
Washington’dan gelen son gelişmeler, ABD’nin Batı Yarımküre’deki hakimiyet iddiasını yeniden gündeme getirdi. Başkan Donald Trump, Venezuela’ya düzenlenen askeri operasyonun ardından yaptığı açıklamada, 1823’te ilan edilen Monroe Doktrini’ni “aşmış” bir yaklaşım benimsediklerini belirterek, buna “Donroe Doktrini” adını verdi. Bu ifade, Trump’ın adıyla Monroe Doktrini’nin birleşiminden oluşan ironik bir kelime oyunu olsa da, arkasındaki niyet oldukça ciddi: ABD’nin “arka bahçesi”nde tam egemenlik kurmak.

Monroe Doktrini, başlangıçta Avrupa güçlerinin Amerika kıtasında sömürgecilik yapmasını engellemeyi amaçlayan savunmacı bir politikaydı. Ancak tarih boyunca, özellikle Roosevelt Eklemesiyle, ABD’nin Latin Amerika’da müdahaleci bir “büyük sopa” politikasına dönüştü. Trump’ın versiyonu ise bunu daha da ileri götürüyor: Resmi Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde “Trump Eklemesi” olarak tanımlanan bu yaklaşım, Çin, Rusya ve İran gibi “yarımküre dışı rakiplerin” bölgedeki varlığını doğrudan tehdit olarak görüyor ve ABD’nin askeri, ekonomik hatta doğrudan müdahale hakkını meşrulaştırıyor.
Peki bu doktrin pratikte ne anlama geliyor? Venezuela operasyonu bunun en somut örneği. Nicolás Maduro’nun ABD özel kuvvetlerince yakalanması ve ülkeye kaçırılması, uluslararası hukuku hiçe sayan bir eylem olarak eleştiriliyor. Trump, “Batı Yarımküre’de Amerikan hakimiyeti bir daha sorgulanmayacak” diyerek, Venezuela’nın petrol rezervlerini Amerikan şirketlerine açma niyetini gizlemiyor. Benzer tehditler Panama Kanalı’nın “geri alınması”, Grönland’ın ilhakı ve hatta Kanada’nın “51. eyalet” yapılması gibi absürt ama tehlikeli fikirlerle genişliyor.
Eleştirmenler haklı olarak soruyor: Bu, 21. yüzyılda açık bir neo-emperyalizm değil mi? Trump yönetimi, göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve Çin’in altyapı yatırımlarını bahane ederek, bölgedeki egemen hükümetlere baskı uyguluyor. Latin Amerika’da uzun süredir yankılanan “Yankee emperyalizmi” korkusu yeniden alevleniyor. Üstelik bu politika, ABD’nin kendi müttefiklerini bile rahatsız ediyor – Danimarka Grönland konusunda öfkeli, Kanada ise ekonomik şantaj tehditlerinden tedirgin.
Küresel sonuçları ne olacak? Donroe Doktrini, “kurallara dayalı uluslararası düzenin” sonunu getiriyor. Eğer ABD kendi yarımküresinde “güçlünün hakkı” ilkesini uyguluyorsa, Rusya Ukrayna’da, Çin Tayvan’da benzer gerekçelerle hareket edebilir. Trump’ın “America First” anlayışı, aslında “America Only”ye dönüşüyor: Küresel sorumluluklardan kaçıp, kendi kıtasında hegemonya peşinde koşmak.
Sonuç olarak, Donroe Doktrini tarihsel bir geri adım. Monroe’nun savunmacı uyarısı, Trump’ın elinde agresif bir ilhak aracı haline gelmiş. Bu, sadece Latin Amerika için değil, tüm dünya için istikrarsızlığı artıran bir yaklaşım. ABD’nin “büyük güç” olma iddiası, zorbalıkla mı sürdürülecek? Tarih, böyle politikaların uzun vadede geri teptiğini gösteriyor. Trump’ın bu “doktrini”, belki kısa vadeli zaferler getirir, ama kalıcı bir utanç olarak kalabilir.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube