islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

KÜRT MESELESİ: MINTIKA HASİSLİĞİ VE İSLÂMIN MERKEZÎ KRİZİ

KÜRT MESELESİ: MINTIKA HASİSLİĞİ VE İSLÂMIN MERKEZÎ KRİZİ
A+
A-

KÜRT MESELESİ: MINTIKA HASİSLİĞİ VE İSLÂMIN MERKEZÎ KRİZİ

​Türkiye’de “Kürt Meselesi” denilen yara, çoğu zaman yanlış yerde tedavi edilmeye çalışılmıştır. Mesele, devletin merkezinde yahut dağdaki silahın namlusunda değil; cemiyetin ruhunda, insanın kendine yabancılaşmasında düğümlüdür. Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü’nde belirttiği gibi, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte “kendi içimizle dışımız arasındaki mahsup sırrına eremedik.” Köklerimizle bağımızı kopardık; “Batı’nın taklidiyle kurtuluş” zannına kapıldık. İşte Kürt de, Türk de, bu kopuşun mağdurudur.

​Kürt meselesi, bu coğrafyanın asıl meselesi olan İslâmî bütünlüğün parçalanmasının bir tezahüründen başka bir şey değildir. Necip Fazıl Kısakürek’in altını çizdiği gibi, Türk’ün muhasebesi, “Ana Kaynak: İslâm”ın kabul edilmesiyle başlar. Bu ruhî ve tarihî bütünlük, yüzyıllardır süren manevî zindan devriyle pörsüdü. Üstad’a göre: “Milliyet, sadece bir ırkı tebcil dâvası değil, o ırkın dayandığı ruh ve mânayı müdafaa gayretidir.” Türk ve Kürt, aynı ruhun evlatlarıdır ve mesele, bu ruh ve mânayı savunma gayretinden kopuşumuzdur. Kürt meselesini, diğer bütün bölgesel ve etnik ayrılıkçı eğilimler gibi, esasen bu merkezî düğümün gevşemesinin bir sonucu olarak görmek gerekir.

Anadolu’nun asırlar boyu sımsıkı tuttuğu “tek ve mutlak bir vâhid teklifi” dağılmaya başlamıştır. Zira kriz yalnızca Doğu’nun değil, bütün İslâm âleminin merkezindedir. Üstad bu büyük hakikati şöyle dile getirir: “İslâm, 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye’de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Bu, ancak Türkiye’de düzelirse her yerde sağlığa kavuşabileceğine ait İlâhî bir ihtar…” Türkiye’nin içindeki bu parçalanma, ruhun merkezî bünyesindeki bir iltihaplanmadır.

​Osmanlı’nın çöküş devrinde başlayan, Cumhuriyet’in tek tipçi ve seküler zorlamalarıyla derinleşen bu çözülme, Şark’ı (Doğu’yu) küçük ve “hasis” mıntıka (bölgesel) çıkarları peşinde koşmaya itmiştir. Salih Mirzabeyoğlu, meseleye İBDA diyalektiği ile eğilirken, ayrılıkçılık zehrini “mıntıka ve istikamet hasisliği” olarak mahkûm eder. Ona göre İslâmiyet’in bütünlüğü, “her türlü mıntıka ve istikamet hasisliğinden müstağni” bir tekliftir.

Bugün Kürt Meselesi üzerinden yükselen etnik ya da siyasi hareketlerin çoğunun trajedisi, Mirzabeyoğlu’nun tabiriyle “nesebsiz-piç bir maya”ya sahip olmasıdır. Mirzabeyoğlu, Adımlar’da, fikir ve aksiyon keyfiyeti ‘hiç’ olan ve “nesebsiz-piç bir mayanın sahibi olanlarla” arasına kalın bir çizgi çeker. Bu hareketler, kadim bir ruh köküne dayanmak yerine, modern ulus-devletin ideolojisi olan Kemalizm’in ürettiği Batı putperestliğine ve Batı’nın seküler-materyalist ideolojilerine sığınmıştır. Türk, devletin kimliğine; Kürt, dağın yalnızlığına sığınmıştır, lakin her ikisi de ruhunu kaybetmiş bir bedenin uzuvlarıdır.

Bu meselenin çözümünü “çek ve cak gibi nisbet ekleriyle” daima uzak istikbâle ısmarlayan ve daima “çile ve risk’ten kaçan ‘teyze adam'” tipi de aynı derecede suçludur. Devletin Kürt üzerindeki tahakkümü de, Kürt’ün devlete karşı isyanı da bu diyalektiği unutmuştur: “Fail olmak yerine münfail sıfat… Yapanı yaptıran.” Ruhî bağ kopunca, insan eylemi zulme dönüşür. Kürt Meselesi böylece siyasî değil, metafizik bir kriz hâline gelir.

​Ne laik cumhuriyetin “vatandaşlık” tanımı, ne de modernist İslamcıların “ümmetçilik” sloganı, Kürt Meselesi’ni çözebilir. Çünkü her ikisi de fikirden ziyade slogandır. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su ve Mirzabeyoğlu’nun İBDA’sı ise meseleye kökten, yani insanın mahiyetinden yaklaşır.

Mesele, niceliğin (kemiyet) değil, niteliğin (keyfiyet) meselesidir. ​Kürt meselesinin çözümü, Güneydoğu’nun ekonomik kalkınmasında veya kültürel hakların genişletilmesinde aranmamalıdır. Bu tür parçalı yaklaşımlar, Necip Fazıl’ın işaret ettiği “ruh ve madde felâketleri”ne karşı gereken duruşu sergileyemez.

​Tek çözüm, bu ruh ve madde felâketleri Türkiye’sinde zuhur etmekle mükellef olan “son ve som, hepçi ve bütüncü tepki” hâlinde ortaya çıkacak olan Mutlak Fikir’dedir. Bu, etnik kimliklerin değil, insanın mahiyetinin adaleti üzerine kurulmuş bir nizam teklifidir: Başyücelik Devleti.

​Kürt’ün dili, Türk’ün kalbi, hepsi o Mutlak Fikir’in farklı tezahürleridir. Bu nizamda “ırk üstünlüğü” değil, “hak üstünlüğü” vardır. Kürt Meselesi, bu bakımdan, bir “coğrafya” değil, bir “vicdan” meselesidir. Ve bu vicdanın dirilişi, ancak topyekûn bir ruh ve nizam yekpâreliği içinde yeniden doğmamızla mümkündür.

Hasan Karademir 

YAZARIMIZ  “Hasan Karademir’in”  DİĞER  YAZILARINA  ULAŞMAK  İÇİN  BURAYA  TIKLAYINIZ 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.