islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
12°C

MİRAS TAKSİMİNDE ERKEK VE KADININ PAYLARI ÜZERİNE (2)

MİRAS TAKSİMİNDE ERKEK VE KADININ PAYLARI ÜZERİNE (2)
28/07/2025 09:29
A+
A-

İslam’ın miras taksimi modern zamanlarda çokça eleştiriye konu olmuştur. Feraiz ilmi bilinmeden hükümler yürütmek isabetli olmaz. Çoğu zaman İslam’a karşı duyulan husumetin bir aracı olarak miras hukuku gündeme getirilip İslam’ın kadını mağdur ettiği iddia edilir. Mesele öyle değildir. Miras ve mirasın feraiz çerçevesinde bölüşümü şehirli hayatın önemli konularından biridir. Bu bağlamda büyük fakih sahabilerden Abdullah ibn-i Mes’ud “Bir insan feraizi, haccı ve talakı (boşama hukukunu) bilmedikten sonra, onun çöl halkından ne farkı kalır?” demiştir.

Nisa sûresinin 11 ve 12. ayetleri beş ana kategoride mirası düzenlemektedir:

a) Ölenin geride bıraktığı mal veya servetin çocukları arasında dağıtılması;

b) Ölen kişinin geride bıraktığı anne ve babasına düşen pay;

c) Eşlerden birinin ölmesi durumunda geride kalan eşin miras hakkı;

d) “Kelale”nin mirası, yani yakınlık derecesine göre mirastan hak sahibi olunması, burada da kan ve akrabalık bağı, evlilikten doğan haklar ile ölenin çocuğu, annesi ve babasının olmaması durumunda ortaya çıkan durum;

e) Mirasın ölenin borcunun ödenmesinden ve yapacağı meşru vasiyetin ayrılmasından sonra taksim edilmesi konusu.

Burada söz konusu hükümlerin ayrıntılarına girmek yeri değildir. Konuyla ilgili fıkıh kitaplarının feraiz bölümlerinde geniş bilgiler var.

Miras, borcun ve vasiyet edilen miktarın düşülmesinden sonra hesaplanır. Borcun sahici olması, ölenin yasal varislerinden bir kısmını veya tümünü mahrum bırakmasını amaçlamak üzere sahte/hileli borç yükümlülüğü altına girdiğini beyan etmemesi gerekir. Vasiyet de, genellikle mirasçıların dışındaki yakınlara, yoksullara veya hayır kurumlarına kişinin ölmeden önce servetinden bir bölümünü ayırması demektir ki, bu hiçbir şekilde bırakacağı mal veya servetin üçten birinden fazlası olmaz. Daha fazla olunca yasal varisleri zarara sokar. (Bkz. Müslim, Vasiyet, 1). Genel kabul gören görüş, vasiyetin varisleri kapsamayacağı yönünde olmuştur. Aksini düşünenler de vardır. Burada şu soru sorulmaya değer görünmektedir:

32. ayetin inişine teşkil eden sebep aslında mirastaki bölüşümün illeti hakkında bize fikir vermeye yeter. Tirmizi’nin kaydına göre, Ümmü Seleme, Efendimiz (s.a.)’e gidip neden savaşa katılmadıklarını, bu yüzden mirastan az pay aldıklarını sormuş, ayet bunun üzerine inmiştir. Ayet genelde herkese ve özelde kadın ve erkeğe sahip oldukları üstünlükler (avantajlar, imkânlar, aslında maddi ve sosyal konumlarından, üstlendikleri görev ve yükümlülükler) dolayısıyla birbirlerine göz dikmemeyi tavsiye eder. Erkek savaşa katılır, ticaret yapar evi geçindirir, bu onun hem eşine hem aile halkına ve bakmakla yükümlü olduğu kimselere karşı görevidir, görev ona miras taksiminde avantaj sağlamıştır. Bu her şeyin normal akışında gittiği durumlar için öyledir. Nitekim Ümmü Seleme, “kadınların savaşa katılmaması”nı zikrederek aslında hükmün illetini işaret etmiştir.

Ümmü Seleme’nin işaret ettiği illet erkeğin savaş yükümlülüğüdür. Surenin 34. Ayeti de açıkça cari teamüllere atıfta bulunularak evin yani kadın ve çocukların geçiminin (nafaka) erkeğe ait olduğunu belirtmektedir; bu demektir ki, Kur’an’ın indiği tarihsel ortamda –ki bu hükmün vasatını oluşturur- erkek ister savaşa katılarak elde ettiği ganimetle veya tivaret ya da başka işte çalışarak kazandığı para ile evini geçindirmektedir, kadının evin geçimine katılma gibi bir zorunluluğu yoktur.  Peki, bu durumda kadının da iktisadi hayata katılıp evin geçiminde rol ve sorumluluk üstlenmesi illetin değiştiğini göstermez mi? Kadının evin dışına çıkıp sosyal ve iktisadi hayata katılmasının ne kadar iyi veya kötü olduğu ayrı bir konu, burada söz konusu olan reel durumdur. Bugün bazı durumlarda kadınlar orduya, güvenlik kuvvetlerine katılıyor, serbest piyasada veya resmi ya da özel kurumlarda görev alıp evin geçimine katkıda bulunuyor ya da geçimlerini/nafakalarını kendileri çalışarak temin ediyorlar.

Şahsi kanaatime göre bugün miras taksiminde erkek ve kadına tayin edilen miras hükmünün illeti değişmiştir, bu yüzden hükmün kendisinin de değişmesi hükmün maksadına, başka bir deyişle Şari’n (Yasa Koyucu) muradına ve maksadına uygundur, miras erkek ile kadın arasında eşit taksim edilebilir.

Mirasta kız çocuğu veya kadını pay sahibi kılan hükümde gözetilen bir maksat da, cari/geleneksel teamülde kadın evin geçimini üstlenmek zorunda değilken,

a.) İster kocası varken daha iyi yaşaması

b.) İktisadi yoksulluk içinde iken evin geçimine katkıda bulunması

c.) Boşanması durumunda karşılaşabileceği zorluklara karşı mali tedbir alınması gibi sebeplerle pay sahibi kılınmıştır, bu yüce Allah’ın bir fazlı ve korumasıdır.

Ama acaba yasal varislerden biri veya birkaçı –özellikle kadın- fazlasıyla yoksul olup ihtiyaç ve zaruret içindeyse, çocukların yaşları küçük olup diğerlerine göre önlerinde zorlu bir hayat mücadelesi varsa, baba, vasiyetle bunları koruyucu mahiyette düzenleme yapamaz mı? Diyelim ki bir babanın dört çocuğu olsun, ikisini okutup hayata hazırlamış, meslek sahibi yapmıştır. Artık kendi geçimlerini kendileri temin edebilecek durumdadırlar. Diğer iki çocuğu ise henüz eğitim hayatlarının başında bulunuyor. Hayat şartlarının değişmesi dolayısıyla ilk iki çocuğa yaptığı harcama yüksek meblağdadır, adaleti temin etmek üzere küçük çocuklarına da aynı eğitimi vermek istemektedir ama ömrü de vefa etmeyecektir, hiç değilse eğitim farkını ve evlilik çağına geldiklerinde çeyiz masraflarını karşılayacak kadar servetinin bir bölümünü vasiyet yoluyla küçük çocuklarına ayırması adaletin gereği değil mi? Bunu yapmadığı takdirde son iki çocuğuna haksızlık yapmış olmayacak mıdır? Bu konu bilginler ve hukukçular arasında ele alınmayı hak etmektedir.

İbnü’l Cevziyye “Adalete işaret eden her belirti Şeriat’e uygundur” demiştir. Hakikaten miras ve diğer hükümlere baktığımız zaman, esas maksadın hakkaniyet esaslarına göre adaleti tesis etmek olduğu anlaşılmaktadır. İlletlerine dayalı olarak vaz’edilen ve illetlerinin değişmesine paralel olarak değişebilen hükümlerin maksadı adalettir (Bkz. 2/Bakara, 180 ve 240; 5/Maide, 106-108.) Adaleti sadece yargıyla sınırlı tutmak yanlıştır, adaletin diğer ve belki de yargıdaki işlevi kadar önemli olanı gelir bölüşümün gözeten sosyal adalettir.

Ali Bulaç 

NOT:  Bu makalede ileri sürülen görüşler yazarına aittir. Mirat Haber olarak tarihselci bulduğumuz bu görüşlerin bir kısmına katılmadığımızı beyan ederiz.

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Mustafa Kurt dedi ki:

    Bende Bu Ali Bulacı bir şey zannederdim. Allah’ın kesin emirleri konjonktürel diyeceksek, İslam’da tartışmaya açılmayacak konu kalmaz ki?
    ÖRNEK:
    . Kadının boşandıktan sonra iddet beklemesi
    . Domuz etinin haramlığı
    Burada yüzlerde örnek verebiliriz.
    BİRİ KALKIP DESEKI KARDEŞİM ULTRASON MAKİNASI VAR İDDETE NE GEREK VAR. BAŞKA BİRİDE ŞUNU SÖYLESE. DOMUZ ETİNİN SAĞLIĞA ZARARLARINI AYRIŞTIRARAK GELİŞMİŞ CİHAZLARLA BUNU YİYECEK HALE GETİRİYORUZ. NİTEKİM ABD VE BAZI ÜLKELERDE KENDİNE GÜYA MÜSLÜMAN DİYEN CEHENNEM ODUNLARI BUNLARI SAVUNUYOR. Ne diyeyim; az bir imanınız varsa ALLAH’TAN KORKUN.

  2. Hasan dedi ki:

    Basma kalıp ilahiyatçılık ancak bu şekilde tezahür eder.
    Öncelikle ilahiyatın şeri kuralı adalet üzerine evrensel beyanatı var olmalı ki vahiy kitabı Kur’an bu konuda konjektür ve sosyal yapıyı gözeterek hükme ilişkin muamelat ortaya koymuş.
    Muamelat ile ilgili hususları bu nedenle adalet evrensel hükmü nedeniyle zaman, mekan ve sosyal yapı etmenleri ile evrilebilir. Bu onun adaletin evrensel niteliği nedeniyledir.
    Yani meseleyi avami olarak kim daha çok hak sahibi ise miras paylaşımında ki öncelikler de hak sahipliği derecesine göre değişmelidir, bu hak sahipliğinin ilk bölmünde mirasa ilişkin değerlerdeki katkısı ikincisi ise kan bağından kaynaklanan yönüdür.
    Örneğin bir tarla, bir ticari işyeri gibi miras konusu değerler üzerindeki hak sahipliği orada doğrudan emek ve katkı sunan mirasçılar için önceliklidir, hak sahipliği üzerinde katki ve emeği olmayan miras üzerinde bu kez aile bağları öncelikli olur, en öncelikli olan eşi ve sonrasında erkek kız farketmez çocukları,daha sonra ikinci,üçüncü derece yakınkarı olarak paylaştırılması ilahiyatın evrensel adalet muamelatıdır.
    Konunun daha net açıklanması için şu örnek daha uygun olabilir
    Örneğin babanın mirası olan bir ticari işlermede kız evlat bizzat emek vermiş erkek evladın da kendi ticari işi üzere çalıştığı varsayılsın, bu durumda mirasa konu değer üzerinde adaletin evrenselliği yaklaşımına göre kız evladın payı erkek evladın payından daha fazla olması gerekir, hatta sosyal geleneksel şeri hüküm burada bozulur ve miras üzerindeki öncelik tamamen değişir.
    Şeri hükmün evrensel adalet önceliği bozulduğu an yasal yada hukuki hükümler gereği paylaşım yapılmış olsada hukuk da adaletsizliğe hükmetmiş olur.

  3. Mehmet Emin CAN dedi ki:

    Ben bu makalenin İslâmî olmadığına kaniyim