
Hukuk, toplumu anlayan, onu koruyan ve onun doğru hedefler içinde yaşamasını sağlayan bir sistem olması gerekiyor.
Fakat, bizdeki hukuk sistemi, başka toplumların gerçekleri üzerine kurulduğundan, istenilen özellikleri sağlayamamaktadır.
Hukuk anlayışının yeterince gelişememesinin en önemli sebebi, hukukun toplumumuzun sosyal değerleri dışında Avrupalı bir temele dayanmış olmasıdır. Ve, ikinci olarak da, Sosyoloji’yi dışlamış bulunmasıdır!.. Bu durum, hukuk adına, çok büyük bir eksiklik olarak açıklanabilir. Çünkü hukuk, toplumu dışlayan veya ona birtakım kurallar dayatmaktan çok, toplumu anlayan ve onun kültürel dünyasına uygun çözümler ortaya koyan bir kurum olmak durumundadır.
Toplumsal mesele ve problemleri, sosyal açıdan incelemeyen bir hukuk, siyaset ve iktisadi hayat; kurallarını hangi ölçülere göre koyabilir, soruyorum?…
Asayiş ve toplumsal bütünlük, bir toplumun en önemli meselelerinden iken; bu konuya ait yıllardır Sosyologlardan bilgi ve çalışma istenmiyor!.. Hatta, birçok sosyal olay, psikologlar tarafından açıklanmaya çalışılıyor.. Bunun manası nedir diye sormak istiyorum.. Toplumu, bütünüyle inceleyen ve toplumsal hareketleri, kurumları inceleme konusu alan ve toplumların kültürleriyle hayatları arasındaki ilişkiyi kurmaya çalışan Sosyoloji, neden hukuk sisteminde bir fonksiyon görmez, neden onun bulgularıyla açıklanmaya çalışılmaz, anlaşılamamaktadır.
Acaba, hukuk adamları; toplumsal şartları görmenin faydasına inanmıyor veya bunun fayda getiremeyeceğini mi düşünüyorlar?.. Veya, sosyoloji’yi hukuk ile bağdaştırmaktan mı çekiniyorlar.. Eğer böyle ise, hukuk’un toplumdan uzak ve onunla bağlantısız bir hale gelmesinin sıkıntılarını daha çok yaşayacağız demektir..
Türk Ceza hukuku, İtalyan Ceza Hukukunun bir adaptasyonudur. Dolayısı ile toplumun sosyal dokusu ve adetleri ile uyum gösterebilmesi oldukça zordur. Fakat, buna rağmen; bu toplumun örf, gelenek ve dini ile ilgili değerlerinin hukuk sistemi ile bağlantısı nedense, şimdiye kadar araştırılmamıştır. Bu durum, Batıcı bir mantıktan kaynaklanmakta ve toplumu gözlemleyerek sistem kuran ilmi sosyal metotlar ile uyuşmamaktadır.
Özellikle, son günlerde suçlara verilen cezalarla ilgili, çok yönlü eksik ve yanlış uygulamaların gündeme geldiğini görüyoruz. Bunun da sebebi, hukukun toplum ve değerler sistemi ile bağlantısız bir şekilde sadece akıl yoluyla düzenlenmeye çalışılmasıdır. Halbuki sosyal olayları, akıl ile düzenlemek yeterli değildir. Akla, rehberlik edecek değerler sistemine ihtiyaç vardır. Elbetteki hukukun detaylarını, günlük şartlar ve suç olaylarının niteliği içinde değerlendirme yaparak düzenleme gerekecektir. Fakat, suçluyu suça hazır hale getiren eğitim, ahlak ve dini değerlerin bu olaydaki ıslah edici ve caydırıcı özelliğinin dikkate alınmaması, aslında ciddi bir yanlışlık ve bilgisizlikle açıklanabilir. Maalesef, yetkili makamların olayları değerlendirirken, sosyal yapımızı ve onu şekillendiren “manevi ve sosyal değerleri” dikkate almayan açıklamalarına rastlamaktayız.
Sosyal kurallar ve kurumlar, bir toplumun “değerler sistemi”ne bağlı olarak çalışmak durumundadır. Toplumu düzenlemek veya koruma hedefli her çalışma, toplumu ve ona güç veren değer ve anlayışları dikkate almak zorundadır.
Belki Batı’ya bağımlı fikir ve anlayışlar bunu ilk anda anlayamayabilirler. Fakat, “suçun sosyolojik boyutu” ile ilgili çalışmalar yapılarak, bu konulara ait somut örneklerler üzerinde çözüm yolları ortaya konulabilir. Ama, tabii bunu anlayacak ve isteyecek hukuk adamları ve yetkili merciler olursa…
Konu toplum ve toplumdaki çocuk, kadın ve yaşlı insanlara yönelik şiddet ve öldürme olayları noktasına gelince, hukukun sosyal boyutu, sadece hukukçuların değil, öncelikle sosyal bilimcilerin, başta sosyologların, konuyu toplumun hali ve geleceği açısından değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu konuda, hiç kimse, bir toplumu ilgilendiren bir alanı, “kendi tekeline alma” tavrını gösteremez. Yani konu, belli bir meslek alanının tasarrufunun dışına çıkmış ve bütün toplumu ilgilendiren bir hale gelmiş olur.
Hukuk sistemi, özellikle Hukuk fakültelerin müfredatının düzenlenmesiyle yeniden şekillenmek zorundadır. Hukuk Sosyolojisi ve Felsefesi derslerinin “seçimlik” ders haline getirildiği bir ülkede hukuk, sadece kanun maddelerini katı ve güç kaynaklı bir halde uygulamasına sebep olur. Dolayısıyla, “hukukun sosyalleşmesi” Türkiye’nin gerçekten halk merkezli bir sisteme ulaşması açısından önem taşımaktadır.
Prof. Dr. Sami Şener
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-