islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0413
EURO
35,9402
ALTIN
2.546,09
BIST
11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
35°C
İstanbul
35°C
Açık
Pazartesi Az Bulutlu
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

Yazık, bir ilâhiyat profesörü bu çukura düşmemeliydi

Yazık, bir ilâhiyat profesörü bu çukura düşmemeliydi

Sosyal medyada, bir ilahiyat profesörünün tüyleri diken diken eden bir takım hezeyanlarına rastladım.  Kur’an hakkında yine ipe-sapa gelmez ayarsız sözler söylüyor, insanları şüpheye düşürecek bir takım asılsız düşünceler ileri sürüyordu. Daha önce de böyle bir şey yapmıştı. Biz de bir iki makale ile cevabını  vermiştik.[1][1] Şimdi de aynı iddiasını daha korkunç, daha iğrenç bir şekilde dikkatlere sunuyor, Kalem suresinin 8-16 ayetlerini de misal gösteriyordu.    

Allah, insana aklı kendisine inansın ve kelamı olan Kur’an’ı anlasın ve son peygamberi Hz. Muhammed’e (sav) uysun diye vermişken ne acı ve ne hazindir ki bazı insanlar, aklı inkârda kullanmaktadırlar. Hem üzüldüm, hem acıdım, hem de kızdım.  Bir ilahiyat profesörü cahiliye döneminin kör cahillerinin derekesine düşmemeli, böyle  bir cürme ve cinayete tenezzül etmemeli idi.   

Bu profesörün bu zehirli fikirleriyle ne kadar insan bozulur, ne kadar insan Kur’an hakkında şüpheye düşer, ne kadar insan deist, ateist ve kâfir olursa onların vebal ve günahlarının bir misli de bu profesör ve benzerlerinin boynuna yüklenecektir. Hadisi şerif’te: “İyiliğe sebep olan iyiliği yapmış gibidir.”[2][2] Yani onun gibi sevap kazanır, buyurulmuş. Bunun tersi de şudur: Kötülüğe sebep olan da kötülüğü yapan gibidir, aynen onun gibi günah kazanır.   

Zavallı profesörün bir münkiri aratmaz müstehzi konuşmasının ilk bölümü şöyle:   

“Orion takımyıldızına bak, Andromeda’ya bak, Samanyoluna bak, National  Geographic’le git, okyanusun diplerine bak, kutuplara bak, çiçeğe bak, Boğazda erguvana bak, bir de Kur’an’da yirmi üç sene Velid bin Muğire aşağı, Âs bin Vâil yukarı deyip bütün kadrajını Hicaz-Taif-Medine’ye sıkıştırmış ve insanlığa son söyleyeceği sözün çapı oradaki üç beş tane lavuk müşrik.” [3][3]  

Kur’an’ın hâşâ çapsızlığını utanmadan dile getiren bu zavallı profesör, bu sözleriyle aslında kendi çapsizlığını ve ufuksuzluğunu ortaya koymuştur. Bu sözlerin sahibine benim de diyeceğim şudur:   

Senin “bak” deyip te bakmadıklarına, tefekkür edip ibret almadıklarına Kur’an, hem de 1442 sene önce baktırmış. Senin bunlardan haberin olsaydı, böyle bir cümle kurmaktan utanırdın. Kur’an, “Allah’ın rahmetinin izlerine bak”[4][4] diyor. Nedir o Allah’ın rahmetinin izleri? Orion takım yıldızları, Andromeda, Samanyolu, Okyanusun dipleri, balıklar, kutuplar, çiçekler, Boğazda erguvanlar, karada gezen, denizde yüzen, havada uçan kuşlar.[5][5] Kâinat ve kâinatın içindeki her şey Allah’ın rahmet ve merhametinin izleridir. Bak, bak da Allah’ın rahmetinin izlerini, eserlerini gör; gör de ibret al, diyor Allah.[5] Kâinatı nasıl merhamet ve muhabbetiyle kucakladığını anla. Anla da, secdelere kapan, sonsuz şükran ve muhabbetlerini takdim et O’na.    

Ayette geçen “Rahmet” kelimesi acımak demektir. Allah’ın rahmetinin yani acımasının izlerini her yerde görmek mümkün. İnsanın yüzünde, yeryüzünde, gökyüzünde, deniz yüzünde, deniz içinde, toprak altında-toprak üstünde, kısaca bütün bir kâinatta Allah’ın rahmet izleri görünüyor. Kime? Görene. Köre ne?  

Lafzı ve manasıyla Allah’tan gelmiş olan Kur’an, insana, hangi şeyden yaratıldığına,[6][6] yediklerine[7][7] bak diyor. Develere, göklere, dağlara, yerlere[8][8] bak diyor, düşün, ibret al diyor… Bunlarla ilgili onlarca, yüzlerce ayet söylerim sana. Sen koskoca bir profesör olarak bunları okuyamamış ve görememişsen ve öğrencilerine gösterememişsen ben ne yapayım!      

Ey profesör! Kur’an, zerrelerden kürelere, mikro alemden makro âleme kadar kâinatı okuyor,[9][9] Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki Kur’an’da olmasın.[10][10] O, İlmi Sonsuz’un ilminden akıp gelmiştir.  

Ey profesör! Kur’an, Kalem suresinin bu ayetleriyle senin sandığın gibi “üç-beş tane lavuk müşrikle” değil, günümüzdeki ve kıyamete kadar gelecek olan bütün müşriklerle, kefere ve fecere ile uğraşmış ve hepsini belağat ve fesahatiyle yere sermiştir. Çok çabalamışlardır, ama değil bir suresinin, bir ayetinin dahi benzerini ortaya koyamamışlardır. Çünkü Kur’an, bir kısım zavallıların iddia ettiği gibi beşer kelamı değil, lafzı ve manasıyla her şeyi bilen ve her şeyi gören Allah’ın kelamıdır. Kur’an “Ebuleheb’in elleri kurusun”[11][11] derken, sadece Hz. Peygamberi taşlayan Ebuleheb’i değil, bugünün ve kıyamete kadar gelecek olan, Kur’an’ı  ve Hz. Muhammed’i (sav) taşlayan bütün Ebuleheb’leri kastetmiştir.    

Bir profesörün kullandığı üslûba bakın. Sokak cühelasının kullandığı üslûptan da aşağı bir üslûbu kullanmak, hangi bilim adamına yakışır? Hâşâ Kur’an kimseye küfretmez. Ama küfreden kâfirlerin küfrünü, alçaklığını ortaya koyar. Hem de kelimeleri küfürlerinin şiddetine göre seçer. Burda da öyle yapmıştır. Allah bu alçak karakterleri bize tanıtmakla demek ister ki: Bakın, ey insanlar, bakın da benim masum peygamberime ve mucize kitabıma hücum eden, hakaret eden, inkâr edenlerin kimler olduğunu görün; görün de bu çapsız ve ufuksuz adamlar gibi olmayın. Sakın böyle densizliklere teşebbüs ve tenezzül etmeyin. Dünyada nimetten ve saadetten, ahirette de cennetten mahrum kalmayın.   

Allah’ın, bizim anlayacağımız dille konuşmasına tenezzülat-ı ilahiyye denir. Allah kelamını bizim seviyemize indirmeseydi kim, nasıl anlayacaktı Allah’ın kelamını? Allah Kur’an’da öyle bir üslûp kullanmıştır ki seviyeleri ve meslekleri farklı her insan “Kur’an tam bana göre konuşuyor” diyebiliyor. Kur’an’ın i’câz yönlerinden biri de budur.   

Gözü kör olan, nasıl görsün güneşin ihtişamını ve güzelliğini? Basîreti, manevî gözü kör olan da nasıl görsün Kur’an’ın güzelliğini ve tazeliğini.   

Enteresan bir tevafuktur: Kur’an’ı eleştiren profesöre, en güzel cevabı, yine misal olarak seçtiği ayetler vermiştir. Ben o ayetleri şimdi sizin dikkatlerinize sunacağım. Bu ayetler, o günün ipe sapa gelmez müşriklerinin karakterini ortaya koyduğu gibi günümüzün ve kıyamete kadar gelecek olan bütün müşrik ve mütekebbirlerin karakterlerini ve özelliklerini sayıp dökmektedir. Aslında Kur’an’ın üslûbu nezihtir, ama muhatap nezahetten, nezaketten, zerafetten, zekâvetten anlamayan birisi ise böylelerine de işte böyle bazen sert üslûp ta kullanmaktadır. Ameliyat olması gereken bir hastaya aspirin verilmez.    

Kalem suresinin sekizden on altıncı ayete kadar olan kısmı, bir tanımdır. Bu ayetleriyle Allah, Kur’an’a sataşan ve Kur’an’la dalga geçen, inananların akıllarına şüphe düşüren, bir kısım insanların deist, ateist olmasına, dinsiz ve imansız kalmasına sebep olan dünün ve bugünün inkârcı ve yalancılarını inananlara tanıtıyor ve şöyle buyuruyor:    

فَلَا تُطِـعِ الْمُكَذِّب۪ينَ    

وَدُّوالَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ    

وَلَا تُطِـعْ كُلَّ حَلَّافٍمَه۪ينٍۙ    

هَمَّازٍمَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ    

مَنَّاعٍلِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ    

عُتُلٍّبَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ    

اَنْ كَانَ ذَا مَالٍوَبَن۪ينَۜ    

اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَاقَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ    

سَنَسِمُهُعَلَى الْخُرْطُومِ    

(Ey Rasûlüm), seni ve senin elindeki Kur’an’ı inkâr eden inkârcı ve yalancılara boyun eğme! (Onlara inanma.) Onlar isterler ki sen tâviz veresin, onlar da tâviz versinler. (Onlar taviz verebilir, gittikleri yoldan dönebilir, çünkü onların yolu zaten yol değil. Ama sen taviz veremezsin. Çünkü sen doğru yoldasın, Allah’ın yolundasın.)   

“Olur olmaz şeye yemin eden her kişiye, aşağılık herife, daima kusur arayıp iğneleyene, durmadan laf götürüp getirene, iyiliği hep engelleyene, saldırgana, günaha dadanmışa, huysuz ve sert adama, bütün bunlardan sonra bir de ne idüğü belirsiz kimseye, serveti ve çocukları var diye sakın boyun eğme. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der. Yakında onun alnına (cehennemlik) damgasını vuracağız!”[12][12]   

Bugün de: “Kur’an öncekilerin hurafeleri ve masallarıdır. Muhammed onu uydurdu ve Allah’a mal etti.” Diyenler var. İşte dün ve bugün böyle diyenleri Allah, yukardaki ayetleriyle tanıtıyor ve azabıyla tehdit ediyor: Yakında biz böyle diyenlerin burnuna damga vuracağız, (kibrini kırıp rezil edeceğiz.) buyuruyor.[13][13] 

Allah hiç kimseyi bu akıbetle baş başa bırakmasın. 

[14][1] Yayınladığımız üç makalenin başlığı şu: Dert, Kur’an’I Anlamak Olmalı, Milletin İmanını Sarsmak Olmamalı. (https://www.mirathaber.com/dert-kurani-anlamak-olmali-milletin-imanini-sarsmak- 

[15][2] Tirmizî, İlim, 14 

[16][3] Bkz. https://yazarumit.com/unlu-ilahiyatci-haddi-asmakta-sinir-tanimiyor/ 

[17][4] Bkz. Rûm, 30/50 

[18][5] Bkz. Nahl, 16/79; Mülk, 67/19 

[19][6] Bkz. Tarık, 86/5 

[20][7] Bkz. Abese, 80/24 

[21][8] Bkz. Ğâşiye, 88/17; Kâf, 50/6 

[22][9] Bkz. Sözler, 31 

[23][10] Bkz. En’am, 6/59 

[24][11] Tebbet, 111/1 

[25][12] Kalem, 68/8-16 

[26][13] Es-Sâbûnî, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefâsîr, 3/403 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.