islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1851
EURO
52,9418
ALTIN
6.741,71
BIST
14.351,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
15°C

ÇOKLUK DA TEK’LİK DE O’NA AİTTİR

ÇOKLUK DA TEK’LİK DE O’NA AİTTİR
08/08/2025 09:24
A+
A-

Semâ” ve “Arz” kavramları Kur’ân’da yüzlerce âyette geçmektedir. Bu âyetlerin çoğunda “semâ” kelimesi “semâvat” şeklinde çoğul olarak, “Arz” ise tekil olarak yer almaktadır. Genelde ise bu iki kelime birlikte kullanılmakta, Allah’ın evrenin başlangıcındaki yaratıcılığının ilk unsurları olarak gösterilmektedir. Yani Allah, insânı varlık sahnesine çıkarmadan çok önce onun içinde bulunacağı/faydalanacağı ortamı düzenlemiştir. Üstelik evrenin bu yaratılışı, insânın yaratılmasından çok daha zor ve karmaşıktır.[1] Nesnelerin/eşyânın var olabilmesi için bir mekâna ihtiyaçları vardır. Çok ilginçtir Arapça’da mekân kelimesi “ol” anlamına gelen “Kün” fiil kökünden gelmektedir. Yâni Allah’ın “ol” emri ile bir şeyin varlık haline gelmesi, o şeyin özelliklerini belirleyen emrin mekân kazanması demektir. Anlaşılıyor ki; bu ilk mekân kazanmak öncelikle semâvat ve arz üzerinden gerçekleşmiştir.

Kur’ân, “gökler ve yerin başlangıçta bir tek bütün olduğunu ve sonradan Allah’ın onu ikiye ayırdığını[2] söyler ve sürekli olarak da akıl sahiplerini göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünmeye/tefekküre etmeye çağırır.[3] Aynı zamanda göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir[4] ve bu iki alan O’nun kudretinin delillerini görmek isteyenler için hikmetlerle doludur. İşte Bakara/255. âyeti de bu sözünü ettiğimiz gerçeği yâni “Allah” ismi ile işâret edinen “Mutlak Varlık”ın gökleri ve yeri kapsayan tasarrufunu/idaresini/rubûbiyetini bir kez daha bize hatırlatmakta ve şöyle söylemektedir: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur.[5]

Anlaşılıyor ki âyette geçen “lehû” ifâdesindeki  “” zamiri Allah’ın hüviyetini vurgulamakta “göklerin ve yerin” yâni bir anlamda yaratılmış evrenin/âlemin özünü/hakîkatini/batınını hiçbir boşluk ve ara vermeden tecellîleriyle/isimleriyle ayakta tutanın Allah olduğunu bize göstermektedir.[6] Bu âyetin bir başka anlamı da göklerde ve yerde gördüğümüz veyâ göremediğimiz her varlığın –buna biz de dâhiliz– Allah’ın bir zuhuru/âyeti/sureti kısaca O’nun isimlerinin “bâtından/gaybtan/vahdetten zahîre/şahadete/kesrete çıkmış” bir tecellîsi olduğunun idrâk edilmesidir. Kısaca bu âyet Allah’ın “Kayyum” oluşunun ve O’nun Ulûhiyetteki tekliğinin en açık kanıtıdır.

Semâ ve arz, bu görünen ve bilinen fiziksel yönlerinin dışında mânevî anlamlar da taşımaktadır. Semâ “ruhânî” âlemin, Arz ise “nefsânî” âlemin remzidir. Veyâ bu iki unsur, Allah’ın “celâl” ve “cemâl” sıfatlarına işâret etmektedir. İşte bu iki unsurun buluşmasından yâni zıtların birlikteliğinden meydana gelen uyumlu “Vahdet”, varlığın oluşunu meydana çıkarmaktadır. Başka bir ifâde ile Semâ ve Arz’ın oluşturduğu evrensel körükten çıkan “Rahmânî Nefes” nesneleri varlığa büründürüp “isim” sahibi kılmaktadır.

Semâ” kelimesi Arapça’da üst taraf demektir. Bu nedenle her şeyin semâsı onun yukarı tarafıdır ve her semâ altındakilere göre semâ; üsttekilere göre arzdır. Fakat bu anlam çoğu zaman dikkate alınmadığından âyetlerde geçen “semâ veya semavât” ifâdeleri sürekli “gök/gökler” olarak anlaşılmış ve bu yüzden de çok önemli bilgiler göz ardı edilmiştir. İlginç olan bir başka şey de “Semâ” kelimesinin “isim” kelimesiyle aynı kökten gelmiş olmasıdır. Bir varlığı ifâde etmemizi sağlayan kelime “isim”dir. Yâni “isim” bir varlığın “üstünde” olan şeydir. Böyle düşünüldüğünde, her varlığın üzerindeki ismin onun semâsı olduğunu söylememiz mümkündür. Bütün bu yaklaşımlardan sonra çıkaracağımız sonuç şudur: “Gaybtan şahâdete, bilinmeyenden bilinene” zuhur etmiş/çıkmış her varlığın –bir anlamda semâ ve arzın içinde bulunanların tümü– üzerindeki isim/isimler, onları fark etmemizi sağlasa da bu isimlerin hepsi Allah’a aittir. Kısaca varlık, hangi isim ve sıfatla bürünmüş olursa olsun, o varlığın hakîkatinde, hüviyetinde/müsemmâsında “” vardır ve bütün isimler O’na işâret etmekte, O’nu göstermekte, O’ndan haber vermektedirler.

NECMETTİN ŞAHİNLER 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

[1] Saffat/11

[2] Enbiya/30

[3] Âl-i İmrân/190

[4] Âl-i İmrân/189

[5] Bakara/255 “lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard.”

[6] Lokman/10

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Nuh dedi ki:

    Bismillahirrahmanirrahim
    *Allah, kendisinden başka ilah yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan katında kim şefaat edebilir? Kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. Kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, alemleri koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür. (Bakara 255)