
Bir zamanlar insanlar dertlerini annelerine, babalarına, dostlarına ya da mahallenin güven veren büyüklerine anlatırdı. Şimdi ise yeni nesil, gecenin bir vakti ekran ışığının karşısına geçip yapay zekâya içini döküyor.
“Beni gerçekten seviyor mu?”
“Neden kimse beni anlamıyor?”
“Hayatımın bir anlamı var mı?”
Bu sorular artık yalnızca insanlara değil, algoritmalara da soruluyor.

Türkiye’de ve dünyada yapılan araştırmalar, gençlerin psikolojik destek ve duygusal rahatlama için yapay zekâ araçlarına yöneldiğini gösteriyor. Uzmanlara göre bunun temel sebepleri arasında yalnızlık, ekonomik baskılar, sosyal güvensizlik ve profesyonel desteğe erişimde yaşanan zorluklar bulunuyor.
Bir başka ifadeyle mesele sadece teknoloji değil…
Mesele, insanın giderek insandan uzaklaşması.
Avrupa’da yapılan bir ankette gençlerin önemli bir kısmı, kişisel meselelerini bir sohbet robotuna anlatmanın psikologlarla konuşmaktan daha kolay olduğunu söyledi.
Çünkü yapay zekâ:
Modern insanın en büyük açlığı artık ekmek değil…
“Anlaşılmak.”
Ve dijital sistemler, tam da bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.
Fakat burada çok kritik bir soru ortaya çıkıyor:
İnsan anlaşılmak için gerçekten bir makineye mi muhtaç hale geliyor?
Uzmanlar yapay zekânın kısa vadeli rahatlama sağlayabileceğini ancak gerçek insan ilişkisinin yerini dolduramayacağını vurguluyor.
Çünkü bir insanın sesi titrer…
Gözleri dolar…
Suskunluğu bile bir şey anlatır.
Algoritma ise sadece veri okur.
Bir anne evladının “iyiyim” derken aslında iyi olmadığını hissedebilir.
Ama yapay zekâ, çoğu zaman yalnızca yazılan kelimeleri analiz eder.
İşte tam da burada dijital çağın en büyük kırılması başlıyor:
Bilgi artıyor…
Ama temas azalıyor.

Bugünün gençliği artık birçok konuda algoritmaların yönlendirmesiyle karar veriyor:
Sosyal medya algoritmaları dikkatleri yönetirken, yapay zekâ sistemleri de düşünce biçimlerini etkilemeye başlıyor.
Bu durum yalnızca teknolojik değil;
aynı zamanda ahlaki ve felsefi bir mesele.
Çünkü hakikat arayışı emek ister.
Algoritma ise çoğu zaman kişiye hoşuna giden cevabı verir.
İnsan bazen doğruyu değil, kendisini rahatlatanı seçer.
Ve dijital çağın en büyük tehlikesi de burada ortaya çıkar:
Gerçekle yüzleşmek yerine,
kişiselleştirilmiş bir sanal konfor alanında yaşamak.
Türkiye’de gençlere yönelik yapay zekâ projeleri ve eğitim hamleleri hız kazanıyor. Devlet destekli projelerde binlerce gencin yapay zekâ eğitimi alması hedefleniyor.
Bu gelişmeler elbette önemli.
Teknolojiyi reddetmek mümkün değil.
Ancak burada asıl mesele şu:
Bilgi artarken hikmet de artıyor mu?
Çünkü bir makine:
Ama:
Bir çocuğun karakterini teknoloji mi inşa edecek,
yoksa insan terbiyesi mi?
Uzmanlara göre yapay zekâ destekli sohbet sistemleri, yalnızlık hissini geçici olarak azaltabiliyor. Ancak uzun vadede insan ilişkilerini zayıflatma riski de taşıyor.
Bugün aynı evde yaşayan insanlar:
aynı sofrada oturuyor,
ama farklı ekranlarda kayboluyor.
Kalabalıklar büyüyor…
Muhabbet küçülüyor.
Takipçi sayısı artıyor…
Gerçek dost sayısı azalıyor.
Ve belki de modern insanın en büyük trajedisi burada:
Herkese bağlı,
ama kimseye ait değil.

Yapay zekâ büyük bir imkân olabilir.
Eğitimde, sağlıkta, üretimde ve bilimde insanlığa katkı sağlayabilir.
Fakat teknoloji, insanın hizmetkârı olmaktan çıkıp insan ruhunun yerine geçmeye başladığında tehlike başlar.
Çünkü insan yalnızca düşünen bir varlık değildir.
Aynı zamanda hisseden,
inanın,
merhamet eden bir varlıktır.
Ve hiçbir algoritma,
gerçek bir insanın kalbine tamamen dönüşemez.
İSLAMİ HABER “MİRAT”