islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0482
EURO
36,0478
ALTIN
2.561,47
BIST
11.064,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
32°C
İstanbul
32°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
33°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
34°C
Perşembe Az Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
32°C

Üç Semavî Üç Din Var mı? I 3

Üç Semavî Üç Din Var mı? I 3

Kur’ânın Musaddık – Müheymin Oluşu

İslâm’ın Tek Semavî Dîn oluşunun Kurânî üçünü kanıtı Musaddık ve Müheymin olan Kur’ân’ın doğruları tespiti ve sapmaları belirlemesidir.

a. Kur’ânın Musaddık – Müheymin Olarak Doğruları Tesbit Edip Sapmaları Belirlemesi 

Kur’ân İslâm’ın asliyetini koruyan yürülükteki son Kitab’ıdır. Onun, her bir peygambere verilen ortak metin olan el- Kitab’ı içerdiği gibi kendisinden önce inen Kitaplar örneğin Tevrat ve İncil üzerinde Musaddık/doğrulayıcı ve Müheymin/içeriklerini gözetici ve de tashih edici olması da Semavi din olarak İslâm’ın tekliğinin delilidir. (Âl-i İmran 3/3; el-Mâide 5/ Musaddık 48)

Kur’ân’ın Musaddık ve Müheymin olduğunu göstermek için incelenecek konuların başında Allah, Nebi-Resul, Âhiret ve Salih ameller başta gelmektedir. Mukayeseli olarak bu konuların incelenmesi kitaplık çalıştırmaları gerektireceği açıktır. Biz bazı noktalara dikkat çekmeye çalışacağız.

Musaddık ve Müheymin Olan Kur’ân’ın Belirlediği Sapmalar I

a- Allah İnancının Şirke Bulaştırılması

Hiç şüphesiz bütün peygamberler kendilerine indirilen ortak yasa olan el-Kitab’a göre Allah’a inanmışlardır. el-Kitab’ı da içeren Kur’ân’a göre insanların çağrıldığı bu inanç şöylece özetlenebilir:

Allah, tüm yüceliklerle vasıflı, bütün eksiklerden beri, yaratıcı, buyrukları ile hayata müdâhil, yaşatıcı, yönlendirici, bir ve benzeri gibisi olmayan bir Rabdir. Öncesiz ve sonrasızdır, bilgisi ve kudreti sınırsızdır.

Allah hiçbir mahlûku kendisinin benzeri gibisi bile olmayan; âlemlerin, doğmamış, doğurmamış Rabbidir.

Kur’ân Allah’a oğul isnad etmeyi gökleri ve yeri çatlatacak bir kâfirlik olarak açıklamaktadır.[1]

Kur’ân âyetlerinde Hz.İsay’ı tanrılaştıran teslîsçiler (Allah’ı üçleyenler), onlar gibi Allah’ı insan gibi tasavvur eden ve Üzeyir’i (Ezra) Allah’ın oğlu olarak vasfedenler ve tabîi olarak da uzak doğuda görülen benzerleri de Allah’a Şirk/ortak koşmaktadırlar. Allah’ın affetmeyeceği Cehennemlik büyük günah olan Şirk’i içeren yapılar yürürlükte olmak şöyle dursun semavî olmak vasfını da kaybederler.[2]

Mevcut muharref yapılarıyla Semavî dinler olarak ileri sürülen Yahudilik ve Hıristiyanlıkta ise haşa oğul edinen, maddî bir varlık gibi insanlara görünen, pişmanlık duyup acı çeken, ıslık çalan, bahçede gezen, sapıklığa düşüren, katliam ve ırza tecavüz emri veren, Papa ve Ruhbanlar tarafından adına af yetkisi kullanılan, görevler yüklenen ve yasaklar konan bir Allah inancı görülüyor. Bütün bunlar da Şirk’tir. [3]

İslâm Dîni son ilahî kitabı olan Kur’ân Musaddık ve Müheymin vasfıyla Allah’a ilişkin batıl inançları belirleyip düzeltiyor.

Musaddık ve Müheymin Olan Kur’ân’ın Belirlediği Sapmalar II

b. Peygamberlerin İlahlaştırılması-Aşağılanması ve Kitabların Tahrifi ve bir Kısmına İnanılmaması

Kur’ân ve açıklayıcısı olan Sünnet, İslâm’ın tarihi süreçte gelmiş bütün Peygamberlerine ve onların Kutsal Sayfalar ve Kitaplar teblîğ ettiklerine inanmayı görev kılar. Bu sebeple örneğin Hz. İbrâhîm’e, Hz. Mûs’a ve diğerlerine inanmak gerekir. Hz. Îsa’nın ilâh değil Peygamber olduğuna ve onun geleceğini müjdelediği Hz. Muhammed’in Peygamberliğine îman gerekir. Kur’ân’da şöyle buyrulur:

Âl-i İmran 84-85:

De ki: “Biz, Allah’a; bize indirilene; İbrahîm’e, İsmaîl’e, İshak’a, Yakûb’a ve onun neslinden gelenlere indirilene; Rableri tarafından Mûsa’ya, Îsa’ya ve (diğer) tüm peygamberlere bahşedilene inanırız; onlar arasında hiçbir ayrım yapmayız. Ve kendimizi O’na teslim ederiz.”

Kur’ân Hz. Muhammed’in son, evrensel ve Kıyâmet Günü’ne kadar geçerli peygamber kılındığını ve ona inanılması gerektiğini de şöylece açıklamaktadır:

(Ey Muhammed!) De ki: Ey insanlar, şüphesiz, ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçiyim; O Allah ki, göklerin ve yerin egemenliği O’na aittir! O’ndan başka tanrı yoktur; hayatı ve ölümü bahşeden O’dur! Öyleyse artık Allah’a ve O’nun Elçisi’ne îman edin; okuması-yazması olmayan, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Peygamberi (Muhammed’e inanın) ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız!”[4]

Peygamberleri doğrulayan Hz. Muhammed’e ve önceki ilâhî kitapları / yasaları özetleyerek içine alan Kur’ân’a inanılmadıkça, Peygamberlerin teblîğ ettiği ed-Dîn olan İslâm’a inanılmış olamayacağı açıktır.[5]

Çünkü hakikatin ölçüsü olan Kur’ân Peygamberlerin bir kısmına inanmayanları da, kâfir olarak ilan etmektedir.

“Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile Peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyenler ‘Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız’ diyenler ve bunlar arsında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçek kâfirler bunlardır ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa, 150-151)

Bir diğer anlatımla Kur’ân mesela peygamberlik dönemleri sona eren Hz. Mûsa ve Îsa’nın kendi dönemlerindeki peygamberliklerini inkârı bile kâfirlikle nitelemektedir.

İslâm Kur’ân ile Peygamberleri tebliğlerine bağlı seçkin insanlar olarak niteler. Mevcut Tevat ve İncil’de ise onların bir kısmı Allah’ın çocukları olarak ilahlaştırılırken bir kısmı da ahlâksız olarak nitelenmektedir. Hz. Lût, Yûsuf, Dâvûd ve Süleyman gibi Kur’ân’ın yücelttiği Peygamberlerin nasıl ahlâksız kişiler görüldüğüne bakalım:

Peygamberlere isnad edilen ahlâksızlıklar için örnekler:

“…Lutun iki kızı babalarından gebe kaldılar…” (Tekvin 19, 30-36)

“Ve Yusuf onlara dedi: Yaptığınız bu iş nedir? Bilmediniz mi ki, benim gibi bir adam elbette fala bakabilir. ” (Tekvin 44, 15)

“Ve onun (Süleyman’ın)yediyüz karısı, kral kızı olup üç yüz de cariyesi vardı. Ve karıları onun yüreğini saptırdılar.” (1. Krallar 11, 3)

“Ve Davut ulaklar gönderip (Hitti Uriyanın karısını)getirtti ve kadın onun yanına geldi ve aybaşı kirliliğinden arınmış olduğundan Davut onunla yattı ve kadın evine döndü.” (II. Samuel 11, 3-5)Ali Rıza DEMİRCAN

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.