
LANETİ GEREKTİREN BİR İNSANLIK SUÇU: KARABORSACILIK YAPMAK
Hz. Peygamber’in dilinde bu kavramın karşılığı ‘ihtikâr’dır. Fiyatların yükselmesi için malı önceden alıp stoklamayı ve piyasa daralıp değeri yükselince daha fazla kâr amacıyla pazara mal sevk etmeyi ifade eden ihtikâr veya karaborsacılık, İslâm nazarında en büyük günahlardandır. İnsan kâr elde edeyim derken işlediği günah yüzünden birçok hayırdan da mahrum kalabilir.[1] Kazancı artırmayı tek amaç hâline getirip dinin prensiplerine karşı kayıtsız davranmak Müslüman ticaret adamlarının yapacağı davranış değildir. Çünkü Müslüman bir kimse iradesini vahye teslim etmiştir. Vahiy ise insan iradesini kayıtlar; kişinin yapacağı işler vahye muarız olursa dinden onay almaz. Hâliyle ticaret erbabı için bir liberalizmden bahsetmek Müslümanlıkta söz konusu değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.), her fırsatta tüccarları ilkeli ve ahlaklı olmaya çağırmış ve şu müjdeyle onları örnek tüccar olmaya teşvik etmiştir: “Ticaretinde dosdoğru davranan güvenilir tüccar kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle haşrolacaktır.”[2] Her Müslüman ticaret yaparken en güzeli tercih etmelidir. Bu konuda Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şu sözünü zihninde her an canlı tutmalıdır. “Ruhulkudüs kalbime ilham etti ki hiçbir canlı rızkını bitirmeden ölmeyecektir. Allah’tan korkun ve rızkınızı en güzel yollardan arayın.”[3] Hadisdeki “güzel” kavramının içerisine meşru ve helal ticaret girmektedir. Böyle bir ticareti yapabilmek için erbabının; Kur’an ve sünnetteki mal ve infakla ilgili ayetleri, Hz. Peygamber’in uygulamalarını, vahiyden mülhem ticaret ilmihalini, haram kazanç türlerini ve kaçınma yollarını bilmesi şarttır.
Karaborsacılık, Hz. Peygamber’in yasaklamış olduğu haram kazanç yollarından birisidir. Hatta Resulullah (s.a.v.), çok az kullandığı lanet ifadesini bu stokçu kesim için de kullanmış ve “İhtikâr/karaborsacılık yapan melundur.”[4] buyurmuştur. Fiyatların yapay şekilde yükseltilerek fakirlerin alım gücünü kırmanın birçok musibeti beraberinde getireceğini bildiren Peygamberimiz (s.a.v.) doyumsuz tüccarlara şu uyarıyı yapmıştır: “Kim, Müslümanların yediği şeyleri stoklar ve karaborsacılık yaparsa Yüce Allah onları iflas ettirir ve cüzzam hastalığı verir.”[5] Ayrıca uhrevi olarak da; “Fiyatların yükselmesine vesile olan kimselerin Allah Teâlâ tarafından cehennemin en dehşetli yerinde oturtulacağı”[6] tehdidi yapılmıştır. Stokçuluk hususundaki en uzun süreyi kırk gün olarak belirleyen Resulullah (s.a.v.); “Kırk gün stokçuluk yapan bir şahıs Allah’tan; Allah Teâlâ’da ondan uzaktır.”[7] buyurmuştur. Resulullah’ın (s.a.v.) dilinden, karaborsacıların böyle sert bir uyarı almalarının gerekçesi, kendi şahsi menfaatleri yüzünden fakirliği daha da yaygın ve etkin hâle getirmeleri; toplumda aç insanların çoğalmasına zemin hazırlamalarıdır. Hâlbuki Müslümanlar en yakınlarından başlamak üzere her aç ve yoksul insanın hesabını Allah’a (c.c.) vereceklerdir. “Yoksullar açken (tıka basa yiyip) tok geceleyenlerin mü’min olmadığını”[8] belirten Hz. Peygamber (s.a.v.); “Bu kimselerin (gerçek anlamda) iman da etmediklerini” söylemiştir.[9] Bu hadisler fakirlere ve onların sorunlarına karşı Müslümanların duyarlı olmalarını istemektedir. Stokçuluk, fakirliği tetikleyen ve fakiri daha da fakir yapan bir suçtur. Müslüman siyasanın piyasa kontrolüyle böyle bir suça zemin hazırlamaması şarttır. Zira stokçuluk kadar onlara meydan açan siyasette suçludur. Bu suç bilerek işleniyorsa, siyaset adalet vasfını kaybeder ve zalim olur.
Stokçulukla ilgili yasaklamalara baktığımızda görürüz ki en çok yiyecek maddelerinin piyasadan çekilmesine ve stoklanmasına tepki duyulmuştur. Hadis metinlerinde “من احتكر طعاما…/ her kim ki yiyecekleri stok yaparsa”[10] lafızları kullanılmıştır. Bunun anlamı, insan ihtiyaçlarını karşılamada hayatın devamını sağlayan en önemli maddelerin yiyecekler olduğunu yinelemektir. Bu durumdan ise en çok fakirler etkilenir ve bunun sonucunda bu kesim arasında hastalık, şahsiyet erozyonu, bunalım, intihar, boşanmalar, hırsızlık, cinayet ve ahlaki çöküşler artabilir. Hiç kimsenin yoksullara böyle bir hayatı reva görmeye hakkının olmadığını söyleyen İslâm, bütün bu nebevi uyarılara rağmen ihtikâr/karaborsadan vazgeçmeyen fırsatçı kimselere karşı elbette siyasi ve zecrî tedbirler de alacaktır. Kadim zamanlarda bu tedbirler alınmıştır. İlmin uyarılarıyla siyasetin tedbirleri ve önlemleri birleşince kimse stokçuluk yapmamıştır. Fıkıh kitaplarında alınacak tedbirlerin detayları vardır. İslâm nazarında bir kişinin zarar görmesi bütün âlemin zarar görmesi gibidir. Bir tek yoksulun böyle bir uygulamadan dolayı zorunlu ihtiyaçlarını temin edemeyerek ölmesi, ona karşı duyarsız davrananların tamamını katil yapar.[11] Bu anlayışın etkin olduğu bir siyasada ticaretin kurallarını “kapitalist ağalar” değil Allah Teâlâ kor ve sonunda hiçbir kimse zarar görmez. Çünkü Müslüman siyasetçiler Allah’ın “el-Adl” isminden aldıkları payı adil bir şekilde yönetimlerine yansıttıkça meşruiyet kazanırlar. Yoksa idarelerine karşı kıyamı hak ederler. Dünyayı fakirleştiren ve yaşanmaz hâle getiren, ilahi olandan ayrılıp liberal ağalık sistemine geçişi tercihtir. Unutulmamalı ki Amerikan ve Batı emperyalizminin hâkim olduğu New York merkezli liberal dünya sistemi, İslâm coğrafyasının tüm zenginliklerini kendi ülkelerinde stoklayarak ümmeti farklı kollardan sömürmektedir. Hem içerdeki işbirlikçiler hem de dışardaki emperyalistler tarafından sömürülen Müslümanların paylarına sadece fakirlik düşmektedir. Sanki nasiplerinde fakirliğe bağlı sosyal ve ahlaki hastalıklarla boğuşmak vardır. Dolayısıyla fakirlik bir kader değil, dayatmadır. Bu dayatmalardan kurtuluş yollarını bilip bulmamız ise fıkıhtır. Varsa eğer zamanımızın Rabbani uleması, Müslümanlara zalim siyasetten çıkış yollarını öğretmelidirler. Bununla beraber adalete dayanan İslâmî yönetim biçimini kurumsallaştırarak pratik hâline getirmeliler ki İslâm, tüm insanlığın umudu olabilsin. İnsanlığın yüzkarası olan kapitalizmi tercih edip sonra da sızlanmak ve dinden bazı söylemler sunmak din istismarıdır. Weber’in önerdiği protestan ahlakı tam budur; işine geldiğinde dini kullanabilirsin. Dinimizi iman etmeyenlere istismar malzemesi yaptırmayalım.
Dipnotlar
[1] Acluni, Keşfu’l-Hafa, Had. no: 700, c. I, s. 227.
[2] Hâkim, Müstedrek, Buyu’, c. II, s. 7-8; Tirmizi, Sünen, 4, Buyu’, Had. no: 1209, c. III, s. 515.
[3] Acluni, Keşfu’l-Hafa, Had. no: 708, c. I, s. 231.
[4] Darimi, Sünen, Buyu’, Had. no: 12, c. I, s. 645.
[5] Ahmed, Müsned, c. I, s. 21; İbn Mace, Ticaret, 6, Had. no: 2155, c. II, s. 729.
[6] Ahmed, Müsned, c. V, s. 27; Beyhaki, Buyu’, Had. no: 11150, c.VI, s. 49.
[7] Ahmed, Müsned, c. II, s. 33; Hâkim, Müstedrek, Buyu’, Had. no: 2165, c. II, s. 14.
[8] Hâkim, Müstedrek, Buyu’, Had. no: 2166, c. II, s. 15.
[9] İbn Recep el-Hanbeli, Camiu’l-Ulum, c. I, s. 349.
[10] İbn Mace, Ticaret, 6, Had. no: 2155, c. II, s. 729; Heysemi, Zevaid, c. IV, s. 100.
[11] Bak: İbni Hazm, Ebû Muhammed Alî b. Ahmed b. Saîd el-Endelüsî el-Kurtubî, Dar’u-l fikr, el Muhalla, c. VI, s. 159.
Mehmet Sürmeli
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube