
“ADALET, KÖMÜRDEN YAVAŞ YANAR AMA TAM YAKAR!”
Bu söz, ABD Güney Carolina, Greyfield malikanesinde 15 yıl köle olarak çalışan ve koloninin en güçlü 14 adamını, yine kendilerinin zulüm, işkence ve ölüm alet ve sistemleriyle yakarak öldüren köle Esperanza’nın onlara son haykırdığı ibretlik sözdür. Kaldı ki, zalimlerin kulaklarına küpe olacak nice cevherler dile getirmiştir…
— Üstün değilsiniz, Tanrının seçtiği hiç değilsiniz, doğal bir beyefendi de değilsiniz, SADECE KÖTÜLÜĞÜ SEÇEN KÖTÜLERSİNİZ ve şimdi bu seçimin bedelini ödeyeceksiniz.
— insanları bir hiçmiş gibi, hayvan gibi alıp sattınız. İnsanları insan olmaktan çıkarttınız. İşte bu gece “hiçbir şey olmanın” ne demek olduğunu öğreneceksiniz..
— Geçen sene genç bir adamı, METAL KAFESE KOYARAK ÜÇ GÜN YAVAŞ YAVAŞ PİŞİRDİNİZ. ÖLÜM İÇİN YALVARDI ONU BİLE ÇOK GÖRDÜNÜZ. Sizden öğrendiğimi bugün size uygulayacağım.
— Halkımı sığır gibi topladınız, sattınız, üretim kamplarında kullandınız, işi bitince de yok ettiniz ve ben bunları 15 yıl hikaye gibi sizden hem dinledim hem gördüm ve hep titredim.
— Bizi insan olarak görebilirdiniz. Ama siz canavar olmayı seçtiniz. Çünkü canavarlık daha kârlıydı.
— Bizi insanlıktan aşağı görmenin, güçsüz ve çaresiz olmanın ne demek olduğunu bugün siz de öğreneceksiniz.
Ve 24 Haziran 1716 güneş batımında Güney Carolina’nın 14 güçlü adamı, köleler için yaptırdıkları o özel işkence fırınının etrafında, tam 18 saat kavrularak bizzat yaptıklarını tattılar.(BİR KÖLENİN ÖLÜMCÜL İNTİKAMI FİLMİNDEN)
Her ne kadar “Tarih tekerrürden ibarettir.” dense de tekerrür eden tarih değil; insan ve olaylarıdır. Amerika’nın kuruluşundan Avrupa’nın gelişimi ve sanayi devrimi sürecine kadar kullanılan emek, bütünüyle Afrikalı kölelerdir. Her kölenin dramı, yürek parçalayacak boyutta çok acımasız ve vahşidir.
Kölelere zulümde, hızını alamayan batı, 1492 de Endülüs, 1917-18’de de Osmanlı İmparatorluğunu vahşice devre dışı bıraktı. Ancak savaşa, kana, intikama alışmış toplumlar savaşsız duramazlar. Bu sefer 1932-1945 arası ikinci Dünya Savaşı ile kendi aralarında birbirlerine tutuştular ve 65-70 milyon cana kıydılar. Bunlardan 6 milyonu da Nazilerin gaz odalarında buharlaştırılan Yahudilerdir. Yahudilerden on binlercesini “Türk Pasaportu” vererek “Holokost/yaşam hakkınız yok” takibinden kurtaran Avrupa’daki Türk büyükelçileri olmuştur. Endülüs’ten kaçabilen binlerce Yahudiye kucak açan da yine Osmanlı olmuştur. Ama ne var ki bir teşekkür ve vefa borcu yerine, siyonist Yahudiler ve örgütlü terör devleti İsrail, Osmanlı yadigârı, Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimize 1917’den beri kan kusturuyor. Özellikle de 7 Ekim 1923’ten bugüne kadar Gazze’de işlenen tam bir soykırımdır, bebek katliamıdır, Müslüman kıyımıdır. Biz bu yapılanları ne yuttuk ne de unuttuk. Her ne kadar bizim kitabımızda intikam hırsı ve hıncı yoktur ama Gazze, siyonistlerin ve İsrail’in vicdan azabıdır ve asla ondan kurtulamazlar.
Bizim için en büyük intikam; Allah’a havale etmektir. Allah ise yarına bırakır da kimsenin yanına bırakmaz.
Ey İsrail! Bizim canımız yandığı sürece; senin mutluluğun da fazla sürmeyecek. Şüphesiz Allahın adaleti en güzelidir.
Kaçarı yok; o büyük randevuya herkes gelecek mutlaka…
Ve şunu unutma: İLÂHÎ ADALET, BOMBALARDAN YAVAŞ YANAR AMA TAM YAKAR TAM…
NURİ ÇALIŞKAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”