islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Yirminci Asır Câhiliyetinde Cinsel Hayat

Yirminci Asır Câhiliyetinde Cinsel Hayat
A+
A-

Yirminci Asır Câhiliyetinde Cinsel Hayat

Arabistan Yarımadası’nda gördüğümüz cinsel anarşinin devrimiz câhiliyetinde daha büyük boyutlar içinde yaşandığı her düşünür insanın kabul edeceği gerçektir.[1] Bu bakımdan müşahhas örnekler vermeye gerek görmüyoruz.

Evet yirminci asır cinsel hayatının çok daha sapık ve yaygın olduğu husûsu açık bir gerçektir.

Zira târihî dönemlerde fuhuş böylesine organize edilememiş, böylesine sömürücü bir ticarî yatırım alanı haline getirilememiştir.

Sinema, televizyon, görsel medya, özel ve genel birleşme evleri

v.s. yoluyla asrımızdaki gayr‐ı meşrû cinsel hayatın boyutları Müslümanlar dâhil hemen hemen bütün insanlığı içine alacak kadar genişlemiştir.

İslâm’a göre kadının saçlarını teşhir etmesinin ve birbirlerine yabancı ekekle kadının cinsel amaçlı tokalaşmasının da birer cinsel haram olduğu hatırlanırsa, sözlerimizde mübâlağa olmadığı anlaşılır.

Yirminci asır cinsel anarşisinin sapıklığı ve yaygınlığının bir diğer önemli tezâhürü de aile yuvasından koparılarak çalışmaya mecbûr bırakılan kadınların; işçi, memur, sekreter v.s. şeklinde istihdam olunarak, cinselliklerinin alabildiğine sömürülebilmesidir. İslâm’a göre cinsel haramlarla artık belirli kadınlar değil, kadınların büyük çoğunluğu irtibatlıdır.

Yedinci ve yirminci asır câhiliyetlerinden aldığımız, yaşanmış ve yaşanacak bütün câhiliyetlere de teşmil edebileceğimiz bu misaller ve bizzat kendi hayatımız, cinsel hayatın durmayacağını açıkça göstermektedir.

Cinsel Hayat Durmayacaktır

Meşrû veya gayr‐i meşrû cinsel hayat hiçbir devirde durmadı, durmuyor ve durmayacak.

İslâm Dîni’nin cinsel yasaları Kıyâmet Günü’ne kadar geçerli olacağına göre, durmayacağı Kur’ân’la ve Sünnet’le de sâbittir.

Yaratılış düzeni ve ilâhî deneme devam edeceği için durdurulamayacağı bir yana, cinsel hayatın durdurulması matlub da değildir. Rabbimiz ve Peygamberimiz tarafından durdurulması istenilmediği içindir ki, hadımlaşmaktan, mâzeretsiz bekârlıktan ve evlilik içinde cinsel yaşamdan çekilmekten men olunduk. Evlilikle emrolunduk. Taaddüd‐i zevcâtla da ruhsatlandık.

Yapılacak bir tek şey vardır. O da cinsel hayatın akışını kontrol altına alıp, helâl yollara kanalize etmektir. Böylece cinsel hayatı problemlerin, ısdırabların sebebi ve Cehennem’in yolu olmaktan çıkarmaktır; istikrarın, huzûrun ve de âhiret saâdetinin vesîlesi kılmakdır.

Taaddüdi Zevcâtı Zarûrîleştiren Sebebler

Düşünür kişilerin takdir buyuracağı gibi, fert ve cemiyet hayatı her zaman normal şartlar altında cereyan etmez. Ferdî, ailevî ve sosyal hayatın akışı birden fazla kadınla alâka kurmayı ve bu alâkayı evlilikle meşrûlaştırmayı gerektirebilir. Tecrübeler buna tanıklık etmektedir.

Birden fazla kadınla ilişki kurmaya sevkeden sebebleri, ferdî ve ailevî olanlarından başlayarak şöylece hülâsa edebiliriz:

a Kadının, yaratılıştan cinsel iktidarsızlığa marûz bulunduğunun ortaya çıkması,

b Kadının, zevcelik vazîfesini yapabilmesine engel müzmin veya tedâvisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanması,

c Kadının kısır olması veya cinsel kudretinin erkeğe nazaran ononbeş yıl erken zayıflaması ve bu devrede var olanlarının ölümleri sebebiyle çocuk arzu edilebilmesi,

d Kadının erkeğe nazaran oldukça yaşlı olduğu evliliklerde, zamanla daha genç bir kadına ihtiyaç hissettiren ölçüsüz ve dengesiz bir durumun ortaya çıkması,

f Maddî bakımdan iktidarlı, cinsî bakımdan çok güçlü olan kişilerin, sosyal, ruhî ve fizikî zorlamalar altında bir tek kadınla yetinmesinin çeşitli buhranlar doğurabilecek bir karaktere bürünmesi,

g Cinsel ilişkinin âdet günlerinde ve lohusalık devrelerinde dînen, gebeliğin husûsuyle son haftalarında tıbben mahzurlu olması sebebiyle kadının zevcelik görevlerini yapamamasının bazı erkeklerde problem halini alması,

h Kadın sayısının erkek sayısına nazaran fazla olması: İstatistikler açıkça göstermektedir ki, muhtelif müessirler sebebiyle bazı ülkelerde kadın sayısı erkek sayısına nazaran fazladır. Zaman zaman da fazla olacaktır.

Peygamberimiz bir mûcizevî hadislerinde bu gerçeği şöyle açıklamaktadır:

İnsanlar öyle bir dönem yaşayacaktır ki o dönemde, erkeklerin azlığı ve kadınların çokluğu sebebiyle cinsî ilişki kurmak için kırk kadının bir erkeğin ardına düştüğü görülecektir.[2]

İnsanlık tarihinin her devrinde olduğu gibi, asrımızda da devam eden harplerin kadın sayısını erkek sayısının pek çok üstüne çıkararak, hadîsde bildirilen dönemi sık sık yaşatacağı açık bir gerçektir. Bir erkeğe iki veya üç kadının düştüğü bir toplumda tek kadınla evlenmek mecbûriyeti, pek tabî‐i ki o cemiyetteki kadınların mühim bir kısmını meşrû cinsel hayattan yoksun bırakacaktır. ı Sosyal ve ekonomik şartların mecbur etmesi:

Özellikle, sosyal yardım imkânlarının pek kıt olduğu geri kalmış ülkelerde, iffetinden fedakârlık yapmaksızın geçimini sağlayacak bir iş edinemeyecek yetim, dul ve yaşlı kadınların, bir aile bünyesi içinde himaye altına alınması zorunluğu da, birden fazla kadınla meşrû ilişkiyi gerekli kılabilir.

i En mazbut toplumlarda bile vukûu muhtemel cinsel menşeli günahların, cinâyete ve fuhşa sürüklenmek veya ilgiye muhtaç bir bîçare olarak ortada kalmak gibi daha büyük felâketlere dönüşme emarelerini göstermesi. j Bunların dışında daha değişik sebeblerin ortaya çıkması:

Cemiyetten cemiyete ve aynı toplumun bünyesinde devamlı bir değişiklik gösteren sosyal olaylar, şüphesiz sürekli ilişkiye başvurulmasını zarûrî kılan daha nice ictimaî/sosyal sebepler ortaya çıkarabilir.

İslâm Dîni, çeşitli kıtalarda ve değişik ülkelerde yaşayan, farklı vasıflardaki bütün insanlara ve tüm toplumlara hitab eden bir dindir. O, hayalî idealizmi reddedip insan fıtratını ve hayatın gerçeklerini makul gören bir düzen olduğu içindir ki, beşer hayatında, birden fazla kadınla ilişki kurmayı gerekli kılan açıklamaya çalıştığımız sebeblerin mevcûdiyetini tabîi görür. Tecrübelerin de varlığını doğruladığı bu sebeplerin her devirde ve her toplumda zuhur edebileceğini de kabul eder.

Bu kişisel, ailevî ve sosyal sebebler karşısında yapılacak tek iş, başka değil aşağıda sunacağımız şekillerden birini tercih etmek olacaktır.

a‐ Açıklanan zarûrî kılıcı mezkûr sebebleri yok farzedip, bunalımlarına katlanmak ve mağdûr durumda olan eşe sabır tavsiye etmek, b‐ Boşanmak,

c‐ Ferdî, ailevî ve ictimaî pek çok zararlar tevlid eden, hukûkilik ve ahlâkîlikten yoksun bulunan, kadınlık haysiyetini ve haklarını çiğneyen taaddüd‐i nisâyı, daha açık bir ifadeyle zinâyı meşrûlaştırmak,

d‐ Hukûkî ve ahlâkî olan, sürekli vazîfeler ve haklar doğuran,pek çok da ferdî ve ictimaî yararlar sağlayan taaddüd‐i zevcât ruhsatını benimsemek…

Şimdi bu şekillerin her birini ayrı ayrı inceleyelim.

A Mezkûr Sebebleri Yok Farzetmek ve Mağdûr Eşe Sabır Tavsiye Etmek

Teoride benimsense bile, bu şeklin pratikte geçerliliği yoktur. Çünkü insanlık tarihinin her bir döneminde taaddüd‐i nisâ, /çok kadınlılık insanlığın cinsel hayatının değişmez bir gerçeği olmuştur ve olmaktadır. Ne var ki taaddüd‐i nisâ çoğu kez zinâ yoluyla varlığını sürdürmüş, bâzen de taaddüd‐i zevcat yoluyla ortaya çıkmıştır.

Mağdûr durumda olan eşe sabır tavsiye etmek elbette mümkündür. Edilmelidir de. Zira bu gibi ferdî ve ailevî zarûretler içerisinde, erkeğin ilk kadını ile yetinmesi ve hanımına vefa göstermesi pek tabîidir ki bir fazîlettir. Ancak bu fazîleti herkesten beklemek insafsızlık olur ve toplum yararları bakımından buna zarûret de yoktur.

B Boşanmak

Birden fazla kadınla ilişki kurmanın zarûrî görüleceği yerde, birinci kadını boşayarak yeni bir izdivaç yapma yolu da denebilir. Kuşkusuz bu yol ‐İslâm Aile Hukûku’na görede meşrû bir yoldur. Ancak, ciddî ve tarafsız bir mantıkla incelendiğinde görülecektir ki, tek hukûkî çıkar yol olarak boşanma, kadın menfaatleri açısından her zaman tercih edilebilir âdil ve yararlı bir yol değildir.

Nafaka ve eşlik ilişkilerinde adâlet gözetilmesi şartıyla, yukarıda açıklanan kusurlarla illetli ve boşanma halinde bekâr bir erkekle ikinci bir evlilik yapabilme ihtimâli zayıf bir kadın için, boşanmanın veya gayr‐ı meşrû bir hayat süren ilgi ve şefkat gösteremez bir kocanın karısı olma halinin, her zaman onurlu ve menfaatli olacağı ileri sürülemez.

C Taaddüdi Nisâ’yı (zinâyı) Meşrûlaştırmak

Zinâyı meşrûlaştırmak, toplumda belirli sayıdaki kadını kumalı duruma düşmekten korumak için, aynı veya daha fazla sayıdaki kadını eşlik ve analık haklarından yoksun kılmak ve onları; vücûdu sömürülen, itip kakılan, orta malı haline düşürmektir.

Kumalı duruma düşecek kadınlar korunması gereken kadınlardır da, fuhuşa sürüklenecek kadınlar korunması gereken kadınlar değil midir?

Zinâyı tabîi görmek, aynı zamanda evlilik yanında fuhşu, nesebi sahih çocuk yanında veled‐i zinâyı meşrûlaştırmak, zührevî/cinsel hastalıklara ve kürtaja da kapı açmaktır. Ayrıca ailenin kudsiyetini zedelemek, evlilik yolunu tıkamaktır. Gereksiz harcama ve düzensizliklere yol açmaktır.

İster Müslüman olsun, ister materyalist bir lâik, hiçbir düşünür insan, zinâyı alternatif olarak göremez.

Yukarıda bir kısmına değindiğimiz sakıncaları sebebiyledir ki, İslâm Dîni zinâyı da, ona götürücü eylemleri de şiddetle yasaklamış, fâillerini cezalandırmıştır.

D Taaddüd‐i Zevcât Ruhsatını Benimsemek

Açıklanan şekillerin hiçbirisi âdil, kalıcı, güvenilir ve sağlam olmadığı içindir ki İslâm; yani onun yasalarının koruyucusu ve insanın yaratıcısı olan şanı yüce Allah (c.c), mü’minlere şekillerin en güzeli ve yolların en doğrusu olan taaddüd‐i zevcât ruhsatını vermiştir. Bu ruhsatı da dörtle sınırlamıştır.

Bu bereketli ruhsatı açıklayan Nisâ Sûresi’nin üçüncü âyetinde

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Eğer yetim kızlar/yetim kızlar konumunda olan kadınlar hakkında (mehir, nafaka ve ilgi yönüyle) adil davranamamaktan korkacak olursanız, size helâl kılınan beğenebileceğiniz kadınların ikisi, üçü ve dördünü birden alarak nikâhlayın/evlenin. Eğer onların arasında da adaletli davranmamaktan korkacak olursanız, biriyle ya da yasal olarak sahib olduğunuz (savaş esiriniz) ile evlenin. Çünkü bu, haksızlık etmemeniz için en uygun uygulamalardır.

Bu âyetin hükmünü pekiştiren ve tamamlayan Nisâ Sûresi’nin yüzyirmi dokuzuncu âyetinde de şöyle buyrulmaktadır:

Yürekten isteseniz de eşleriniz arasında adaleti sağlayamazsınız. Bâri bir tarafa büsbütün meyledip de ötekini (ne dul, ne kocalı bir durumda) askılı bırakmayın. Eğer, nefsinizi düzeltir ve (haksızlıktan) sakınırsanız, (biliniz ki) Allah, şüphesiz bağışlayan ve merhamet edendir.

Hemen hemen hepsini kitabımızda incelediğimiz cinsel haramları koyan ve insanın tabîi ihtiyaçlarını gerçekçi bir yaklaşımla değerlendiren İslâm Dîni’nin taaddüd‐i zevcâtın dışında bir uygulamayı benimsemesi pek tabîidir ki mümkün olmazdı.

Taaddüdi Zevcât Laik Bir Mantıkla da Yerilemez

İslâm Dîni’nin emir ve tavsiye etmeksizin yalnızca başvurulabilir bir hukûkî ve ahlâkî kurum haline getirdiği taaddüd‐i zevcâtın, laik bir mantıkla da olsa tarafsız ilmî bir düşünce adına eleştirilip yerilmesi mümkün değildir. Çünkü târihî asırlardan devrimize kadar taaddüd‐i nisâ bir hayat gerçeği olmuştur ve olmaktadır. Taaddüd‐i zevcât ise taaddüd‐i nisânın sınırlı, ahlâkî ve sakıncasız şeklidir. Bu sebeble taaddüd‐i zevcâtın eleştirilip yerilmesi ciddiye alınamaz.

Ancak biz alalım, “Kadın haklarına tecavüze ortam hazırlayan istismar edilebilir bir kurum” olduğu şeklindeki iddia üzerinde düşünelim.

Ne gariptir ki İslâm’da kadının cinsel ve cinsellik dışı haklarını koruyucu yönü gâlib bir kurum olan taaddüd‐i zevcât, kadın haklarının ihlâline ortam hazırlamakla yargılanmaktadır.

Yaratılış düzenleri onaylamadığı halde hayatî zarûretler sebebiyle ve kendi arzularıyla ikinci veya üçüncü bir eş olmayı kabullenen

kadınlar kadın değil de, yalnız birinci eşler kadındır mantığından hareketle ileri sürülen bu iddia doğru olabilir mi?

Açık ve kesin bir cevap verelim:

Dînî ve ahlâkî bakımdan mazbût olmayan fertlerin uygulamasında bile olsa, taaddüd‐i zevcâtın değil kadınlar aleyhine istismar edilmesi ‐kadınlar istemedikçe‐ işletilmesi bile pek güç, hemen hemen de imkânsızdır.

Şimdi imkânsızlığa gölgesini salan bu güçlüğü doğurucu maddî ve manevî şartları beş madde halinde özetlemeye çalışalım.

(Devam Edecek)

ALİ RIZA DEMİRCAN

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

[1] Araştırmalara göre kişiler, Finlandiya’da 22, Fransa’da ortalama 14, Almanya ve Amerika’da 12 cinsel partner edinebiliyor. (Özgür Bolat 05 Kasım 2009 Hürriyet)

[2] et‐Tac 2/40.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.