islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4288
EURO
56,3328
ALTIN
6.859,62
BIST
14.151,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
26°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C

Hamile Dünyanın Röntgeni: Adalet ve Merhamet Temelli Bir Nizam mı Doğuyor?

Hamile Dünyanın Röntgeni: Adalet ve Merhamet Temelli Bir Nizam mı Doğuyor?

Hamile Dünyanın Röntgeni: Adalet ve Merhamet Temelli Bir Nizam mı Doğuyor?

Giriş

Tarih, hadiselerin peş peşe sıralandığı kuru bir zaman çizgisi değildir. O; devletlerin yükseldiği, medeniyetlerin serpildiği, nizamların çözüldüğü ve yeni devirlerin doğduğu büyük bir sahnedir. Bazı çağlarda bir düzen sessizce yıpranır, içten içe aşınır ve gücünü kaybeder. Bazı çağlarda ise şiddetli sarsıntılarla çöker. Fakat her iki hâlde de insanlık yeni bir eşiğe ulaşır.

Bugün dünya, böylesi bir eşiğin tam üzerindedir.

Gazze’de devam eden büyük insanlık faciası, Filistin meselesini yeniden bütün insanlığın vicdanında merkezi bir yere taşımıştır. Uzun yıllar boyunca ağır zulümlere maruz kaldıktan sonra son derece hassas bir dengeye ulaşan Suriye’nin durumu, Lübnan’ın kırılgan yapısı, Irak’taki istikrarsızlık, Yemen’deki yıpratıcı harp ve Sudan’daki iç çatışmalar yalnız başına ele alınabilecek hadiseler değildir. Bunların tamamı daha geniş bir çözülmenin ve derin bir dönüşümün işaretleri olarak okunmayı hak etmektedir.[1]

Buna büyük devletler arasındaki mücadele de eklenmektedir. Uzun savaşların, ağır maliyetlerin ve sarsılan itibarın yükünü taşıyan ABD-İsrail ekseni; Ukrayna cephesinde ciddi yıpranma yaşayan Rusya ve Batı dünyası; yıllardır sürdürdüğü vekâlet mücadelelerinin ardından bitkin düşen İran, mevcut tablonun başlıca unsurlarıdır.

İslam âlemi cephesinde de manzara iç açıcı değildir. Suriye, Irak, Yemen, Libya, Sudan ve Lübnan uzun süredir ağır sarsıntılar yaşamaktadır. Mısır ve Pakistan kendi iç dengelerinin baskısı altında hareket etmekte, Körfez emirlikleri ise güvenlik kaygılarının belirlediği dar bir hareket alanında kalmaktadır.

Bütün bu karmaşa içinde dikkat çeken bir gerçek vardır: Türkiye, askerî kudreti, diplomatik hareket kabiliyeti, devlet tecrübesi ve medeniyet hafızasıyla bulunduğu havzanın en diri ve en az yıpranmış gücü olarak öne çıkmaktadır.

Bu noktada şu soru önem kazanmaktadır:

Türkiye, Türk-İslam Medeniyetinin tarih boyunca üstlendiği adalet ve himaye vazifesini yeniden kuşanmayı başarabilirse; insanlığın aradığı yeni nizamın öncüsü olmaya aday olabilir mi?

Bu makale, günümüzde yaşanan büyük sarsıntıları bu soru etrafında değerlendirmeye çalışmaktadır.

Yorgun Düzenin Çözülüşü ve Görünen İşaretler

İkinci Dünya Harbi sonrasında kurulan dünya düzeni uzun yıllar boyunca barışın ve istikrarın teminatı olarak takdim edildi. Ancak zamanla bu yapının temel iddiaları ciddi biçimde aşınmaya başladı.

Adaletin herkese aynı ölçüyle uygulanmaması, mazlum milletlerin sürekli kriz alanlarına dönüştürülmesi, kuvvetin hukukun önüne geçmesi ve servetin belirli merkezlerde toplanması, bu düzenin meşruiyetini derinden sarstı.[2]

Bugün bu durum artık yalnızca bir değerlendirme değildir. Sahadaki hadiseler, mevcut yapının ciddi bir güven ve itibar kaybına uğradığını göstermektedir.

Gazze’de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. Suriye, Lübnan, Irak, Yemen ve Sudan’da yıllardır devam eden buhranlar da mevcut düzenin meseleleri çözmekten ziyade yönetmeye çalıştığını ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan Amerika ile İsrail arasındaki askerî yakınlaşmanın daha ileri safhalara taşınmasına yönelik girişimler, dünya siyasetindeki gerilim hatlarını daha görünür hâle getirmektedir.[3] Eski İsrail istihbarat unsurlarından Jonathan Pollard’ın Türkiye ve Mısır eksenli muhtemel çatışma senaryolarına dair açıklamaları da bu gerilimin hangi istikametlerde yoğunlaşabileceğine dair dikkat çekici ipuçları vermektedir.

Buna paralel olarak ABD’nin Yunanistan’daki askerî varlığını artırması ve Türkiye’ye yakın bölgelerde kalıcı hâle getirmeye çalışması, Doğu Akdeniz ve Ege çevresinde yeni bir güç tertibinin kurulmakta olduğunu göstermektedir.[4]

Bütün bu gelişmeler arasında Türkiye; savunma sahasındaki ilerleyişi, ordusunun caydırıcı gücü ve diplomatik hareket kabiliyetiyle dikkat çekmektedir. Bu sebeple Türkiye, yalnız bölgesinde değil, daha geniş ölçekte meydana gelen denge arayışlarında da önemli bir aktör olarak görülmektedir.

Sancının Manası: Yıkım mı, Doğum mu?

Her doğumdan önce sancı vardır.

Bu yalnız biyolojik bir hakikat değil, aynı zamanda tarih boyunca tekrar eden bir kanundur.

Bugün Gazze’den Yemen’e, hassas bir döneme giren Suriye’den Sudan’a kadar uzanan kriz hattı yalnızca yıkım üretmemektedir. Aynı zamanda yeni bir doğumun habercisi olabilecek gelişmelere de işaret etmektedir.

İnsanlık giderek şu gerçekle yüzleşmektedir:

Adaletten uzak güç tek başına huzur getirememektedir.

Servet birikimi tek başına güvenlik sağlayamamaktadır.

Teknolojik üstünlük, hikmet ve vicdandan mahrum kaldığında insanlığı tatmin edememektedir.

Bu sebeple mevcut düzenin taşıdığı yük her geçen gün ağırlaşmakta, krizler ise çözülmek yerine büyümektedir.

Bugün yaşanan sarsıntılar, yalnız devletlerin değil; aynı zamanda fikirlerin, değerlerin ve hâkim anlayışların da sorgulandığı bir döneme işaret etmektedir.

Yeni Doğumun Mahiyeti

Eğer dünya gerçekten bir doğum sancısı yaşıyorsa, doğacak olanın mahiyeti de kaçınılmaz olarak sorgulanacaktır.

Bu yeni nizam yalnız kaba kuvvete dayanan bir üstünlük anlayışı üzerine kurulamaz. Aynı şekilde dağınık tepkilerin ve geçici ittifakların ürünü olan kırılgan bir yapı da olamaz.

Kalıcı bir düzenin ayakta kalabilmesi için adalet ile merhameti, kuvvet ile hakkaniyeti, otorite ile emaneti birlikte taşıması gerekir.

Bu doğumun anası, mazlum coğrafyalarda yükselen ortak vicdandır.

Babası ise insanlığın asırlar boyunca biriktirdiği medeniyet tecrübesi, ahlâk mirası ve tarih şuurudur.

Bu sebeple yeni doğumun beşiği olarak İslam coğrafyasının öne çıkması şaşırtıcı değildir. Çünkü bugün insanlığın en ağır sancıları da, en güçlü arayışları da büyük ölçüde bu coğrafyada yaşanmaktadır.

Taht Meselesi: Güç mü, Meşruiyet mi?

Yeni bir nizamın tahtı yalnız askerî karargâhlarda kurulmaz.

Asıl taht, insan kalplerinde kurulur.

Bu sebeple asıl soru “Kim daha güçlü olacak?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Kim daha adil olacak, kim daha güven verecek ve kim daha hakkaniyetli davranacaktır?

Bugün büyük güçler arasında yaşanan rekabetin önemli bir kısmı mevcut düzenin ömrünü uzatma çabasından ibarettir.

Fakat tarih göstermiştir ki hiçbir nizam yalnız silahla ayakta kalamaz.

Kalıcı düzenler, insanların gönüllerinde meşruiyet kazanabilen düzenlerdir.

Bu noktada Türkiye; tarihî mirası, devlet geleneği ve medeniyet hafızasıyla önemli bir birikime sahiptir. Bu birikimin hakkıyla değerlendirilmesi hâlinde, yalnız kendi halkına değil, geniş bir coğrafyaya da umut verebilme potansiyeli taşımaktadır.

Mücadelenin Derin Zemini

Yaşanan mücadele yalnız devletler arasında cereyan eden bir güç yarışı değildir.

Daha derin bir zeminde devam etmektedir.

Gazze’de insanlığın vicdanı sınanmaktadır.

Suriye, Irak, Yemen ve Sudan’da siyasi yapıların dayanıklılığı sınanmaktadır.

Yorgun büyük güçlerin ve bitkin taşeron yapıların meydana getirdiği boşluklar ise yeni arayışları hızlandırmaktadır.

Bu sebeple bugün yaşananlar yalnız askerî veya siyasi hadiseler olarak okunamaz.

Aynı zamanda ahlâkî, fikrî ve imanî bir imtihanla da karşı karşıya bulunmaktayız.

Doğacak Olanın İsmi ve Medeniyet Ufku

Henüz tamamlanmamış bir doğumu isimlendirmek kolay değildir.

Ancak bugün yükselen arayışlara bakıldığında bazı kavramlar öne çıkmaktadır:

  • Vicdan Medeniyeti
  • Rahmet Medeniyeti
  • Adalet ve Merhamet Medeniyeti

Bunlar yalnızca güzel sözler değildir.

Bunlar, dünyanın farklı bölgelerinde yükselen adalet talebinin, mazlumların duasının ve insanlığın yeni bir istikamet arayışının fikrî karşılıklarıdır.

Eğer Türkiye, tarihinden devraldığı medeniyet mirasını hakkıyla ihya etmeyi başarır; İslam dünyasının dağılmış güçlerini ortak bir adalet anlayışı etrafında bir araya getirebilir ve Hilafet müessesesinin temsil ettiği birlik fikrine yeniden hayat verebilirse, Türk-İslam Medeniyeti insanlığın aradığı yeni ufuklardan biri hâline gelebilir.

Çünkü kalıcı nizamları ayakta tutan şey yalnız kuvvet değildir.

Asıl dayanak; adalet, merhamet ve güven duygusudur.

Sonuç

Dünya bugün derin bir sancı döneminden geçmektedir.

Gazze’den Suriye’ye, Yemen’den Sudan’a kadar uzanan geniş coğrafya, mevcut düzenin ciddi bir yorgunluk ve çözülme süreci yaşadığını göstermektedir.

Batı dünyasının, Rusya’nın ve İran’ın farklı sebeplerle yıprandığı bu dönemde insanlık yeni bir eşiğe yaklaşmaktadır.

Bu eşikte cevap bekleyen soru şudur:

İnsanlık, yeni bir tahakküm düzenine mi sürüklenecektir; yoksa adalet, merhamet ve hakkaniyet ekseninde yükselen yeni bir nizam mı doğacaktır?

Tarih göstermiştir ki her doğum sancılıdır.

Fakat her sancı aynı zamanda bir umudu da içinde taşır.

Bu sebeple İslam dünyasının ve bütün insanlığın önünde duran asıl vazife; doğmakta olan yeni dönemi karşılayabilecek ahlâkî olgunluğa, istişare şuuruna ve adalet anlayışına ulaşabilmektir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Dipnotlar
[1] Gazze, Suriye, Irak, Yemen, Sudan ve benzeri bölgelerde devam eden çatışmalar ile insani krizler.
[2] 1945 sonrasında kurulan dünya düzeni ve bu düzenin meşruiyetine dair tartışmalar.
[3] ABD–İsrail askerî yakınlaşmasına dair tartışmalar ve Kongre gündemine yansıyan girişimler.
[4] Doğu Akdeniz ve Ege çevresindeki askerî gelişmeler, ABD’nin Yunanistan’daki askerî varlığı ve bunlara dair değerlendirmeler.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.