
Haber kanalları gün boyu açık. Sosyal medyanın hızlı akışı, önüne gelen gündemi tsunami etkisiyle yerle bir ediyor. Gündemde uzun süre kalmayı başarabilen bir gündem maddesi kalmıyor âdeta. Her şey kısa bir zaman diliminde konuşulup unutuluyor. Teknoloji, bize arama geçmişimizi silme özelliğinin yanında zihinsel geçmişi de silme özelliği kazandırmış gibi. Dün konuşulanın bugün hükmü kalmamış artık. ‘Dün dündür’ sözü genetik kodlarımıza işlendi sanki.
Bütün bunların arasında asla unutulmaması gerekenler var. Lakin bunlar da çok kilitli, çok kapının ardında kalarak ulaşılmaz hale gelmiş görünüyor. Gazze ve Gazzelilerin yaşadıkları ile Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize yaşatılanlara bu denli duyarsız kalınmasının başka bir izahı kanaatimizce yoktur. Evet, onlar çok kilitli çok kapının ardında kaldılar ve biz onlara ulaşamıyoruz. Daha acısını söyleyelim. Bu kapı ve kilitlerin çoğu da bizim eserimiz. Bunların birkaçından bahsetmek isteriz. Evvela, iman hakikatine vakıf olamamak gibi hem bireysel hem de toplumsal sorunumuz var. Dil ile ikrarın yanında kalp ile tasdik ve gereğince amel etme durumuna geçememiş gibiyiz. Yoksa gereğini yapmaktan bu kadar uzaklaşmamızın başka bir izahı yok. İman ile ilgili bu durum beraberinde ihlası ve samimiyetin ortadan kalkmasını da getirmiş. Özellikle yeryüzünde artık insanların duruşu ile ilgili bir turnusol kâğıdı niteliği taşıyan yukarıda zikrettiğimiz yer ve insanların sorunlarını ortadan kaldırma konusunda yapılanların sonuç vermemesinin de bu nedenle bir izahı yok.
Bir başka kilitli kapı da insanlarda dünya malına olan düşkünlüğün artmasıyla olası bir çatışma ya da savaş durumunda kişilerin mal kayıplarının gözlerinde büyütülmesidir. Tepkilerin sadece sözde kalmasının sebeplerinden biri bu olabilir. Mal kaybım olmasın ama sessiz kaldığım da düşünülmesin, düşüncesi bu nedenle öne çıkmaktadır. Mesaj paylaşmak, en büyük eylem olmuş.
Ülke yöneticilerinin beyanatlarının halk tarafından yeterli bulunması da kilitli kapılardan biridir. Nasıl olsa devlet üzerine düşeni yapmaktadır ya da ben ne yapabilirim ki devlet yapsın, anlayışı toplumun geniş katmanlarında yer bulmaktadır. Bu durum idarecilerin de işine gelmektedir çünkü onları harekete geçirecek toplumsal baskıyı görmemektedirler. Olmayan toplumsal baskı yöneticilere kınamanın ötesinde bir şey yapmama imkânı sunmuş.
Kilitli kapıların belki de en zoru ve zor açılacak olanı ise ‘karşı taraf çok güçlü, onun bu gücünü kimse kıramaz’ anlayışının herkesçe kabul edilmiş olmasıdır. Gazzeli Müslümanlar bunun böyle olmadığını açıkça gösterdikleri halde ruhlara sinmiş olan korku virüsü toplumların ve ülkelerin hareket kabiliyetini kaybetmelerine neden olmuş adeta. Oysa iman ettiğimizi ifade ve iddia ettiğimiz kerim kitabımızda Bakara suresi 249. Ayeti iman sahiplerine şu müjdeyi vermektedir: ‘’ … Bugün bizim Calut’a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok’ dediler. (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: ‘Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.’’ Her gün defalarca söylediğimiz, işittiğimiz ‘’Allahu ekber’’ sözünün bizdeki karşılığı acaba nedir?
Kapalı ve kilitli bir diğer kapı ise ‘onlardan bize ne, biz kendi içimizdeki sorunları çözemezken bir de onları mı düşünelim’ ifadesidir. Başkalarının derdi ile dertlenmek insan olma göstergesidir. Söz konusu ifadeyi söyleyen ve savunanların kendi içlerindeki sorunlara da duyarsız olduklarına eminiz. Böyle ifade ederek bir yandan duyarlı olduklarını göstermeye çalışırlarken bir yandan da sorumluluktan kaçmayı düşünmektedirler. Bunu da çoğu zaman başardıklarına inanmaktadırlar. Bu tipler kanaatimizce tehlikeli tiplerdir. Çünkü pek çok kişinin de harekete geçmelerine engel olmaktadırlar. ‘Biz bir şey yapamayız, devlet yapsın’ anlayışı bir başka kilitli kapı. Sorumluluktan kaçmanın yollarından biridir bu. ‘Ben kendi yaşam konforumdan vazgeçmeyeyim de komşum, kardeşim, başka coğrafyalarda yaşayan insanlar ne yaşarlarsa yaşasınlar. Sorumluluk tamamen devlete ait. O yöneticiler boşuna mı oradalar. Devlet niçin var? ifadelerini hem kendilerini rahatlatmak hem de bir şey yapmak için uğraşanları durdurmak için kullanırlar.
Üzülerek belirmeliyiz ki çok kilitli çok kapılar kolay kolay açılamamaktadırlar. Bu nedenlerle de uzun yıllardır süren zulümler artarak devam etmektedir. Zalimleri tükürüğümüzle boğarız, diyenler bir tükürüğü esirger olmuş. Bunları ortadan kaldırmak ‘bir hareketime bakar’ iddiasında bulunanlar hareket söz konusu olduğunda bahane bulma ustası olurlar. Olan yine mazluma olur. Mazlumların başlarına bombalar yağmaya devam eder, bombalardan kurtulanlarsa açlıktan, ilaçsızlıktan, susuzluktan son nefeslerini verirler. Bizler açık haber kanallarını rahat koltuklarımızda izlemeye devam ederiz. Sosyal medya platformlarında ekran kaydırmaca oynamanın keyfini yudumladığımız ‘americano’ kahve ile çıkarırız.
Şiir, sığındığımız bir alan. En güçlü sözü bir şair söyler kanaatindeyiz. İşte yine bir güçlü söz İsmet Özel’den:. ’’iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu / hurdahaş bir sancıyla geçiyorum / badem çiçekleri altından / gözlerim nemli değil / gözlerim namlu ‘’
EYYUP YÜKSEL
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-