islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
16°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
12°C

İLAHİYATÇILAR VE YENİ İLMİYE SINIFI ÜZERİNE

İLAHİYATÇILAR VE YENİ İLMİYE SINIFI ÜZERİNE
19/12/2024 10:00
A+
A-

Başka bir yazımda ilahiyatçılara ve genel olarak akademik dile ilişkin eleştirilerimi dile getirmiştim. Bu konu önemlidir, geleceğimizi sadece fikri olarak değil, siyasi olarak da ilgilendirmektedir. Önceki eleştirilerle birlikte şu hususların altını çizebiliriz.

1.) İlahiyatçılar batıdan ödünç aldıkları seküler bir dil kullandıklarına, bu yüzden iştigal ettikleri bilgi/branş alanlarında semantik bir müdahale yapıp yeni bir dil kuramadıklarına değinmiştim. Bu modern zamanlarda müslüman dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük handikap olup bilgi ve fikir hayatıyla ilgisi olan her kesimin zihnini dönüştürmektedir.

Geleneksel ulema bir konuda uzmandı, ansiklopedik bilgi birikimine ve bir vizyona sahipti. İlahiyatçılar sadece kendi alanlarının gettosu içinde yaşamakla yetniyorlar. “Beni tarihçiyim, bu konudan anlamam” diyen akademisyen başka akademisyenin uzmanlığına referans değeri verirken aslında kendi alanının iktidarına vurgu yapar.

2.) İlahiyatçılar Nizamülmülk’ün medreselerindeki müderrisler gibi bilgi ve felsefe öğretmenin resmileşmemesi ve kurumsallaşmaması gerektiğinin farkında gözükmüyorlar. Nizamülmülk, fazla harcama gerektiren medreseler konusunda söylenen Alp Aslan’a şunları der: “Bunlar (medreseler) senin itikadını, senin fikirlerini öğretiyorlar.” Bu sözler karşısında Alp Aslan ikna olur.

Toplumu sivil ulema ve entelektüeller dönüştürürse değişim sahih olur.  Sivil değişimin önündeki görünmez saydam engel resmi kurumlarda bilgi üretimi yapan zümredir. Modern ulus devletin en etkili güç tedarik alanı ve araçları üniversitelerdir.

3.) İlahiyatçılar akademizme sıkısıkıya sarılmakla bir tür “yeni bir ruhban/din adamları zümresi” oluşturuyorlar ki resmi toplumla olan bağlarının oluşturduğu akademik asabiyet onları bilginin teknisyenleri kılıyor ki resmi toplum sivil itirazlara karşı mukavemetini buradan alır. Nizamiye medreseleri kuruluncaya kadar fıkıh, kelam, hadis, usul, tasavvuf, felsefe ve başka alanlarda kendi semasında tek veya birkaç yıldız arasında yer alan seçkin bilginler sivildi, iktidardan uzaktı ve toplumsal bilinci kendi alanında seslendiriyorlardı.

4.) İlahiyatçılar, ilimlerin tarihini okutuyorlar ama içtihad gerektiren konularda fikir ve kanaat yürütürlerken meşru ve makbul, yani test edilmiş bir usulü takip etmiyorlar. Söz konusu tipolojilerde Usul yok, yöntem var o da şudur: Tarihe göm, reddet! Ne olsa gider. Elbette istisnalar var, onları hariç tutuyorum.

5.) Şimdi bunlara Kur’ancılar eklendi. Kur’an’ı yüzünden okuyabilen geç mealciler veya Arapçası olan Kur’an’cılar tarihsiz, köksüz, boşluğa inmiş ve 632’den 2023’e kadar hep yanlış anlaşılmış, hatta bilerek tahrifata uğratılmış, tarihte hiç tecrübe edilmemiş, yaşanmamış İslam’ın son ve ebedi hakikatini keşfettiklerini söylüyorlar.

Kur’ancılar, peygamberlik misyonuna soyunmuşlardır. Sünnet ve sireti tümüyle aradan çıkardığınızda, Kur’an’ı tebyin, tatbik etmek, doğru anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol etmek, mü’minleri tezkiye etmek gibi Nübuvvete ait görevleri siz üstlenmiş oluyorsunuz. Hele Nebi yanılır biz ona uymak zorunda değiliz diyorsanız, geriye Resul’ün bir posta memuru gibi bize aktardığı Kur’an ile Kur’an’cı arasında kimse kalmaz.

6.) İlahiyatçılarla ilgili bu söylediklerim genelde batıda entelektüel/filozofik hayatı kurutan akademizmin genel sorunlarıdır. Göstergesi artık batının filozof yetiştirememesidir. Batı, bu saatten sonraki varlığını geçmiş sermayeden yemek ve olabildiğince askeri, politik, ekonomik tahakkümünü ve kültürel hegemonyasını sürdürmeye bakmaktadır. Bu da Aydınlanma, modern ve postmodern menzilleri geçen bir paradigmanın iç enerjisini tükettiğinin belirtisidir. Habermas teşhisi şöyle koyuyor: (Mealen) “Batı modernliğinin öne çıkardığı sekülerlik dünyaya sadece nihilizm ihraç ediyor.“ Bir paradigma çökerken yeni bir paradigma doğmaya başlar. Yeni paradigmanın Çin ve Hind’in olmayacağı açıktır, çünkü Çin ve Hind, Japonlar gibi batının kötü kopyaları ve tüketicisidirler.

Bu hayati sorunun temelinde “usul” konusu yatmaktadır.

Ben müslümanların tarihte geliştirdiği usulün henaz tüketildiği kanaatinde değilim, lakin sorun çözmek üzere gelitirilen usulü sorunların mahiyeti değiştikçe kendisi de kullanışlı olmaktan çıkar, bizim geleneksel bilgi üretme usulümüzün yeterince kullanıldığını zannetmiyorum, özellikle kamu hukuku neredeyse hiç uygulanmadı, bu yüzden tarihsle İslam’ın kamu hukuku ve tatbikatı bugün bizim için referans olamaz.

Bilim/bilgi üritiminde kullanılan yönteme gelince, bu bilimsel yöntemdir. Bu yöntemle ilgili iki  rezerv gözden kaçmamalı:

A.) “Bilimsel yöntem” bilgi ve bilim üretmenin mümkün yollarından biridir, “bilimsel” nitelemesi onu mutlak kılmaz, nitekim sürekli yanlışlanmaktadır ve öyle olması da iyidir

B.) Tabiat bilimleri için geliştirilen bu yöntemin sosyal bilimlere uygulanması büyük hatadır ve giderek St. Simon’un Comte’tan önce sosyoloji için kullandığı sosyal fizik, bugün bütün beşeri/sosyal bilimleri zehirlemekte bunun en acı meyvesi de sekülerliğin ürettiği nihilizm olmaktadır. Küresel düzeyde yaşanan anlam ve amaç kaybı bununla ilgilidir.

Kelamın ve felsefenin dışarı çıkarılması varlığı bilimsel yöntemle çalışan bilim insanının elinde bir kadavraya çevirdi, oysa en azından su içinde yüzen balığı incelemekle karaya vurmuş balığı incelemek bize aynı sonucu vermez. Mistik ve mitolojik Horasan sufileri gibi uçmayalım ama Kant’ın 12 ile sınırlandırdığı aklın kategorilerine hapsettiği varlık görüşünü de gözden geçirelim. İbn Sina bu konuda hala başarılı bir örnektir, Biruni henüz keşfedilmemiş muazzam bir sosyal bilim, tarih, arkeoloji ve antropolojide kurucu zihindir.

Test edilmiş bir bilginin artık yeni test işlemine tabi tutulması veya yöntemin değiştirilmek istenmesinin lüzumsuzluğu kritik edilmeye muhtaçtır. Çünkü bu yöntemin esası Descartes’ın süje obje ikilemine dayanır. Her obje şu veya bu süjenin kendisine baktığı gibi olmayabilir, çünkü her hikayenin başka bir anlatımı vardır. Modern paradigma kendi anlatısını dayatır, bu yüzden Kant’ın aklını tabiata empoze etmekle suçlanması yerindedir.

August Comt’tan önce St. Simon, sosyolojiye işaret etmiş ve bu yeni bilimin fiziğin yöntemlerini kullanması gerektiğini öne sürmüş, sosyolojiye de “sosyal fizik” ismini koymuştu. Comte, metafizik ve teolojiyi kovup sosyolojiyi sosyal fizik içinde kurarken, bundan mülhem psikoloji şu varsayımlardan hareket ederek bilim sahnesine çıktı:

1.Psikoloji ruhla uğraşmaz,

2.Felsefeyi, metafiziği, teoloji dışarıda burakır

3.Organizmanın dışarıdan gelen uyarıcılara karşı verdiği tepkileri ölçer,

4.Fiziğin ve biyolojinin yöntemlerini kullanır,

5.Labratuvarda veya labratuvar şartlarında çalışır,

6.Teşhis ve tespitlerini matematiğin diliyle ifade eder.

Sonraları sosyoloji ve psikoloji bu zihinsel zeminde kurulunca, bu zihinsel zemin diğer bütün sosyal bilimlerin araştırma yönteminin değişmez prensipleri oldu.

Bugün tabii ki sosyoloji veya psikoloji orda değil ama doğumunda aldığı ilk isimle (göbek ismi) ile müsemma olması karakteri devam etmektedir ve tam da bu yüzden artık batı’da entelektüel/filozof yetişmemekte, Aydınlanmanın geride kalan mirasını tüketmeye devam edilmektedir.

ALİ BULAÇ

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. AHMET YAŞAR ÇAKMAK dedi ki:

    YİE- teneffüslerde sohbetlerinizi az da olsa dinlerdik. Buralarda olmanız güzel.Başarılar üstadım