islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0098
EURO
52,8050
ALTIN
6.815,04
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
22°C
İstanbul
22°C
Açık
Pazar Açık
21°C
Pazartesi Açık
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C

Ayrı Dünyalarda Yaşamanın Esrarı

Ayrı Dünyalarda Yaşamanın Esrarı
08/12/2025 05:00
A+
A-

Ayrı Dünyalarda Yaşamanın Esrarı

 Bir toplumda insanların ayrı dünyalarda yaşaması, pek kolay anlaşılabilecek bir konu değildir. Bunu anlayabilmek için, kişinin kendi dünyasını bilebilmesi ve diğeri ile arasındaki farkı  görmesi gerekir.  Ben niçin yaşıyorum?. Sahip olduğum değerler nedir ?. Ben nasıl bir dünya arzu ediyorum ?..” gibi sorulara verilecek cevaplar, kendimize ait bir dünyanın var olduğunu gösterir. Kişi kendi dünyasını bu gibi kriterlerle anlamaya çalışır ve kendine bir gelecek kurmayı hedefler. Bir başkası ise, bu sorulara başka cevaplar veriyorsa, kendine göre başka bir dünyada yaşıyordur. Ama, aslında o; kendisine ait olmayan bir dünyada bulunmaktadır.

Geçmişin tersyüz edilişi:

Bu durum geçmişte böyle değildi. Toplumun fertleri, tamamen olmasa da çoğunlukla aynı hedef ve değerleri benimser; birbirleriyle ortak bir yaşama tarzını benimserlerdi. Hatta, cemiyette yaşayan farklı din ve ırklardan olan kişiler bile, dinleri farklı da olsa, bu hayatın kurallarına isteyerek uyar ve görünürde bu toplumun bir ferdi gibi yaşardı.

Ama bugün, toplumun bazı fertleri,  “ortak değerler” i benimsemek şöyle dursun,  birlikte yaşama tarzında bile farklı ve aykırı tutum ve davranışları sürdürme konusunda  adeta yarışma içindedir. Bu durum, yaklaşık 170 yıl önce başlayan bir duyarsızlığın ve yanlışlığın getirdiği bir sosyal sapma olayıdır.

Yeni nesiller, kendilerinden önce meydana gelen olayları, eğer ilgi göstermezlerse bilme imkanını kaybeder ve kendi yaşadıkları dönemin alışkanlıklarını “tek gerçek” olarak değerlendirirler. Aynı zamanda, kendilerine sunulan bilgilerin yegane doğru olduğunu düşünürler. Aslında bu konu, tarihi bilginin hadiselerin bütün boyutunu ve gerçekliğini göstermesi ile ortadan kalkabilir. Fakat bu özellik, olayları değerlendirmek isteyenlerin ancak görüp, bilebileceği bir konudur.

Ama, hadiselerin de kendine ait bir  özelliği vardır: Gerçek dünyanın üzerine kurulan sahte dünya, insanları huzurlu ve mutlu edemeyince, toplumun üzerine serilen sır perdesi” kalkar ve  hayatın sahte gerçekler üzerine kurulu esrarı ortaya çıkar. Artık, bir toplumun yalan ve hikayeler ile uyutulması son bularak, gerçek aranmaya başlar..

Gerçek dünyaya ulaşma:

Türkiye; yanlış ,  çarpık ve hayali bir Batılılaşma’nın büyük şokunu yaşamaya başlayalı çok zaman oldu.  Sisler ve bulutlar içinde, Batı’nın uzaktan görülen parlaklığı, Batılılaşmanın hayata aktarılması  ile çabucak söndü.  Uzaktan güler yüzlü, asil ve zeki görünen Batı toplumları, bütün vahşet ve acımasızlığı ile başka ülkelerin zenginliklerini hoyratça ve zalimce elde ettiler.  Ama Batı dünyası, bütün bunları yaparken, söylemlerinde “hürriyet, adalet ve eşitlik” kavramlarını kullanarak, iki yüzlülüğünü ortaya koydu.  Tıpkı, üstatları Makyavelli’nin söylediği ve yaptığı gibi: “Ahlaklı ve iyi davranmak iyidir. Fakat, menfaatiniz söz konusu olduğunda, hemen bu değerlerden vazgeçmelisiniz!..”

Bu coğrafyada yaşayan ve tarihin  bilgi ve eserleriyle yüz yüze olan, ama farklı bir dünyanın rüyasını görenler, aslında kendi gerçekleriyle yüz yüze gelmekten korkan insanlardır. Bu insanlar, çoğu zaman, kolaycılığı tercih etmekte ve olayları yüzeysel bir şekilde değerlendirip, basit ve küçük hedeflerin peşine düşmektedirler.

Günümüzde, ortalama insan tipi, okumayan, düşünmeyen ve kendisine verilen mesajlar ile hayatını şekillendirmeye çalışan, “güdülmeye müsait” insan tipidir !..  Bu insana, bazı gerçekleri anlatmaya çalışırsınız; ama, o bunları düşünemeyecek kadar sığ ve “hazırlop bilgi”ye şartlanmış bir halde bulunmaktadır. Ona, nüfuz edebilme imkanınız sınırlıdır.

Böyle bir duyarsızlığa karşı, elbetteki çaresiz kalmak durumunda değiliz. Beyni yanlış bilgiyle, tecrübesi niteliksiz örnekler ile  dolu olan bu tür kişilere, “yaşanan bir ideal”  son derece etkili olabilecektir. Çünkü bu tür kişiler, sadece yetersiz bir bilgi ile hareket ettiklerinden, onları etkileyebilecek en önemli yol, ahlak ile onların dünyalarına ışık saçabilmek ve sisli düşüncelerinden uzaklaştırabilmektir. Çünkü, tarihi ve sosyolojik bilgilerimiz göstermiştir ki, yaşanamayan hakikatler; insanlar üzerinde fazla bir etki yapamaz.. O zaman gelin, “yaşanabilecek hakikatleri”, ruhları karartılmış toplulukların üzerine bir aydınlık gibi sunalım..

Prof.Dr.Sami Şener

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.