islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Zor Görevler İçin Seçilenler ..

Zor Görevler İçin Seçilenler ..

Mukaddime

Zor zamanlarda yüklenen görevler, sıradan insanların omuzlarına değil, seçkinlerin yüreğine layıktır. Tarih boyunca en ağır ve en çetin vazifeler, ilâhî takdirle, sabır ve sebatla yükselenlerin hakkı olmuştur. Bu metinde, Gazze’de devam eden direnişi, Peygamber anlayışındaki görev tayin ve takdimi, Rabbânî tayinlerdeki imtihanın hikmeti perspektifinden ele alacak, bu müstesna coğrafyanın manevî konumunu ve direnişin şeref nişânesi olduğunu irdeleyeceğiz.

1. Peygamber Anlayışında Görev Tayin ve Takdimi

Tarihin en ağır, en zorlu yüklerinden biri olan “ilâhî vazife” önce Peygamberlere, sonra da onların izinden giden ümmetin önderlerine yüklenmiştir. Bu yük, zahiren mihnet; bâtınen ise bir liyâkat nişânesidir. Zira Allah Teâlâ, kimseye takatinden fazlasını teklif etmez[^7], ama büyük vazifeleri de her kula emanet etmez[^1].

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâbı arasında görevleri tayin ederken sadece zahirî kabiliyeti değil, kalbî derinliği, sadakati, sabrı ve Allah katındaki değerini de gözetirdi. Nitekim Zeyd b. Hârise’yi (r.a.) ordulara kumandan tayin etmiş; onun ardından da oğlu Üsâme b. Zeyd’i genç yaşta orduya komutan kılmıştır[^2]. Bu tercihler, sahâbenin bir kısmında hayret uyandırsa da, Resûlullah (s.a.v.) onları kalplerin tartısını bilen bir basîretle yapmıştır[^6].

Allah Rasûlü (s.a.v.), bir vazifeyi verirken, onun ağırlığını da takdir eder; mükâfatının büyüklüğünü ise daima hatırlatırdı. Zira Allah katında kıymetli olanlar, çoğu zaman insanların gözünde sıradan, hatta zayıf görünürler. Bu yüzden bir vazifeye tayin edilmek, sadece bir iş paylaşımı değil, ilâhî bir imtihanın kapısını aralamaktır.

Bugün Gazze’de, mazlumların üzerine yağan bombalar ve sırtlarına yüklenen yokluklar; sadece bir coğrafyanın değil, insanlığın tamamının omuzlaması gereken bir imtihandır. Ve bu imtihan, Peygamber anlayışındaki görev tayin ve takdimine benzer biçimde, en ağır bedelleri ödeyebileceklerin önüne konmuştur.

2. Rabbânî Tayinlerde İmtihanın Hikmeti

Her görev, Allah Teâlâ’nın kullarına takdir ettiği bir imtihandır. İlâhî takdir, kullar arasında adaletsiz değil, hikmetle tecelli eder. Her iltifat ve tayin, bir lütuf olduğu gibi, aynı zamanda ağır bir mes’uliyetin mührünü taşır. Zira Rabbânî tayinler, kulların hem imanlarının hem sabırlarının sınandığı yüce birer mihnetteki adımlardır.

Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, Hz. İbrahim (a.s) gibi büyük peygamberlerin dahi Allah’ın verdiği ağır görevlerle imtihan edildiğini, aynı zamanda bu görevlerin en yüce mükâfatlara kapı açtığını bizlere haber verir[^4]. İmtihan, bir rütbe; sabır ise o rütbenin nişanıdır.

Gazze’de yaşanan ağır imtihan, dünyevî zulümlerin yanı sıra, kalplerin manevî direncini de gösterir. Zalimlerin baskısına rağmen imanını ve direniş ruhunu muhafaza edenler, Rabbânî tayinlerin en şereflilerindendir. Bu tayin, nefsin kırılması değil, Rabb’e yakınlaşmanın aracıdır.

Bu hakikati idrak etmek, Gazze halkının çilesini yalnızca acı ve ızdırap olarak görmekten kurtarır; onları yücelten, sabır ve metanetleriyle ilâhî bir seçkinliğe eriştiklerini anlamamızı sağlar.

3. Zulüm Kıskacında Gazze’nin Müstesna Yeri

Gazze, tarihin en zalim kıskacında olan bir diyardır; ancak aynı zamanda kalplerde ve vicdanlarda müstesna bir mevkiye sahiptir. Zulüm, baskı ve kıtlık onun üzerine kara bulutlar gibi çökerken, direniş ve sabır ise bu kara bulutların arasından doğan eşsiz bir güneş gibi parlamaktadır.

Bu topraklarda yaşayanlar, sadece coğrafi bir mekân değil, aynı zamanda tarihî bir imtihanın, manevî bir direnişin temsilcileridir. Zulmün en çetin anlarında gösterilen metanet, onların sıradan değil, seçkin bir konumda olduklarının delilidir. Allah’ın takdiriyle Gazze, zulme karşı duranların sembolü, haksızlığa karşı direnişin abide şehridir.

Her zorluk, her sıkıntı, onların yüceliğini artıran bir vasıta olmuş; karanlıklar içinde parlayan bir yıldız gibi, ümmetin gurur kaynağı haline gelmiştir. Gazze’nin bu müstesna yeri, sadece tarih sayfalarında değil, gönüllerde de baki kalacaktır.

4. Direnişin Bedeli: Yalnızlık ve İhmal

Zulüm ve haksızlık altında ezilen Gazze, yalnızca dış düşmanların değil, zaman zaman iç dünyanın da ihmaline maruz kalmıştır. Bu durum, direnişin ağır bir bedelini beraberinde getirmiştir. Yalnızlık, zor zamanlarda kalplerin kıldığı bir dua, ihmal ise sabırla yoğrulan bir imtihan olmuştur.

Direnişin yolu, çoğu kez sessiz bir ıstıraptır; yardım ve ilgi eksikliğiyle sınanmak, en büyük sınavlardan biridir. Ancak bu yalnızlık, direnenlerin ruhunu kırmak bir yana, onları daha da güçlü kılmış, direnişin manevî köklerini derinleştirmiştir. İhmalin pençesindeki her nefes, sabrın ve metanetin nişanesi olmuştur.

5. Şehâdetin ve Sabırın Coğrafyası

Gazze, sabrın ve şehâdetin yüce sembolüdür. Bu mukaddes topraklarda her karış, iman ve direnişle yoğrulmuş; her acı, bir şeref nişânesine dönüşmüştür. Şehitlerin kanıyla sulanan bu topraklar, sabırla örülmüş bir kale misalidir.

Burada direnenler, sadece bedenen değil, ruhen de mücadele etmekte; her kayıp, onların imanını daha da pekiştirmektedir. Gazze, sabır ve şehâdetin şahidi, inancın dirilişini temsil eden eşsiz bir coğrafyadır.

6. Peygamberin İzinde Yürüyen Direniş: Gazze

Gazze’nin direnişi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) izinden yürüyen kahramanların azim ve kararlılığının müşahhas tezahürüdür. Onlar, zorluklar karşısında yılmayan, zulme boyun eğmeyen; sabır ve metanetle Allah’ın yolunda ilerleyen fedakâr neferlerdir.

Peygamberimizin örnekliği, Gazze halkının direniş ruhunda hayat bulmuş; adeta tarih sahnesinde yeniden canlanmıştır. Her adımda, her nefeste, Rasûlullah’ın cesareti ve ihlâsı hissedilmekte; onların yoldaşlığında Gazze, direnişin ve sabrın abide şehri olmaya devam etmektedir.

7. Netice: Çile, Yıkımın Değil, İzzetin Nișânesidir

Sonuç olarak, yaşanan acılar ve çekilen çileler, Gazze için bir yıkımın değil, büyük bir izzetin nişânesidir. Her zorluk, her felaket, onların manevî yükselişine ve şerefine katkıda bulunan bir mihenk taşıdır.

Bu hakikat, zulüm karşısında direnenlerin asla mahvolmadığını; aksine, onların sabır ve imanla yücelerek gerçek şeref ve izzet mertebesine ulaştığını gözler önüne sermektedir. Gazze’nin kaderi, yıkımdan ziyade, diriliş ve izzetle yazılmaktadır.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

 

Yorumlar
  1. Kardelen dedi ki:

    Bu güzel yazı için elinize sağlık. Gazze Yıkımın Değil, İzzetin Nișânesidir!