
TOPLUM OLARAK UYUŞTURULMA VE DEĞİŞTİRİLME SAFHASINDAYIZ
Türkiye, uzun tarihi ve sosyolojik yapısına ters bir geleceğe doğru gidiyor. Adeta, otomatiğe bağlanmış bir araç gibi. Ama, otomatiği kuranlar, bu ülkenin dostları değil.. Fakat, her nedense, bu otomatik yapıyı şuursuzca sürdürenler, muhafazakar kesimin insanları!.. Öte yanda, kendi geçmiş tarihi ve değerleri ile ilgisi olmayanlar, böyle bir zoraki değişikliğin farkında olmadan, dar siyasi ve ideolojik bağlılıkları ile bu sürece yardımcı oluyorlar!.
Böyle bir durum, akla ve mantığa uygun değil!. Sizin bilgi, ahlak ve inanç yapınıza ters bir sistem var. Siz, bu değerlere ters bir sistem ile, değerlerinize ulaşmaya çalışıyorsunuz!.. Veya, ulaşacağınızı kabul ediyorsunuz. Gaye ve vasıtalar arasında, hiçbir doğru orantı olmamasına rağmen, bu tavrınızı sürdürüyorsunuz!..
Büyük bir yanılgı veya şuursuzluktan bahsetmek durumundayız. Sistem bir gayeye ulaştıran bir vasıtadır. Eğer inanç ve ahlak değerleri ile bir hayatı hedefliyorsanız, bunlara uygun bir sistem ve metotları benimsemeniz lazım. Ama, ortada olan uygulama bu değil. Ve üstelik, yıllar geçse de, bu akıl sapması’ndan uzaklaşılamıyor!..
Siyasi, iktisadi, hukuki ve idari sistemleri Batı’dan almışsanız, Batı’nın bu sistem ile ortadan kaldırmak istediği “sosyal hastalıkları” nı da kabul etmeniz lazım. Eğer, o hastalık bizimle ilgili değil diyorsanız, Batı’nın hayatı düzenleyen kurumlarının alınmasını nasıl açıklayacaksınız?..
Bu durum, bir grup siyasi, bürokrat ve askerin bir toplumun kaderini belirsizliğe yönlendirme noktasında rol alırken, demokrasi kelimesi de sembolik olarak sürekli gündemde tutulup, bir nevi “toplumu uyuşturma” görevini görmektedir.
Siyaset, tarih boyunca insan ve toplumu yönetme sanatı olarak açıklanırken, aslında insan ve toplumu, bazı ihtiraslı ve sadist yöneticiler tarafından toplumları yanıltma ve yanlış istikametlere yöneltme şeklinde bir rol oynama durumuna getirilmiştir.
Kendini Toplama ve Diriliş
Toplumlar, çeşitli dönemlerde yönetici veya sahte bilge gruplar tarafından yanlış yönlere çekilmiş ve temel haklarından uzaklaştırılmıştır. Böyle bir ortamda, toplumların kendi kaderlerini kendileri hazırlama arzu ve çabaları, bu sahte sarmallardan kendilerini kurtarmalarına imkan hazırlamıştır. Yani ilahi kanun, “toplumların kendilerini değiştirmedikçe, Allah’ın da onları değiştirmeyeceğini” açıkça göstermiştir. Ama, ilahi kader, etraflarında hakikati gizleyen, insanları sömüren ve onları bir kukla gibi oynatan iktidarlara tabi olduklarında, toplumlarda herhangi bir dirilişin mümkün olmayacağını da çeşitli örnekleriyle göstermiştir.
Uluslararası vahşi düzen, büyük ölçüde vahşi bir düşünce etrafında, her şeyi kendinde toplama ve başkalarının hakkını zorla da alma noktasında, belki de tarihin en vahşi örneğine şahit olmaktadır. Irak, Libya, Suriye, Gazze, Ukrayna ve Venezualla örnekleri, insanlık tarihinin en zalim ve haksızlık örneklerine şahit olurken, insan hakları, demokrasi, çağdaş sistemler gibi insanlığa sahte dünyalar vadeden kavram ve sistemlerin, içinin boş olduğunu göstermektedir.
Sosyolojinin en önemli konularında sosyal değişme kavramının, sosyal değiştirme ve toplumları sömürgeleştirme noktasında gerçekleştiğini bize çeşitli örnekleriyle göstermektedir. Ama, acı olan şu ki, insanımız ve toplumumuz, çevresinde oluşturulan zulüm ve baskı düzenlerini hala bazı sanal kavramlar ile, kendinden uzak tutma basiretsizliğine seyirci kalmaktadır.
Tarihi ve sosyolojik geçmişimiz, kendi inanç ve değerlerimizle nasıl bir dengeli yapıdan, dengesiz ve ölçüsüz bir anlayışa sürüklendiğimizi göstermektedir. Bu durum, toplum olarak olaylara “seyirci” kalmamamızı bize ihtar etmekte ve kendi geleceğimizi tesadüflerin veya birilerinin şahsi veya grup ihtiraslarına kurban etmememiz gerektiğini bize hatırlatmaktadır.
Prof. Dr. Sami Şener
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Sihirbazlar devrede ve efendilerine canla başla hizmet ediyorlar.
١١٢
١١٤ ١١٣