asırlardan itibaren İslâm ilimlerinin oluşup gelişmesiyle birlikte Kur’an; tefsir, fıkıh, kelâm ve tasavvuf gibi ilimlerin ana kaynağı hâline geldi. Bu sebeple âlimler Kur’an’ı, hükümler çıkarmak, dinî meseleleri açıklamak ve çeşitli ilmî problemlere çözüm aramak amacıyla da incelemeye başladılar. Böylece Kur’an, insanlara yalnızca rehberlik etmekle kalmadı; aynı zamanda ilmî araştırmalarında konusu ve temel kaynağı hâline geldi.

Bunun yanında Kur’an okumanın ibadet boyutunda da bazı genişlemeler yaşandı. Özellikle Ramazan aylarında hatim yapmak ve çeşitli dinî merasimlerde Kur’an tilavet etmek yaygınlaştı. Böylece Kur’an okumak, başlı başına bir ibadet olarak görülmeye başlandı. Bunun tabii bir sonucu olarak da bazı dönemlerde ve özellikle de günümüzde Kur’an’ı anlamaya ve yaşamaya verilen önemin azaldığı; buna karşılık okumaya ve tilavete verilen önemin daha fazla öne çıktığı görüldü. Tasavvufî çevrelerde ise Kur’an, insanın manevî olgunluğunu geliştiren bir rehber olarak algılandı ve okundu. Bu anlayış, Kur’an’ın insanın ruhunu arındırdığı, iç dünyasını zenginleştirdiği ve onu Allah’a yaklaştırdığı düşüncesini güçlendirdi. Dolayısıyla Kur’an, kalbi eğiten ve ruhu arındıran bir kitap olarak tasavvur edildi.

Osmanlı döneminde ve diğer İslâm toplumlarında da Kur’an, ibadet, eğitim ve kültür hayatının merkezinde yer aldı. Camilerde, medreselerde, evlerde ve çeşitli dinî törenlerde sürekli okundu. Bunun yanında Kur’an okumak, sevap kazanmanın önemli yollarından biri olarak görüldü. Doğumlarda, düğünlerde, cenazelerde ve çeşitli sosyal etkinliklerde Kur’an tilaveti yaygın bir gelenek hâline geldi.

Bu dönemde Kur’an tilavetine ne kadar önem ve değer verildiğini, Yahya Kemal Beyatlı, 14 Şubat 1921 tarihli İleri gazetesinde yayımlanan “Hilafete Yakın Bir Gün” başlıklı yazısında şöyle anlatır:

“Revan Köşkü’nü gezerken kulağıma derinden bir Kur’ân sesi geldi. Birdenbire İslam mimarisini tam manasıyla gördüm. Çünkü İslam mimarisinin içine bir ruh gibi muhakkak rahle başında bir Kur’ân sesi lazım. O ses olmadığı zaman bu mimari kuru bir şekilde görünüyor. Bu fikrimi rehberim Lütfü Bey’e söyledim. Ve bu Kur’an sesinin nereden geldiğini sordum. ‘Hırka-i Saadet Dâiresi’nden!’ dedi. Lütfü Bey’e sordum: ‘Hırka-i Saadet Dâiresi’nde ne zamanlar hatim indirilir?’ Lütfü Bey gülümseyerek kulağıma dedi ki: ‘Her gün! Her saat! Dört yüz seneden beri geceli gündüzlü bilâfâsıla…”[1]

Modern dönemde ise Kur’an’a yönelişin yeni arayışlar ve farklı okuma biçimleriyle daha da çeşitlendiği görülmektedir. Bu dönemde Kur’an’ın sosyal adalet, özgürlük, eşitlik ve toplumsal değişimle ilgili mesajlarını öne çıkaran yorumlar gelişti. Bunun yanı sıra bazı araştırmacılar, ayetlerin nüzûl şartlarını ve tarihsel bağlamını dikkate alarak tarihselci okumalar yapmış; bazıları Kur’an ile modern bilimler arasındaki ilişkiyi ele alan ilmî tefsir anlayışını sürdürmüş; bazıları da konulu tefsir çalışmalarına ve meallere yönelmiştir.

Nitekim bu dönemde Kur’an meallerinin yaygınlaşması, geniş halk kitlelerinin Kur’an’ı doğrudan anlama yönündeki ilgisini artırmıştır. Bu durum, Kur’an’ın aile, ahlâk, ekonomi, insan hakları ve çevre gibi temel konulara ilişkin görüşlerinin bütüncül bir biçimde değerlendirilmesine imkân sağlamış ve dinî hayatın Kur’an merkezli olarak yeniden inşa edilmesi düşüncesine önemli katkılarda bulunmuştur. Yapılan bu çalışmaların, Kur’an’ın sadece tilavet edilen bir kitap olmadığını; aynı zamanda çağın sorunlarına çözüm üreten, bireysel ve toplumsal hayata rehberlik eden ilahî bir mesaj olduğunu ortaya koyma amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.

Netice olarak Kur’an’ın tarihî süreç içerisinde farklı amaç ve yöntemlerle okunmuş olması, kaçınılması mümkün olmayan tabiî bir sonuçtur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. Bu da farklı okuma biçimlerinden hiçbirinin, Kur’an’ın insanı sahih bir inanca, sağlam bir ahlâka ve dengeli bir hayata ulaştırmayı hedefleyen aslî gayesinden uzaklaştırmamasına bir zemin oluşturmamasıdır. Zira Kur’an’ın nüzûl sürecinde takip ettiği yöntem ve meydana getirdiği bireysel ve toplumsal dönüşüm, onun öncelikli amacının insanı inşa etmek ve toplumu ıslah etmek olduğunu göstermektedir. Böyle bir anlayışın ve dönüşümün gerçekleşebilmesi ise ancak Kur’an’ın tenzilinde uyguladığı yöntemin iyi anlaşılması, üzerinde tefekkür edilmesi ve hayata aktarılmasıyla mümkündür. Bunun yolu da Kur’an’la doğru ve sağlıklı bir ilişki kurmaktan; onu sadece okunan ve dinlenen bir metin olarak algılamamaktan, bilakis anlaşılan, yaşanan ve hayatı anlamlandıran ilahî bir rehber olarak görmekten geçmektedir.

Çünkü Kur’an’ın nihai hedefi, insanı sadece bilgilendirmek değildir. Asıl hedef, bu bilgiyi imana, ahlâka ve davranışa dönüştürerek bireysel ve toplumsal bir değişim gerçekleştirmektir. Bu nedenle Kur’an’la kurulacak en doğru ilişki, onu sadece tilavet edilen bir metin olarak değil; anlaşılan, üzerinde düşünülen, yaşanan ve insanı dönüştüren ilahî bir rehber olarak görmek ve bu amaçla okumaktır.

Dipnotlar

[1] Yahya Kemal, Aziz İstanbul, Topkapı Sarayında, İstanbul 1969, s. 120.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • Kuranı Kerimi ,anlamak için okurken,
    Anladığımız kadar okumalı.
    Tilavet konusuna gelince,hocamızında buyurduğu gibi okunuşunu yeni nesillere silsile yolu ile iletmek lazım.
    Tefsir ve meali konusunda elbette her zaman meal olarak okumak lazım.

  • Zamanla Abdullah b.Ömer(ra)'dan rivayetle bir yazı okumuştum.Abdullah b. Ömer şöyle diyordu.İki devre eriştim.Biri rasulüllaj(sav) dönemi.Ayetler nazil olduğunda biz onları öğreniyor,değer veriyor,hayatımızda tatbik ediyor yaşıyorduk.Bir da rasûlüllah ve ashabdan sonraki döneme eriştim.Biz onlara Kur'an-ı veriyorduk Onlar değersiz döküntü hurmalar gibi saçıp savuruyorladı.Daha o gün öyleyse,asırlar sonra gelen bizler ne haldeyiz.Kur'an okunarak,hıfzederrk korunmuştur ama,amelini kuşanma ahlâkını yaşama,muamele konusunda ifsad olmuş bir ümmetle karşı kaşıyayız.Okumalarda farklılaştı anlayışlarda.Tarihselliğin yanında,Kur'an'a indirilmiş din.Sünnete uydurulmuş din diyenler türedi.Deizm gibi sapkın düşünceler ihdas oldu.İman ettik sanki her şey tamam oldu.Kitabı hayatımızın gerçekliğine dokundurmaz hale geldik.Geçmiş ümmetler kitaplarını ve inançlarını tahrif ettiler.Biz ise kitabımız korundu ama ne yazık ki ümmetin hen inancı hem de yaşantısı tahrif oldu.Medyatik algılar,kulaktan zehirlenmeler üzerimize çığ gibi geliyor.İman edip işbaşı yapmak gerekirken,sanki ümmet iman ettim paydos ettim der gibi bir hayat yaşıyor.Bozulmuşu düzeltmek kadar zor bir şey yoktur.Helr yanlışlarını dpğru kabul edfn kanıksayan kimse olunca.
    Hocam saygılarımla ellerinden öperim.

  • Bu makale bana şunu fısıldıyor: yüce Rabbim Rahman süresin de “ O her an bir yaratma halindedir” buyuruyor. Bize düşen kainatın kitabını iyi okuyabilmemiz gerekiyor. kısaca Akifin deyişiyle kuran dan olup ilhamı asrın idrakine sunmalıyız yani kuranın evrensel ilkelerine göre kendimizi çek etmeliyiz fabrika ayarlarımıza fıtratımız dönmeliyiz.

Recent Posts

  • Dünya

İngilterenin Üçte İkisi İçin Resmen Kuraklık İlan Edildi

İngilterenin üçte ikisi için resmen kuraklık ilan edildi. Ülke genelinde su kaynaklarının azalması, tarımsal üretimi…

15 saniye ago
  • Genel

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kilisteki afet konutlarının görüntülerini paylaştı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kilisteki afet konutlarının görüntülerini paylaştı. Detaylar haberimizde.

17 saniye ago
  • Ekonomi

Batı Akdenizden 7 ayda 1 milyar 763 milyon dolarlık ihracat yapıldı

Batı Akdenizden 7 ayda 1 milyar 763 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Bu dönemde öne çıkan…

5 dakika ago
  • Dünya

Gazze Hükümeti: Netanyahunun Açıklamaları Müzakere Sürecine Açık Bir Darbedir

Gazze hükümeti: Netanyahunun açıklamaları müzakere sürecine açık bir darbedir hakkında son gelişmeler. Gazze hükümeti, Netanyahu'nun…

6 dakika ago
  • Ekonomi

Intel, 15 Milyar Dolarlık Hisse Senedi Arzı Planlıyor

Intel, 15 milyar dolarlık hisse senedi arzı planlıyor. Bu adım, şirketin finansal stratejilerini güçlendirmeyi hedefliyor.

6 dakika ago
  • Dünya

Bosna Hersek’teki Orman Yangınlarına Askeri Helikopterler Müdahale Ediyor

Bosna Hersek orman yangınları hakkında son gelişmeler. Bosna Hersek'teki orman yangınlarına askeri helikopterler müdahale ediyor.…

9 dakika ago