islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1851
EURO
52,9418
ALTIN
6.741,71
BIST
14.351,74
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
15°C

İran Direncinin Sırrı: Kaba Kuvvet mi, Haksız Müdahale mi?

İran Direncinin Sırrı: Kaba Kuvvet mi, Haksız Müdahale mi?

İran Direncinin Sırrı: Kaba Kuvvet mi, Haksız Müdahale mi?

Yazan: Kasım Dorrânî
Gurbette yaşayan İranlı yazar ve gazeteci

Yıkıcı bir savaşın üzerinden bir aydan fazla zaman geçmişken İran rejimi neden çökmemiştir?

Bu sual ilk bakışta sade görünse de, kimi muhalif zümrelerin siyasi hakikati kavrayışındaki köklü bir aksaklığı açığa çıkarır. Zira bu çevreler, küçük-büyük her meselede İsrail ve Amerika’ya bel bağlamışlardı. Yoğun askerî darbelerin ve önde gelen şahsiyetlerin hedef alınmasının üzerinden bir aydan fazla vakit geçmesine rağmen, bazıları süratli bir çöküş bekledi. Lâkin rejim ayakta kaldı; bu hâl, pek çok gözlemciyi hayrete düşürdü ve şaşkınlığa sevk etti.

Donald Trump’ın rejimin direncine dair hayreti, gelip geçici bir beyan değil; kimi karar çevrelerinde kökleşmiş hatalı takdirlerin bir tezahürüdür. Bu yanılgı, İran muhalefetinin bazı kesimlerine de sirayet etmiş; onlar da hesaplarını süratli bir çöküş ihtimali üzerine bina ederek değişim hayali kuran genç nesilleri aslı bozuk senaryolarla aldatmışlardır. Bu zihniyet, rejimi tek darbeyle yıkılabilecek zayıf bir yapı gibi telakki etmiş; oysa bu düzen, çökmeye karşı koyacak şekilde inşa edilmiştir.

İran’daki siyaset, güvenlik, askerî, dinî, iktisadî, içtimaî ve ilmî müesseseleriyle bu düzeni tetkik eden herkes bilir ki, İran’daki nizam tek bir başa dayanan sade bir piramit değildir. Bilakis, dinî, güvenlik ve askerî unsurlar ile bürokratik yapının iç içe geçtiği girift bir müesseseler ağıdır. Bu çok katmanlı yapı, darbelere karşı yüksek bir tahammül kudreti bahşeder. Üst düzey kadrolar hedef alınsa bile, bu durum bütünüyle felce yol açmaz; zira karar merkezleri dağınık hâlde olup yedek kadrolar hazırdır ve devamlılık imkânı bizzat sistemin bünyesine yerleştirilmiştir. İslâm Cumhuriyeti, doğrudan üst otoriteye bağlı kurumlarla teknik ve idarî unsurların terkibinden oluşur. Bu da geleneksel önderlik zayıflasa dahi devletin idaresini sürdürmesine, dengesiz bir harp yürütmesine ve içerde hayatî işleyişi muhafaza etmesine imkân verir.

Tetkikler ve müşahedeler gösterir ki çöküş, yalnız dış baskıyla değil; seçkin zümrenin çözülmesi yahut bölünmesiyle vuku bulur. İran’da ise güvenlik aygıtında bir başkaldırı ya da Devrim Muhafızları’nda yahut siyasi müesseselerde bir kopuş meydana gelmemiştir. Aksine, İran’a yönelen saldırı karşısında dikkate değer bir nizam ve birlik sergilenmiş; bu da süratli çöküş senaryosunu akim bırakmaya kâfî gelmiştir. Bu durum, istibdatla idare olunan rejimlerde kurumların dayanma kudretiyle tam bir uyum arz eder. Zira bir düzenin en şiddetli baskı zamanlarında dahi temel işleyişini sürdürmesi ve müesseseleri arasındaki irtibatı muhafaza etmesi, onun doğrudan çökmesini neredeyse imkânsız kılar.

Rejim, ayrıca birbirine eklemlenmiş menfaat bağları ve seçkinler ile köklü halk kesimleri arasındaki fikrî bağlılık üzerine yaslanmaktadır. Bu kesimler, buhran zamanlarında sokakta toplanarak ve resmî müesseselere destek vererek mühim bir rol üstlenir. İran’da da saldırının başlangıcından bu yana birçok şehirde halkın yoğun varlığı müşahede edilmektedir. Dün rejime muhalif olanların bile bugün sokaklara çıkarak vatanı, toprağı ve haysiyeti müdafaa ettiği görülmektedir. Bu hakikati göz ardı eden her tahlil eksik ve hakikatten uzaktır.

Birçok kimse gibi ben de şunu kabul ederim: Şiddet, rejimin bekasında mühim bir unsurdur; lâkin tek başına kâfi değildir. Zira baskı, inançlı, yekpare, mâlî bakımdan desteklenmiş ve verilen emirleri tatbik etmeye hazır bir aygıt gerektirir ki bu İran’da mevcuttur. Bunun yanı sıra, bilhassa petrol olmak üzere iktisadî imkânlar, maaşların ödenmesini, güvenlik teşkilatının finanse edilmesini ve asgarî istikrarın korunmasını sağlar. Bu imkânlar yalnızca iktisadî kudret sunmaz; aynı zamanda çöküşü son derece müşkil hâle getiren menfaat bağları doğurur.

Kanaatimce İran muhalefetinin bir kısmının işlediği en ağır hatalardan biri -ki İran halkı bunu kolay kolay affetmeyecektir- dış müdahaleye bel bağlamalarıdır. Zira göz ardı ettikleri temel hakikat şudur: Devletler ahlâka göre değil, menfaatlerine göre hareket eder. Ben daima şunu ifade ettim: İran’a yönelik her dış müdahale, rejimi zayıflatmaz; bilakis kuvvetlendirir. Zira dışarıdan yapılan her müdahale teşebbüsü, İran halkını -muhalif olanları dahi- rejimin arkasında saf tutmaya sevk eder. Bu, rejime sevgi sebebiyle değil; haricî saldırıya uğrayan vatanı müdafaa içindir.

Yıllar evvel, bilhassa Trump’ın ilk başkanlık devrinde şunu yazmıştım: İran rejiminin dış darbelerle çökeceğini sanan kimse, İran milletinin vakarını, tarihine bağlılığını ve köklü şuurunu bilmez. Bu millet, vatanını müdafaa uğruna her türlü fedakârlığı göze alır. Ne bir düşmanın sınırlarını aşmasına izin verir ne de içeriden bir unsurun ülkesinin yıkımına alet olmasına rıza gösterir. Bu halk bilir ki rejime muhalefet, vatandan vazgeçmek demek değildir. Vatanı hedef alan her dış tehdit, dengeyi rejim lehine çevirir. Halkın uzun tarihinden ve istilalara karşı direnişinden doğan şuur, onu iç muhalefet ile dış tehdit arasındaki farkı ayırt etmeye muktedir kılar. Bu derin millî idrak, dış müdahalelerin çoğu zaman ters neticeler doğurmasına ve rejimin kök salmasını daha da kuvvetlendirmesine yol açar. Zira toprağı müdafaa etmek, asla aşılmayan bir huduttur.

Bu itibarla, yıkıcı bir harbin ardından İran rejiminin ayakta kalması bir muamma değil; bekayı temin eden şartların mevcudiyeti ve değişimi doğuracak şartların yokluğu ile izah olunur. İstibdatla idare edilen düzenler temenni ile yahut yalnız dış darbelerle yıkılmaz; ancak iç ve dış âmillerin nadir bir anda birleşmesiyle çöker. Bugüne dek böyle bir an vuku bulmamıştır. Hatta İran’a yönelen saldırı, yıllar boyunca hür kimselerin inşa ettiği köprüleri yıkmış; en seçkin ve cesur vatan evlatlarının fedakârlıklarıyla yetişen umutları da yakıp kül etmiştir. Bu da, tüm sıkıntılara, buhranlara ve ağır kuşatmaya rağmen rejimin devamını izah eder.

Hakiki sual şudur: Rejim neden yıkılmadı değil; onun yıkılmasını mümkün kılacak düşünce ve amel tarzında nelerin değişmesi gerektiğidir. Bu suale verilecek cevap, tartışmayı kuru temennilerden fiil sahasına taşır; dış müdahaleye bel bağlama vehmini ve yakın bir çöküşe dair sathî anlatımları bertaraf eder.

Netice itibarıyla İran’daki hakikat, beklenti ve sloganların fevkinde, girift bir mahiyet taşır. Rejim sarsılabilir; lâkin yıkılmaz. Muhalefet ise, yolunu ve planını halkı, nizamı ve hakikati derinlemesine idrak etmeden tayin ederse, vaatte bulunur fakat menzile varamaz. Sahih bir idrak, isabetli malumat ve içeriden doğan samimi, ciddi ve vatanperver bir gayret, hakiki tahavvülün kapısını aralayabilir. Buna mukabil, haricî müdahale hülyaları ve mucize beklentisi bu yolu kapatır.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.