Makale

YETİMİ ÖRSELEMEMEK

YETİMİ ÖRSELEMEMEK

Kur’ân, “yetimi doyurmamayı, itip kakmayı, dini yalanlamakla eşdeğer tutan” [1] bir kitaptır. Yine Kur’ân’ın yirmiyi aşan âyeti yetim haklarıyla ilgili emirler ve yasaklar içermektedir. Bu emirler içerisinde en çok dikkat çekilen ilk nokta, yetimlerin mallarına dokunmamaktır. İkinci nokta ise yetimlerin eğitilip yeteneklerinin ortaya çıkarılmasıdır. Şimdi, Duhâ/9. âyete baktığımızda, bu âyet Hz. Peygamber’e şöyle söylemektedir: “Öyleyse yetime haksızlık yapma” veya başka bir çeviri ile “O hâlde yetimi perişan etme/daha da kötüleştirme” [2] Âyette geçen “takher” kelimesi “hem üstün gelme hem de zelil kılma” anlamına gelen “kahr” [3] kelimesinden türemiştir. Demek ki öncelikle Allah, maddî anlamda yetimliği yaşayan, o konuda tecrübesi olan Hz. Peygamber’e yetimi zayıf görmemesini, ona hor bakmamasını, onu ezmemesini emretmektedir. Başka bir ifâde ile kendisi yetimken bakımını Allah nasıl sağladıysa, şimdi de Hz. Peygamber’den çevresindeki yetimleri gözetmesi, adeta onlara sahip çıkması istenmektedir.

Fakat âyete böyle bir anlam verdiğimizde sanki bu âyetten anlamamız/çıkarmamız gerekeni anlamamışız/çıkaramamışız gibi bir duygu ortaya çıkıyor. Şöyle ki; bu âyet Kur’ân’ın ilk inen âyetlerindendir ve bu âyet ininceye kadar Hz. Peygamber’in geçmiş yaşantısına baktığımızda, bırakalım yetimlere kötü davranmayı, çevresindeki hiç kimse ile arasında bu tür horlama/ezme/haksızlık yapma gibi olumsuz/nefsi tarihsel bir örnek/eylem bulunmamaktadır. Öyleyse Hz. Peygamber neden bu âyette geçmişinde yapmadığı bir davranışı gelecekte yapacakmış gibi yetimler konusunda uyarılmaktadır? Üstelik bu emrin kendinden önceki âyetlerde geçen “barındırma, yol gösterme, zengin kılma” lütuflarından sonra gelmesinin hikmeti nedir? Ne var ki, tefsirlerde bu konuda ikna edici bir açıklama bulunmamaktadır. İşâret edilen tek nokta, Hz. Peygamber’e verilen bunca nimetin bir şükrü olarak O’nun da yetimlere iyi davranması ve onları toplum içinde her türlü zulümden korumasıdır.

Aslında bazı meâllerde yer alan “yetime haksızlık yapma/kahretme” şeklindeki çeviriler âyetin gerçek mesajını yansıtmamaktadır. Çünkü Türkçede “yetime kahretme” ile “yetimi kahretme” ifâdeleri aynı anlama gelmez. Çevirilerin çoğunda kullanılmış olan “yetime kahretme” ifadesi, “yetime darılma, yetime gücenme, yetime haksızlık etme” gibi bir anlam içermektedir. Oysa âyet, yetimin kahrolmasının, mahvolmasının önüne geçilmesi gerektiğini anlatmaktadır. Dolayısıyla buradaki çevirinin “yetimi kahretme” şeklinde olması gerekmektedir. Bu da bize âyetin şu mesajını iletmektedir: “Yetimler aç-açık, evsiz-barksız, eğitimsiz- öğretimsiz, işsiz-güçsüz bırakılarak heder edilmemeli, gereken yapılarak analı-babalı gibi büyütülmeleri sağlanmalı, onlara en iyi eğitim ve öğretim verilmeli, saygın ve değerli kişiler olarak topluma kazandırılmalıdır.”

Duhâ/6. âyette yaptığımız gibi bu âyette geçen “yetim” ifâdesini de biyolojik anlamının dışında “Allah’tan uzak düşmek” veyâ “hakîkatin yalnızlığı” olarak ele aldığımızda daha farklı anlamlar yakalayabiliriz. Önceden de belirttiğimiz gibi yetimlik sadece anne-babadan yoksunluk değil ilimden, irfândan, mânevî hakîkatlerden yoksunluk demektir. Bu noktadan bakıldığında peygamberlik sorumluluğunun başladığı bu ilk zamanlarda Hz. Peygamber’in çevresinde bulunan herkes “yetimlik” konumundadır. Hz. Peygamber de mânevî bir önder/rehber olarak onların bu yetimliklerine sahip çıkmakla yükümlüdür.

Başka bir yaklaşımsa Mekke yönetiminin/müstekbirler’inin [4] şirk ve zulüm kaynaklı idaresi altında ezilen, sömürülen, horlanan, hakları yenen, köle gibi çalıştırılan, sorunlarına sahip çıkılmayan “mustazaflar” yâni güçsüz/kimsesiz/himayesiz/yetim bırakılan halktır. İşte Hz. Peygamber bunları koruyacak, onların içinde bulundukları bu durumun daha da kötüleşmesine izin vermeyecek ve onların haklarını savunacaktır. Zaten Hz. Peygamber’in çevresinde O’na ilk iman edenlerin ve zaman içinde İslâm’ın bayraktarlığını üstlenenlerin de bu kesimden olması yetimlerin kimler olduğunu bize göstermektedir.

Hakîkat noktasından baktığımızda “Eşref-i Mahlûkat” yâni yaratılmış en mükemmel varlık olarak bu değerini/kıymetini bilmeyen, içindeki zengin hazinenin farkında olmayan ve bu nedenle de kendisini bekleyen mânevî birçok hayırdan yoksun bulunan insânlar da “yetimlik” içerisindedirler. Bu insânlara destek olmak, onlara yol göstermek, mânevî babalık yapmak, olgunluklarına/ergenliklerine gelinceye kadar emânetlerini korumak/geliştirmek peygamberler kadar onların mirasından nasiplenmiş kişilerin de görevidir.

Duhâ/10. âyet Hz. Peygamber’e bir başka sorumluluk daha yüklemektedir: “Yardım isteyeni asla geri çevirme” veyâ başka bir çeviri ile “İsteyeni, soru soranı sakın azarlama!” [5] Âyette geçen “sail” terimi, kelime anlamıyla “isteyen kimse”yi gösterir ki bu da yalnız “dilenci”yi değil, hem maddî hem de mânevî açıdan zor durumda iken yardım ve hatta bir konuda aydınlanma/tavsiye isteyen herkesi kapsar. “Tenhar” kelimesi ise “azarlamak, sert davranmak, kovmak” anlamındadır. Görülüyor ki “sail” kelimesini “ihtiyaç sahibi, yardım isteyen” anlamında aldığımızda farklı bir mânâ, “soru soran, öğrenmek isteyen” anlamında aldığımızda da farklı bir mânâ ortaya çıkmaktadır. İlk anlama göre düşündüğümüzde Hz. Peygamber’e “sen yoksuldun ve sonra biz seni zengin kıldık, bu nedenle eğer birisi senden yardım dilerse sakın ona sert çıkma ve kovma” demektir. Eğer ikinci anlama göre yorumlarsak bu sefer de şunları söyleyebiliriz: “Senin içinde yaşadığın toplumun sorunları çözmede bilgisizliğin vardı ama biz sana vahiy indirerek birçok konuda bilgisizliğini giderdik, sorularına cevap verdik. Şimdi sen de ilim/bilgi konusunda ihtiyaçlı olarak kapına gelene, sana soru soruna cevap ver. Onlara bilgilendir ve bunu yaparken de onlara şefkatle, nezaketle davran.”

Bütün bu ifâdelerden anlıyoruz ki, yeni bir medeniyetin kurulmasında bir yandan ekonomik anlamda toplumda yardımlaşmanın, gariban ve mağdur insânların sorunlarını gidermenin, diğer yandan da toplumun fertlerinin eğitilmesinin, bilgilendirilmesinin, sorularına makul ve doğru cevap verilmesinin büyük önemi bulunmaktadır. İşte âyetler, bu noktada Hz. Peygamber’i hazırlamakta O’na bir yol haritası çizmektedir.

İslâm, bilgisini kendisiyle mezara götürenleri, insâna ve hayata ihânet etmiş zalimler olarak görür. Bilgi, aydınlıktır; bu aydınlığın hapsedilmesi ise karanlıkların en fenasıdır. Bilgiyi, kendi merkezinin dışına yaymak, insânı hiçbir kimlik kartı aramadan bilgiden nasiplendirmek, üretken ve aydınlık rûhun en büyük mutluluğudur. İslâm, bilgiyi kendi egosu için yatırım aracı yapanları da iyi insân olarak görmez. Mal ve servet gibi, bilgide de infâk etmek yani dağıtmak esastır. Bilgi infâkının ilk ve en pratik yolu, sorulara cevap vermektir. İkinci yolu konuşmak, üçüncüsü de yazmaktır.

Dipnotlar

[1] Maun/1-2.

[2] Duhâ/9 “Fe emmâl yetîme fe lâ takher.”

[3] Bir anlamı da, bir şeyi normal konumundan daha kötü bir duruma sokmaktır.

[4] Kibirliler, büyüklük taslayanlar.

[5] Duhâ/10 “Ve emmâs sâile fe lâ tenher”.

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Tahran’da: Cuma Namazında Yaşasın Türkiye Sesleri

Tahran’da Sürpriz Slogan: Cuma Namazında "Yaşasın Türkiye" Sesleri   TAHRAN – İran’ın başkenti Tahran’da her…

29 dakika ago
  • Gündem

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ

KANATLANAN ULAKLAR: POSTA GÜVERCİNLERİ Yüksek veri aktarım hızına sahip 5G teknolojisi, ülkemizde 1 Nisan 2026…

53 dakika ago
  • Gündem

Papa XIV. Leo’dan, Trump’a Sert Mesaj

Papa XIV. Leo’dan sert mesaj: “Dünya bir avuç zorba tarafından harap ediliyor” Katolik dünyasının ruhani…

2 saat ago
  • Gündem

YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ

‘‘YA DEĞİŞİM YA ÇÖKÜŞ!: YARIN DEĞİL! HEMEN ŞİMDİ!’’ CENAZE ORTA YERDE VE ARTIK HİÇBİRİMİZ MASUM…

3 saat ago
  • Makale

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!”

SUSMA ORUCU: “YA HAYIR SÖYLE, YA DA SUS!” Öncelikle şu hususun altını kalın çizgilerle çizeyim:…

3 saat ago
  • Gündem

“Titanic’ten Yapay Zekâya: İnsanın Bitmeyen Yenilmezlik Yanılgısı”

“Titanic’ten Yapay Zekâya: İnsanın Bitmeyen Yenilmezlik Yanılgısı” 1912 yılında ilk seferine çıkan RMS Titanic, dönemin…

4 saat ago