islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
23°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
23°C

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR VE SORUNLAR

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR VE SORUNLAR
06/05/2026 09:00
A+
A-

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR VE SORUNLAR

Yüce Allah’ın ilim sıfatından nasibini alam Müslümanların meydana gelen sorunlara vahiy eksenli çözümler üretmesi ve hayatın akışı içerisinde çok fazla tekrara düşmemeleri gerekir. Üzülerek ifade edelim ki birçok konuda tekrara düştük. Olaylara çözüm üretmekte yerimizi alamadık. Gündem belirlemekte zorlandık. Başkalarının belirlediği gündeme uyarak yerimizi kaybettik. Elbette bu olumsuz durumlarda çeşitli nedenler vardır. Bunların en başında da kavram dili diye ifade ettiğimiz zihin dilimizi kaybettik. Düşüncede kekemeleştik. Şayet Kur’an ve sünnetle sürekli irtibatımız olsaydı zihin dilimizi istikamet üzerine bir zihin inşa edebilirdik. Resulullah vahyin ilk gelişinden itibaren sahabesinde bu dili inşa etmiş ve kavramlara vahiy eksenli anlam vermiştir. Cahiliyenin hayat tarzından uzaklaştığı gibi düşünce bağlamında da onlardan Müslümanları ayırmıştır. Müslümanların ilah ve din anlayışını kâfirler belirleyemediler. İlah anlayışına bağlı olarak tüm sahte ilahları hayatlarından kovdular ve kendileri de tanrılık taslamadılar. Yerinde bir tespit olarak ifade etmek isteriz ki Kur’an sanki bir kavramlar kitabıdır. Bu bağlamda yeni bir zihin dili inşa etmek ve müntesiplerini muharref bir zihin yapısından kurtarmak için gelmiştir.

Müslümanların bu avantajlarına bağlı olarak hayatın akışına göre yeni fıkıh çalışmaları yapmaları gerekirdi en çok da hareket fıkhı üzerinde emek vermek gerekirdi. Maalesef ülkemizde teorik anlamda da olsa bir hareket fıkhı yazılmadı. Yazma çalışmasında bulunanlar oldu ama yazılanlar okuduğumuz kadarıyla başka ülkelerdeki hareketleri anlatan çalışmalar. Çok eser ulaştı ellerimize, Mısır, Pakistan, Sudan, Cezayir, Irak, Suriye, Tunus vb.  Ülkelerdeki Müslümanların mücadelelerini anlatan eserler. Bu bile bir nimet idi. Bunlar üzerinden yaşadığımız ülkeye münhasır bir çalışma fıkhı yazılabilirdi. Bunun anlamı teoriden pratiğe geçiş yapmak için böyle çalışmalar elzemdi. Pratikten teoriye bir çalışma olabilirdi. Olmadığına göre pratik olmadığı için teori de olmadı. Bunlar tespitler esas sorun ülkemizde mektebi anlamda bir İslâmî hareketin olmadığıdır. Bu tespit bize göre doğru olmakla beraber ağır teklifle yükler.

İslâmî bir hareketin olmayışı bize iki temel teklif yükler. Birincisi hareketi vücuda getirmek, ikincisi de hareketten yola çıkarak velayetin Müslümanlarda olduğu kurumsal devlet yapısını inşa etmektir. Bu çerçevede inandığımız kural; vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir. Yazdıklarımız da konuştuklarımız da bu alanların tahakkuku içindir. İşte bu alanı tahakkuk ettirmek için ne yapmalıyız? Nereden başlamalıyız? Kiminle yol arkadaşlığı yapmalıyız? Çalışmalarımızda nasıl bir metot takip etmeliyiz? Bildiğimiz kadarıyla bu soruların cevabını Rabbani ulemanın vermesi gerekir. Hatta bu cevap onların zihninde hazırdır. Yeri geldiğinde gerekeni yapmalıdırlar. Bu soruların cevapları verilmedi ve bu eksende bir çalışma fıkhı, İslâmî hareket vücuda getirilmediyse, ortaya başka bir sorun daha çıkmaktadır. Acaba ülkemizde Rabbani ulema yok mudur? Veya varsa niçin hareket fıkhı doğmadı. Bu soruların mahiyetinde ve cevaplarında bile kardeşlerimizle anlaşmak zordur.

Yukardaki soruların cevapları teklifler yüklemekte ve Müslümanlara iç içe oldukları grupları ve hizipleri sorgulamayı tavsiye etmektedir. Çoğu kimsenin ne teklif yüklenmeye ne de kendisini rahat ettiren dünya sistemine entegre olmuş islamizasyon kurumlarını sorgulamaya niyeti yoktur. Hatta dünya sistemine entegrasyon öyle yerleşti ki İslâm’ın temel kavramların çoğu (emirlik, hilafet, biat, imam, imamet, sultan) laik liderlere yakıştırıldı. Bir taşla iki kuş vuruldu. Hem sistem meşruiyet kazandı hem de kişinin kendisi böyle bir argümanı kullanarak doyuma ulaştı. Böylece tehlikeli bir ortam inşa edilmiş oldu ki böyle bir ortamda mektebi bir İslâmî hareket fıkhı oluşturmak isteyenlerin en radikal düşmanları bu Müslümanlardır! Bunlar sayesinde sistem rahat bir nefes almıştır. Artık varlığını bu kimseler üzerinden devam ettirecektir.

Sistemin yükünü sözde Müslüman kimliğiyle çeken kimselerin ortaya çıkışıyla aslında ideolojik bir sentez doğmuştur. Biraz Müslümanlık, hayatın genişlik alanının anlamlandırılmasında ideolojik belirleyicilik. Halbuki ideolojilerle İslâm sentez olmaz. “İmana şirk karıştırılmaz. 6/82” İman ile küfür aynı kalpte bir araya gelmezler. Gelecek olursa bunun sahibi Müslüman olmaz. Böyle bir kimseye dense dense iman ile küfrü aynı anda yaşamaya çalıştığı için “kokteyl Müslüman” denir. Maalesef ideolojilerin ithal edilip dayatılmasından sonra bu tip sözde Müslümanlar çoğaldı. Konu irtidat ve tekfir ile alakalı olmasına rağmen Rabbani ulema (olmadığı için kimse) ağzını açmadı. Açanlar da muvazzaf kalemşorlar veya sefihler tarafından susturulmak istendi. Öyle ki bu zevat dünya sistemini ayakta tutan ne kadar kavram ve kurum varsa hepsine dinden referanslar bularak verili siyaseti ve sahiplerini geçerli hale getirdi. Bu söylenenler sadece ülkemize ait değildir. Halkı Müslüman ülkelerin tamamına yakınında durum üç aşağı beş yukarı bundan ibarettir. Sonuçta şirkin içerisinde yaşanan hayat normalleşti ve sisteme adapte olanlar itikadi kaygılarını dışa vuramadılar veya hiç kaygı duymadılar.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.