
Cumhurbaşkanımızın, henüz 15 Temmuz yaşanmadan önce FETO ile ilgili olarak dile getirdiği “aldandım” söyleminin doğru bir şekilde okunması ve algılanması gerektiğini düşünenlerdenim.
FETO’nun ülkemizde kurduğu ve ikibinli yıllardan sonra Amerika’dan yönettiği teşkilat yapılanmasındaki gizliliği ve saf Anadolu’nun dindar halkından devşirdiği gücü kendi ülkesine ihanet ederek kimlere peşkeş çektiği, gelecekte bilimsel ve akademik çalışmalara konu olacaktır, eminim.
15 Temmuz kalkışması ile 17-25 Aralık sürecindeki maksadın üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu açıkça ispatlanmıştır. İşte bu yüzden, devletin önemli mevkilerinde görevli FETO elemanlarının başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere MİT Müsteşarı ve bazı bakanlara karşı kendilerince “yolsuzluk” iddiasıyla operasyona girişmelerinin, bu milletin desteğini almış siyasi otoriteye yapılan bürokratik ve yargısal bir darbe olduğu geçen zaman zarfında daha da anlaşılır olmuştur.
Devlet içerisinde organize olan bu yapının “yolsuzluk ve rüşvet” iddialarıyla böyle bir operasyon yapma hakkını kendisinde görmesinin altında yatan baş nedenin, cemaat liderinin talimatı olduğu açıkça ortadadır. Halbuki bu insanların uhdelerinde bulunan devlete ait yetkinin kaynağı, manen bağlı oldukları cemaat lideri değil, devleti yöneten siyasi iktidar olmalıydı. O siyasi iktidar ki bu cemaatin maneviyatını kendi maneviyatı bilmiştir. Kendilerinden asla bir zarar gelmeyeceği, milletin ve devletin lehine fedakarlık yapacakları düşüncesiyle devlet içerisindeki yapılanmalarına destek verilmiştir.
Devlet bünyesindeki vesayet odaklarının ortadan kaldırılması amacıyla AK Parti iktidarının ilk yıllarında, mesela emniyet teşkilatı içerisinde yönetmelik değişiklikleri ile üst düzey yönetici kadrolar baypas edilerek, alt kademe yöneticilere amirine bilgi vermeksizin operasyon yapabilme yetkisi dahi verilmişti.
Balyoz, Ergenekon ve benzeri operasyonlarda siyasetçiye verdikleri sahte güven ve Cumhurbaşkanımıza olan yakınlıkları nedeniyle belli bir süre devlet otoritesini istedikleri gibi kullanmışlardır. Bu sebeple siyasilerin destek ve himayeleri sayesinde referans oldukları kişileri devlet kademelerinde memur, amir, ordu komutanı yapmaları, millet üzerindeki nüfuzlarını da artırmıştır.
Kuruluş referansını dine dayandıran bu yapı, Müslüman halk üzerinde bu nedenle kabul görmüştür. Halbuki bu yapı, elde ettiği siyasi ve bürokratik gücü o süreçte ülkenin idari ve hukuki yapısının insan hakları ve evrensel hukuk kuralları çerçevesinde tesis edilmesi için kullanabilirdi. Elde ettikleri iktidar gücü sebebiyle kolaycılığı tercih ederek yaptıkları operasyonlarda, bırakınız insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına riayet etmeyi, bunları baştan sona ihlal bile etmişlerdi. Süreç içerisinde devletteki paralel yapılanmaları üst seviyeye çıkmış; yargı, asker ve emniyet ayakları tamamlanarak yapılanma tarikat yöntemiyle dünya üzerinde tesis edilmişti.
Amerika tarafından benzer bir yöntem Irak’ta Kesnizani teşkilatı eliyle hayata geçirilmiştir. Saddam’ın Kuveyt’i işgali bahane edilerek tek kurşun sıkılmadan Irak devleti Amerikan conileri tarafından teslim alınmış ve yıllarca masum Irak halkına cehennem hayatı yaşatılmıştır. Yıllarca Müslüman kanı dökülme pahasına İran ordusuyla dişe diş mücadele veren Irak ordusuna ne oldu da Amerikan askerleri karşısında tek kurşun atmadılar, göğüs göğüse çarpışmadılar? Çünkü Saddam sayesinde iktidar gücüne hâkim olan Kesnizani hainleri Saddam’ı kolayca bloke ederek Amerikan conilerine Irak’ı altın tepside ikram etmişlerdir. İşin en ilginç tarafı, bu satılmış vatan hainlerinin amacının Irak halkı tarafından keşfedilememiş, aksine talimatlarının emir kabul edilerek harfiyen uyulmuş olması ve durumun ancak vatan elden gittikten sonra farkına varılmasıdır. İş işten geçtikten sonra vatanı satan hainler halk tarafından anlaşılmış ancak milyonlarca Müslüman Irak halkının telef olması engellenememiştir.
Ülkemizde de yaşadığımız olaylar neticesinde geldiğimiz noktada anlaşılmıştır ki ülkemizin Kesnizanileri de tıpatıp benzer şekilde FETOZANİLER olmuştur. Amerika’nın Orta Doğu’daki Müslüman ülkeleri bölüp parçalayıp İsrail’in Arz-ı Mevud amacına hizmet etme projesinin en önemli ayağı olan Türkiye’nin bölünüp kaosa sokulması planında aynı yöntemin uygulanmak istendiği geldiğimiz noktada açıkça anlaşılmaktadır.
Irak’ın Kesnizanilerinde olduğu gibi bizdeki Fetozanilerin de aynı şekilde, elde ettikleri devlet gücünü kendilerine sağlayan siyasi lidere ve ekibine ihanet pahasına Amerika eliyle küresel emperyal güçlerin emrine vermeleri bu millete yapılacak en büyük ihanet olmuştur. Bu ülkenin istikbalini ve istiklalini Batı emperyalizminden kurtarma mücadelesi veren kaynaktan beslenip de elde ettiği gücü dönüp beslendiği kaynağın imhası için kullanması, millet nezdinde vatan hainliği olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, elde ettikleri güç ve kudrete güvenen müntesiplerini de ters köşe yapmıştır.
Siyasi iktidarın desteğini aldıkları zamanlarda; güçlerini, konumlarını ve yetkilerini bu ülkenin askeri, idari ve yargı sisteminde insan hak ve özgürlüklerini, evrensel hukuk kurallarını tesis etmede kullanabilirlerdi.
Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında izledikleri hukuk dışı, insanlık dışı gayri meşru sürecin devamını önce 17-25 Aralık’ta, daha sonra da 15 Temmuz’da haksızca ve kalleşçe, gücünü milletten alan siyasi iktidara karşı sürdürmeleri hem ülkeyi sıkıntıya düşürmüş hem de bağlılıkta ısrar eden müntesiplerini acınacak duruma düşürmüştür.
Günümüz dünya ekonomisinin kuralları küresel kapitalist sermaye güçleri tarafından konulmaktadır. Kendi menfaatlerine göre, istedikleri zaman kuralları değiştirebilmektedirler. Hangi paranın “kara para”, “yolsuzluk parası” veya “kayıt dışı para” olduğuna kendileri karar vermektedir. Cumhurbaşkanımız ülkesinin çıkarı için kişisel risk alarak bu Karunların belirlediği usul ve yöntemleri delme cesareti göstermiştir. Siyasi iktidarın Orta Doğu kaynaklı parasal kazanımlarını topluma yolsuzluk gibi algılatma çabaları en büyük hataları olmuş ve bu durum Fetözanilerin halk nezdinde deşifre olmalarına neden olmuştur. Halbuki günümüzün küresel kapitalist güçlerinin “kara para” dedikleri şeyin benim ülkem için anamızın ak sütü gibi helal olacağını düşünemediler. Söz konusu süreçte üç beş kişinin yolsuzluk iddialarını siyasi otorite er geç aydınlatırdı. Veya dosya muhteviyatı olaylar, muhalefet partilerine sızdırılır, siyasi alanda millet nezdinde mücadelesi verilirdi. Bunların yapılmaması Fetozanilerin üst yönetim kadrolarının vatan haini olduğunu açıkça göstermiştir. Maalesef gelinen noktada Fetozanilerin küresel emperyalist güçler tarafından kullanıldıkları ortaya çıkmıştır.
Hizmet, himmet ve dernek işlerinde yerel halkı kullanan bu Fetozani teşkilat, idari işlerde başka şehirli insanlar kullanarak hiyerarşik yapısını devletten gizlemiştir. Bu yüzden de devletin bu yapıyla verdiği mücadelede ister istemez mağduriyetler yaşanmaktadır.
Birçoğumuzun eş, dost ve yakınlarının da bu mağdurlar arasında yer almasına rağmen bu mücadelenin ülkemizin geleceğinin aydınlık olmasına vesile olacağına inananlardanım.
Yer sakarya otogarı, genç geliyor ve durana neden selam vermiyorsun diyo. Allah belasını versin abilik sistemine göz yumanlara, bu kadar açıkken. Fitne bitene bitene kadar cihad bitmez. Allah lanet eylesin Kuran’ı Kerim’e inanmayan ebu lehebe şiir ovgu yapan şair gibilerine. Allah Celle Celal; sadece kur fiyatı yeter senin gibilere fitnenin devam ettiğini göstermeye. Allah lanet eylesin tayyin erdoğana.