
21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken yapay zekâ ve ileri teknolojiler ulusal güvenlik paradigmalarını yeniden tanımlamaktadır. Artan tehdit algılamaları, istihbarat ve terörle mücadele disiplinlerini dönüştürürken, bu alanlardaki bilimsel gelişmeler yakından takip edilmelidir. Her bilimsel keşif, yeni güvenlik açıkları ve tehditler doğurabileceği gibi stratejik avantajlar da sağlayabilir. Bu nedenle, dinamik ve uyarlanabilir güvenlik politikaları şekillendirilmelidir. Yüksek teknoloji, bilimsel ilerlemeler ve ulusal güvenlik arasındaki bağlantılar iyi analiz edilerek, tehdit ve fırsatlar dengeli bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
Millî İstihbarat Akademisi, bu yıl ilk kez gerçekleştireceği “Uluslararası İstihbarat Çalışmaları Kongresi” kapsamında bildiri çağrısında bulundu. Ülkemizin istihbarat disiplinini bir bilim dalı olarak değerlendirerek artan tehdit algılamalarına karşı kendi millî literatürünü oluşturmasına katkı/olanak sağlayacak kongre, 10-12 Ekim 2025 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek. Önerilen konu başlıkları ve kongreye katılım için detaylı bilgilere mia.edu.tr adresinden erişilebilmektedir.
Yapay zekânın üretken modelleri, deepfake (derin sahte) içerikler (ses ve videolar) üretilmesini olanaklı hâle getirerek dolandırıcılık, dezenformasyon ve siber saldırıların artmasına neden oluyor. Özellikle deepfake tehdidi ile alakalı hedef olan Selçuk Bayraktar ve Baykar şirketinin sahte reklamları YouTube platformunda Türk kullanıcıları hedef alıyor. Deepfake teknolojisi ile konuşturulan sahte bir video Selçuk Bayraklar, insanları sözde Baykar’a yatırım yapmaya davet ediyor. Ancak video deepfake ile oluşturulan sahte bir içerik ve yönlendirilen sayfa ise dolandırıcılık amacıyla oluşturulmuş.
Deepfake teknolojisi ile özellikle yüksek profilli bireylerin taklit edilmesi, istihbarat ve ulusal güvenlik açısından büyük bir risk teşkil ediyor. Terör örgütleri ve düşman istihbarat servisleri bu teknolojiyi psikolojik operasyonlar ve manipülatif propaganda için de kullanabilir. Bu nedenle yapay zekâ destekli deepfake tespit sistemleri üzerine yoğunlaşılmalı ve ulusal güvenlik birimlerinin bu tehdide karşı donanımlı olması sağlanmalıdır. Yatırım dolandırıcılığının ötesinde siyasilerin, milletvekillerinin, devlet adamlarının taklit edilmesi, sahte görüntüler ile halkın manipülasyona uğratılması ve artan iç gerilim ile birlikte sokakların bu yolla karıştırılması hedeflenebilir. Özetle deepfake teknolojisi çok dikkatli olunması gereken bir konu.
Çinli araştırmacılar, mikro-uydu teknolojisiyle kuantum şifreleme uygulamalarında devrim niteliğinde bir adım attı. Kuantum anahtar dağıtımı (QKD) sayesinde, mesajların kırılması imkânsız hale gelirken, bu gelişme istihbarat servisleri için hem bir avantaj hem de bir meydan okuma niteliği taşıyor. Eğer düşman devletler bu teknolojiye erken erişim sağlarsa, geleneksel şifreleme yöntemleri hızla geçerliliğini yitirebilir. Bu bağlamda Türkiye’nin kuantum iletişim ağlarını kurması ve güvenli veri aktarımını sağlamak için bağımsız bir altyapı oluşturması hayati önem taşımaktadır. Kuantum bilgisayarlar ile geleneksel şifreleme yöntemleri kırılabilir hâle geliyor. Bu çerçevede Türkiye’nin de Çin’in geliştirdiği kuantum şifreleme yöntemleri gibi güvenli haberleşme ve veri güvenliği kapsamında kuantum şifreleme yöntemleri geliştirmesi, bu sistemi Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı QuanT’a entegre etmesi, İMECE uydusuna entegre etmesi hayati öneme sahiptir.
DNA özünde bir USB bellek gibi, içerisinde yaşamın kodlarını sakladığı gibi kritik verilerin korunmasında da kullanılabilmektedir. İstihbarat örgütleri tarafından kritik verilerin saklanmasının en etkili yollarından biri saha ajanlarının DNA’sına verinin aktarılması ve yurda dönüşü kapsamında DNA üzerinden ilgili verinin analiz edilmesidir.
DNA tabanlı veri depolama teknolojisi, bilgi saklama yöntemlerinde çığır açıyor. Yapay zekâ destekli DNA veri alma süreçlerinin hızlanması, büyük miktarda verinin güvenli şekilde saklanmasını sağlayabiliyor. Ancak bu teknolojinin kötü niyetli aktörler tarafından kullanılması, istihbarat servislerinin siber tehditlere karşı daha hazırlıklı olmasını gerektiriyor. Biyoteknoloji ile siber güvenlik arasındaki kesişim noktalarını iyi analiz etmek ve bu alandaki gelişmelerin ulusal güvenlik üzerindeki etkilerini değerlendirmek büyük önem taşımaktadır.
Princeton Üniversitesi’nin yeni bir araştırması, Dünya’nın manyetik alanını kullanarak enerji üretmenin mümkün olabileceğini ortaya koyuyor. Enerji krizine alternatif olarak Dünya’nın dönme enerjisinin enerjiye dönüştürülmesi Çin’in Yapay Güneş Projesi’ne ya da nükleer enerjiye yönelik bir alternatif oluşturabilecek yeni bir saha olarak değerlendirilmelidir. Eğer bu teknoloji ölçeklenebilir hâle getirilirse, enerji bağımsızlığı sağlayarak askerî ve sivil savunma sistemlerini olası enerji krizlerine/siber saldırılara/enerji sabotajlarına karşı güçlendirebilir/koruyabilir.
Ulusal güvenliğin sürekliliği, teknolojik gelişmelere uyum sağlamakla mümkündür. Yapay zekâ, kuantum bilişim, deepfake tespit sistemleri ve biyo-veri teknolojileri gibi alanlarda stratejik adımlar atan ülkeler, geleceğin tehditlerine karşı karşı koymada daha dayanıklı aktörler olacaklardır. Türkiye’nin bu alanlarda bağımsız ve çağın ötesine geçen çözümler geliştirmesi, ulusal güvenliğini tesis etmenin kritik bileşenleridir.
Ömer Memoğlu
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-