
Son dönemde yaşadığımız şiddet ve yolsuzluk olayları bizi Milli Eğitim ve Üniversite’ye yönlendirdi. İman ve ahlak temellerinden yoksunluğumuzu yeniden hatırladık. Bu konuya eğilmek isterken 18/01/2023 tarihli bir yazım önüme düştü. Okunmasında fayda gördüm:
Hürriyet’ten Melike Çalkap’ın hazırladığı 17 Ocak 2023 tarihli araştırma yazısının başlığı ve özeti şöyle:
12 TAKSİTLE DOÇENTLİK
İnternet siteleri, ‘doçentlik makaleleri yazdıklarını belirten şirketlerin reklamlarıyla dolu. Ücretler 6 bin dolara kadar çıkarken kredi kartına 12 taksit bile yapılıyor.
YORUMUMUZ
İnsan, Yüce Allah’ın en güzel kıvamda yarattığı ve yeryüzünde denemeye uğratacağı için mesela Hakk’a ve Batıl’a, adalet ve zulme, güzelliklere ve çirkinliklere eğilimli yarattığı muhteşem bir varlıktır.
Yaratılış düzeni onu bir süre erdemli olarak yaşatsa da insanlık çizgisini koruyabilmesi için Peygamberlerin tebliği olan iman ve yaşam kurallarına, ilahi sorgulamaya, Cennet ve Cehennem’e inanması gerekir.
İstisnaları varsa da bu Hak inançtan yoksun örneğin ateist ve deist insanları her türlüğü pisliğin içinde görebilirsiniz.
Bu gerçeği bildiğimiz için üniversitelerde de sahtekârlık yapılabileceğini; doktora, doçentlik ve profesörlük için gereken ilimi çalışmaların da hazırlanıp satılabileceğine inanırız.
Önce şunu ifade edelim; Allah’ın yaratığı muhteşem varlıklar ve doğal kanunlar üzerinden ilim yapılırken Yaratıcıyı ve onun tabiat ve şeriat yasalarını dışlayan Üniversite düzeninin kendisi sahtekârlıktır.
Hayatı konumlandırıp amaçlandıramayan bu temel sahtekârlık üzerinde sözü edilen türden üniversite içi sahtekârlıkların kurulması zaten doğaldır.
Ülkemizde Üniversite neden hayatla at başı yürüyemiyor ve hayırlı gelişime öncülük yapamıyor? Neden genelde ve her alanda bilimsel ve toplumsal amaçlar değil de yalnızca maddi çıkarlar ön planda tutuluyor. Bilim niçin hayırdan çok şerre alet ediliyor?
Değindiğimiz hususlarda yapılması gereken çalışmaların da Üniversitelerde yapılması gereğine değinelim ve biz kişisel tecrübelerimizi aktararak katkı vermeye çalışalım.
a) İslâm’a Göre Cinsel Hayat isimli esrimi yayınladığım 1985 yılının hemen sonrasındaydı.
TRT’ye program yapan Prof. Dr. Mim Kemal Öke hocamızla, öğretim üyesi olduğu Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesinde bir program çekimi yaptık.
Program sonunda kütüphane çıkışında görevli kişi öğrencilerin ve bizim çantalarımızı iyice kontrol etti. Sebebini sorduğumda öğrencilerin kitap hırsızlığı yaptığını söyledi. Meğer bu durum diğer üniversitelerde de yaygınmış.
Öğrenciyken kitap hırsızlığı yapan kişinin para ile doçentlik tezi yazması ve yazdırmasında daha doğal ne olabilir?
b) Eşimi ameliyat ettirmemiz gerekti.
Profesör ünvanlı akademisyen hocamız ve hastane yönetiminden, ameliyat öncesinde ödeyeceğimiz ücreti -ısrarla ve sürekli olarak sormamıza rağmen- bir türlü öğrenemedik. Kabul edemeyeceğimiz bir ücretle karşılaşmamak için ameliyat yaptırmadık.
Hiç şüphe etmiyorum, karşılaştığımız bu kısmi sahtekarlık da kitap hırsızlığı ile başlayan nedenlerle bağlantılıydı.
Millet olarak küçük büyük yolsuzlukların içinde olmakla birlikte yolsuzluklardan şikâyet ederiz ama nedenlerini araştırmayız.
Batı bu ahlakî problemleri çözdü deyip de beni güldürmeyin, örneğin Amerika ve Japonya’da ağır deprem veya kış şartlarında marketlerin nasıl yağmalandığını görmüyor muyuz?
Hulâsa Allah’a ve ahiret hayatına; ilahi sorgulama, ceza ve mükâfata imanın olmadığı yerde adaleti ve nefsiniz için istediğinizi diğer insanlar için de istemek anlamına insanlık çizgisini koruyamazsınız. Aslında zalim şiddet, cinayet, ekonomik sömürü, savaş, işgal ve benzeri zulümler de insanlık çizgisinden düşüşten kaynaklanmaktadır.
Hz. Muhammed’e indirdiği Kur’ân ile insanlık çizgisi olan hayat yolumuzu aydınlatan ve bize Cennetleri ve sevgisini vaad eden Allah’a hamdolsun.
Yazımızı, derin bir azgınlıkla Allah’ı, onun yaratıcılığı, yaşatıcılığı ve yasa koyuculuğunu bilime temel kılmayan akademik ünvanlı cahillere ve kurumları olan üniversiteye Kur’ân’ın Vakıa Sûresinden yönelteceğimiz sorularla bitirelim:
“Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?
Ölümü aranızda biz takdir ettik…
Ekmekte olduğunuzu ekinlere gördünüz mü?
Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa bitirenler biz miyiz?
Şu içmekte olduğunuz suya baktınız mı?
Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?
Dileseydik, onu tuzlu yapıverirdik. Peki şükretmeniz gerekmez mi?
…O halde o yüce Rabbinin adını tespih et!”
Muhterem Hocam,
Bu istiklal ve hürriyeti neye borçlusunuz bilmem ama bir üniversiteye intisabınız olsaydı bu gerçekleri bu kadar rahat yazamazdınız. Bu istiklal ve hürriyet için Allah’a (cc) ne kadar şükretseniz azdır.
Bu İstiklal ve hürriyet kısıtlamasının sadece akademik camiada olduğunu söylemek istemiyorum. Politikada veya Diyanet camiasında da çok farklı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Pansuman tedbirlerle ömür tüketmemizin ana sebeplerinden biri de Kamalist rejimin İstiklal ve hürriyet kısıtlamaları değil midir? Putçuluğa karşı tevhidi yüksek sesle haykırabilir mi etkili ve yetkililerimiz?