islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

YAKINLIK KİMİNİ KARARTIR KİMİNİ AYDINLATIR

YAKINLIK KİMİNİ KARARTIR KİMİNİ AYDINLATIR
06/06/2025 09:30
A+
A-

Müşrikler Vaad ne zaman gerçekleşecek” derken aslında kibrin ve gururun beslediği alaylı bir dil kullanıyorlardı. Peygamberlerin yabancısı oldukları bir dil değildi bu. Çünkü her gönderilen elçiyle o devrin inkârcıları önce alay yoluyla mücâdeleye başlamışlar ve sonra dozu gittikçe artan düşmanlıklarıyla onların varlıklarını ortadan kaldırmaya kadar gitmişlerdir.

Kur’ân, müşrik karakterin bu değişmez özelliğini şöyle anlatır: “Ah! Yazık şu insânlar[ın çoğun]a! Kendilerine hangi elçi geldiyse onu alaya aldılar![1] Ama alay edenler için en trajik son alay ettikleri gerçekle karşı karşıya geldikleri andır. Kim neyle alay etmişse o şeyin başına gelmesi Allāh’ın değişmez ilkelerinden/sünnetinden birisidir. Bu nedenle Allāh, kendisiyle alay edenler hakkında Hz. Peygamber’e şöyle söylemiştir: “Gerçekte, senden önce [de] peygamberler alaya alındılar; ama onları küçümseyip alay edenler, [sonunda] alay ettikleri şey tarafından kuşatılıp mahvedildiler.[2]

İşte Mülk/27. âyeti de sözünü ettiğimiz bu gerçeğin bir ifâdesidir: “Ama sonunda, bu [gerçekleşme]nin yakın olduğunu gördükleri zaman, hakîkati inkâr edenlerin yüzleri acı ile buruşacak ve onlara: ‘İşte [o kadar küçümseyerek] çağırıp durduğunuz şey budur!’ denilecek.[3] Anlaşılıyor ki, kıyâmeti inkâr edenler ya da âhiretteki azabı inkâr edenler onu yakından gördüklerinde veya Allāh’ın tehdidinin gerçekleştiğine şâhit olduklarında yüzlerinin rengi değişecek, kararacak, asılacak, çirkinleşecek, pişmanlığın getirdiği üzüntü ve çaresizlik yüzlerinden okunacaktır. Bir anlamda iç âlemlerindeki psikolojik duyguları dışlarına yansıyacaktır. Âyetin son ifâdesinden anlaşılıyor ki bununla da kalmayarak müşriklere düştükleri bu acıklı/hor/hakir/zillet durum hatırlatılacak ve zamanında küçümseyerek, olmasına ihtimal vermeyerek dalga geçtiğiniz azab budur, denilecektir.

Kibir/gurur öyle bir duygudur ki insân doğruyu duysa hatta gerçeği görse bile onu kabullenmek istemez. Üstelik kendisini uyaranlara düşmanlık beslemeye başlar. Hâlbuki bilmez ki “aynaya kılıç çeken kendine kılıç çeker.” İşte Mekke müşrikleri de bu açık uyarılarla kendilerine çeki düzen vermek yerine içlerinden Hz. Peygamber için “şu helâk olsa da kurtulsak” demeye başlamışlardı.[4] Yoğunlaşan bu kin dolu tavırları üzerine Mülk/28. âyette Allāh, Hz. Peygamber’in diliyle onlara şu gerçeği vurguladı: “De ki [ey Peygamber]: ‘Ne sanıyorsunuz? Allāh isterse beni ve bana tâbî olanları yok eder, isterse bize şefkatiyle rahmet eder. Peki, [siz] hakîkat inkârcılarını [öteki dünyâda] şiddetli azabdan koruyabilecek kimse var mı?[5]

Âyet müşriklerin –hangi devirde olurlarsa olsunlar– anlayamadıkları değişmez bir ilâhî ilkeyi ortaya koymaktadır. Bu ilke şudur: Hakîkat, –peygamberler de dâhil– kişilerle kāim değildir. Hakîkatin habercileri/taşıyıcıları gidebilir/göçebilir; ama hâkikat daima kalıcıdır. Allāh hiçbir görevi eksik/yarım bırakmaz. Mutlaka o hakîkate hizmet edecek sorumlu kişileri gönderir. Bunun en güzel örneği, Uhud Savaşı’nda Hz. Peygamber’in vefat ettiği söylentisiyle birçok Müslüman’ın savaşı terk etmesiyle bağlantılı olarak inen şu âyettir: “Muhammed yalnızca bir elçidir; ondan önce de [başka] elçiler gelip geçtiler. Öyleyse, o ölür yahut öldürülürse, topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz? Ama topukları üzerinde gerisin geri dönen kişi hiçbir şekilde Allāh’a zarar veremez. Hâlbuki Allāh, [Kendisine] şükreden herkesin karşılığını verecektir.[6] Buradaki “topuklar üzeri geri dönüş” ifâdesi, şartlara göre ya bir irtidâdı[7] veya Allāh yolunda çaba göstermekten bilinçli bir geri çekilişi anlatır.

İşte Hz. Peygamber’in de müşriklere söylediği söz benzer bir yaklaşımdır. Allāh’ın kendisini ve yakınlarını helâk etmesi veya merhamet ve şefkatiyle esirgeyip koruması hâlinde, bundan müşriklerin nasıl bir fayda/rahatlık umacaklarını/görecekleri, ellerine ne geçeceğini onlara soruyor? Bunun bir başka anlatımı da, o acı azab size indiği zaman, ister biz ölmüş olalım isterse hayatta, sizi kim koruyacak demektir. Bu da kurtuluşun, ancak îman ve sâlih amelle mümkün olacağını bize göstermektedir.

Hakîkat bir güneş gibidir. Yarasa nefslilerin gözlerini kör eder, gül yüzlülerin ise râyihalarını çoğaltır. Hakîkat karşısında herkes kendi ezelî istidâdının/yeteneğinin özelliklerini açığa çıkarır. Biri yakar biber gibi acılaşır, diğeri olgun çilek gibi tatlılaşır. İnsân için en ürkütücü/korkutucu sonuç, inanmadığı bir hakîkatle telâfisi olmayan bir zaman diliminde yüz yüze gelmesidir. Öyleyse insân böyle bir yakıcı pişmanlıkla karşılaşmadan önce hayatına çeki düzen vermeli ve hakîkatin hakîkat taşıyıcıları ile kayıtlı olmadığını iyi bilmelidir. Bu nedenle dikkatini ve gücünü onların üzerinde yoğunlaştırmak yerine kendi eksik ve kusurlarını düzeltmekle meşgul olmalıdır. Âlemde görünen tüm fiillerin aslî fâili Allāh’tır. En büyük azab ise bu idrâkten yoksun bulunmaktır.

NECMETTİN ŞAHİNLER 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE-

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

[1] Yâsîn/30.

[2] En‘âm/10.

[3] Mülk/27: “Fe lemmâ raevhü zülfeten sîet vücûhüllezîne keferû ve kîle hâzellezî küntüm bihî teddeûne.

[4] Tevbe/50; Tûr/30.

[5] Mülk/28: “Kul eraeytüm in ehlekeniyallāhü ve men maıye ev rahımenâ fe men yücîru’l-kâfirîne min azâbin elîmin.

[6] Âl-i İmrân/144.

[7] İslâm dînini bırakarak başka bir dîni kabul etmek veya İslâm’ı terk etmek.

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.