
Kandil günü oğlumla birlikte işlek bir caddede hızlıca yürürken bir beyefendi heyecanla, “İşte bir çocuk” diyerek bizi durdurdu. “Ne oldu?” dedim. “Bu gün kandil ya, çocuk sevindirmek istedik” diyerek oğluma güzel bir çikolata ikram etti. İçim sıcacık oldu. O an oğlumun mimiklerimi kontrol ettiğini ve henüz ikramı kabul etmediğini farkederek, “Allah kabul etsin, çok teşekkür ederiz” dedim gülümseyerek. Bunun üzerine Yusuf ikramı kabul etti. Yürüyüş boyunca ikramın nedeni üzerine konuştuk. Yusuf sorguladı, ben anlattım. Anlatırken bir yandan da düşündüm. Çocuklara ikram sünnettir, paylaşmak güzeldir, verilen ikramı kabul edebilirsin ve sende çokça ikramda bulunabilirsin mi demeli, yoksa tanımadığın insanlarla konuşma, ikramlarını kabul etme mi demeli?
Bu konuda ne diyeceğini bilemeyen, arada kalan ebeveynler var mıdır diye düşünerek yaşadığımı sosyal medya hesabımdan paylaştım. O kadar çok mesaj, o kadar çok soru geldi ki, bu konuda yol göstermek, bir bakış açısı sunmak üzerime vebal oldu.
Bir sene ard arda çocuk kaçırılması haberlerini izlemiştik. Öğretmenlik yaptığım o yıllarda velilerim endişelerini dile getiriyor, okul gezisinden bile çekiniyorlardı. O bahar, küçük öğrencim Vera bana, “Öğretmenim, parka gitmemeliyiz, değil mi? Yoksa çingeneler bizi kaçırır” demişti. İçim burkulmuştu. Küçücük bir kalbi bu kadar korku ve güvensizlikle doldurmak hiç adil ve doğru gelmemişti bana.
Biz ebeveynler, çocuğumuza bir bilgiyi vermek için o konu hakkında uzun uzun konuşmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Kötüye kötü, iyiye iyi diyerek, hangi durumda ne yapmaları gerektiğini anlatarak nasihatlar veriyoruz. Oysa çocuklar, anlattıklarımızdan çok, davranışlarımızdan öğrenirler. Söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı yaparlar.
İşte bu tam da böyle bir konu. Ne diyeceğimizi bilemediğimiz ama davranışlarımızla çok şey söylediğimiz bir konu.
Eğer biz parka inerken, çocuğum acıkırsa diye yanımıza bir poğaça almak yerine, acıkan başka çocuklara da ikram etmek için fazla poğaça alıyorsak, gün geliyor komşularımıza ikramlar gönderebiliyorsak, tanımadığımız ama zor durumda kalmış biri gördüğümüzde yardım edebiliyorsak, eve gelen ustaya çay alır mısınız diye gönülden sorabiliyorsak, çocuğumuza ikramın güzelliğini, tanımadığımız insanlara da ikram sunulabileceğini ve bunun adabını en güzel örnekleriyle anlatmış oluruz.
Çünkü çocuklar, tahmin ettiğimizden çok daha fazla gözlem yeteneğine sahiptirler. Ve yine çocuklar, bazı mekanlarda “Burası bize göre değil” diyerek oturmak istemeyişimizden, “O sokak tekin değil” deyip yol değiştirmemizden, bazı insanlara mesafeli duruşumuzdan, bazı yerler ve yiyecekler için “Burada yenmez, bunlar yenmez” deyişimizden, mahremiyetimize özen göstermemizden hangi durumlarda kimlere karşı temkinli olması, sınır koyması gerektiğini öğrenir.
Yani bize düşen, her konuda olduğu gibi doğru rol model olabilmek ve bol bol dua etmektir.
Trafik sıkışınca, on yaşlarında bir çocuk, arabamın camına vurarak, “Abla, okul harçlığım için satıyorum, alır mısın?” dedi, biraz da ısrarla tekrar ederek.
“Hayır” dedim, almadım. Oğlum şaşkın ve çok bilmiş halde, “Anne, hani yardım etmek iyiydi, neden yardım etmedin, su almadın?” dedi.
“Çünkü, bu çocuk trafiğin ortasında arabaların arasında dolaşarak hata yapıyor, bu yanlış. Hem satmak istediği şey konusunda ısrarcı davranıyor, yani zorluyor. Bu da doğru değil. Ama en önemlisi, ona bu işi yaptıran bir yetişkin var. Ve biz, su alıp onu desteklediğimiz sürece, o büyüğü bu çocuğu çalıştırmaya devam edecek. Farkında olarak ya da olmayarak, desteklediğimiz her şeyden sorumluyuz.” dedim. Beni anladı.
ŞEYMA DEMİRCAN NAMAZCI
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-