islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Parçalı Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Tebliğde Usul: Hak Sözü Hikmetle Söylemek İncelik ve Hassasiyet İster

Tebliğde Usul: Hak Sözü Hikmetle Söylemek İncelik ve Hassasiyet İster

Tebliğde Usul: Hak Sözü Hikmetle Söylemek İncelik ve Hassasiyet İster

Giriş

İslâm, yalnızca doğruyu bildiren bir din değil; doğruya hangi usulle davet edileceğini de öğreten ilahî bir nizamdır. Bu sebeple tebliğ faaliyeti, yalnızca bilginin aktarımı olarak değil; usul, üslup, zaman ve muhatap dengesi gözetilerek yerine getirilmesi gereken bir emanet olarak değerlendirilmelidir. Hak sözün mahiyeti kadar, bu sözün hangi yolla sunulduğu da tebliğin bereket ve tesirini belirleyen temel unsurlardandır.

Kur’ân-ı Kerîm’de davetin “hikmet”, “güzel öğüt” ve “en güzel biçimde mücadele” ile yapılmasının emredilmesi¹, tebliğin yalnızca muhteva üzerinden değil, usul üzerinden de sorumluluk taşıdığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

  1. Tebliğin Mahiyeti

Tebliğ, insanları zorla yönlendirme veya inanç dayatma faaliyeti değildir. Bu vazife, ilahî mesajın muhataba ulaştırılmasıyla sınırlıdır. Hidayetin neticesi ise bütünüyle Allah’ın takdirindedir. Nitekim Kur’ân’ı Kerim’de Hz.Peygamber’e hitaben:

“Sen onların üzerinde bir zorba değilsin.”²

buyrularak tebliğ ile baskı arasındaki sınır kesin biçimde çizilmiştir.

Bu yönüyle tebliğ, neticeye değil vazifeye odaklanan bir sorumluluktur.

  1. Usul Bilgisi Kavramı

Usul bilgisi, neyin söyleneceğinden önce nasıl söyleneceğini bilme yetkinliğidir. Bu bilgi yalnızca ilim birikimine değil, hikmet idrakine dayanır. Aynı hakikat, farklı zamanlarda ve farklı muhataplara aynı şekilde sunulamaz.

İslâm düşünce geleneğinde usul, nassın gayesini gözetme bilinci olarak ele alınmış; lafzın ötesinde anlam, hikmet ve maslahat dikkate alınmıştır³. Bu sebeple usul bilgisi, tebliğin ruhunu teşkil eder.

  1. Davete Nereden Başlanacağını Bilmek

Tebliğin en hassas yönlerinden biri, muhataba nereden başlanacağını tayin edebilmektir. Her insanın bilgi seviyesi, yaşadığı tecrübe, taşıdığı kırgınlık ve içinde bulunduğu zihnî zemin farklıdır.

Resûlullah’ın tebliğ yolu incelendiğinde, davetin önce tevhid bilinciyle başlatıldığı, ardından ahlâk inşasıyla derinleştirildiği ve yükümlülüklerin kademeli biçimde sunulduğu görülür. Bu usul, fıtratla uyumlu bir dengeyi yansıtmaktadır.

  1. Hakikat ile Sertlik Arasındaki Ayrım

Hak söz ile sert üslup aynı şey değildir. Kur’ân’ı Kerim hakikatin tebliğinde nezaketin belirleyici bir ölçü olduğunu açık biçimde ortaya koyar:

“Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi.”

Bu ayet, tebliğde sertliğin değil hikmetin esas alındığını göstermektedir. Zira sertlik çoğu zaman bilginin değil nefsin yansımasıdır.

  1. Üslubun Tebliğdeki Yeri

Nebevî Tebliğden Müşahhas Bir Misal

Tebliğde üslubun belirleyici rolü, Resûlullah’ın günlük hayatındaki uygulamalarda açık biçimde görülmektedir. Bu hususa dair dikkat çekici örneklerden biri, uzun yıllar Peygamberimizin hizmetinde bulunan Enes b. Mâlik (ra) ile yaşanan hadisedir.

Rivayete göre Resûlullah ﷺ, henüz çocuk yaşta olan Enes’i bir ihtiyacı için göndermiş; Enes ise yolda çocuklarla oyuna dalarak gecikmiştir. Peygamberimiz bu durumu fark ettiğinde ona:

“— Ya Enes, seni gönderdiğim yere gittin mi?”

diye sormuştur.

Bu hitapta dikkat çekici bir incelik vardır. Resûlullah ﷺ:

  • “Niçin gitmedin?” diyerek itham edici bir dil kullanmamış,
  • Kusur arayan değil, imkân tanıyan bir soru yöneltmiş,
  • Muhatabının onurunu zedeleyecek herhangi bir söz söylememiştir.

Bu nezih üslup karşısında Enes b. Mâlik (ra):

“— Hemen gidiyorum yâ Resûlallah.”

şeklinde cevap vermiştir. Dikkat çekicidir ki Enes, “gittim” ya da “gitmedim” demek yerine, doğruluğu ve sorumluluğu birlikte ifade eden bir cevap vermiştir. Bu durum, merhamet temelli bir hitabın muhatapta savunma değil, samimiyet doğurduğunu göstermektedir.

Resûlullah ﷺ ise bu cevaba karşılık yalnızca:

“— Öyleyse gecikme.”

buyurmuştur. (Kaynak: Müslim, Fedâʾilü’s-Sahâbe, 54; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 127.)

Bu kısa ifade ne bir azarlama ne de bir tehdit ihtiva etmektedir. Emir bile nezaketle dile getirilmiş, görev hatırlatması insan onurunu incitmeden yapılmıştır.

Bu sahne, tebliğin sertlik ve baskı ile değil; güven, edep ve merhamet ile nasıl kök saldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Üslup, sözün taşıyıcısıdır. Aynı ifade, farklı bir üslupla ya diriltici ya da incitici hâle gelebilir. Tebliğ dilinde hor görme, suçlama ve küçültücü hitap biçimleri muhatabı hakikatten uzaklaştırmaktadır.

İslâm ahlâkında insanın onuru korunması gereken temel bir değerdir. Bu sebeple tebliğ dili, insanı küçülten değil; fıtratını onaran bir vasıf taşımak zorundadır.

  1. Merhamet ve Hikmet İlişkisi

Merhamet, tebliğin zayıflığı değil özüdür. Peygamberlerin ortak vasfı, muhataplarına karşı şefkatle yaklaşmalarıdır. Kur’ân’ı Kerim, Hz. Peygamber’i “âlemlere rahmet” olarak tanımlamıştır⁶.

Bu bakımdan, merhametten yoksun bir davet anlayışı nebevî çizgiden uzaklaşma anlamı taşımaktadır.

  1. Usulsüz Tebliğin Doğurduğu Sonuçlar

Usul gözetilmeksizin yürütülen tebliğ faaliyetleri üç temel zarara yol açmaktadır:
1. Hakikatin temsilcisine duyulan güven zedelenir.
2. Din dili sertlik ve öfke ile özdeş hâle gelir.
3. İnsanlar dinin özünden değil, temsil biçiminden uzaklaşır.

Bu nedenle birçok İslâm âlimi, yanlış usulle yapılan nasihatin bazen susmaktan daha zararlı olabileceğini ifade etmiştir⁷.

  1. Davet ile Mücadele Arasındaki Denge

Her hata bir çatışma alanı değildir.
Her muhatap bir hasım değildir.

Tebliğ dili sürekli mücadele zemininde kurulduğunda davet vasfını kaybederek savunma refleksine dönüşür.

Nebevî yol; vakar, sabır ve süreklilik üzerine kuruludur. Hakikat, çatışmayla değil örnek olmakla kök salar.

Sonuç

Tebliğ, yalnızca hak sözü dile getirmek değil; bu sözü hikmetle, edep ile ve sorumluluk bilinciyle taşımaktır. Usulden yoksun bir davet, doğruyu bile yaralayıcı hâle getirebilir.

Bu sebeple tebliğ ehli için asıl imtihan, doğruyu bilmekten önce doğru yolu muhafaza edebilmektir. Zira hakikat, ancak hikmetle birleştiğinde gönüllere ulaşır.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

Dipnotlar:
1. Nahl 16/125
2. Kāf 50/45
3. Şâtıbî, el-Muvâfakāt, I, 25–30
4. Buhârî, İman, 1; Müslim, İman, 19
5. Âl-i İmrân 3/159
6. Enbiyâ 21/107
7. Gazâlî, İhyâʾu Ulûmi’d-Dîn, c. I, Âfâtü’l-lisân ve’s-samt bahisleri

ETİKETLER: Tebliğde Usul
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.