islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7349
EURO
55,1463
ALTIN
6.779,78
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

Veda Vaktine Doğru: İbret Aynama Yansıyanlar

Veda Vaktine Doğru: İbret Aynama Yansıyanlar

Veda Vaktine Doğru: İbret Aynama Yansıyanlar

Giriş

Her insanın bir hikâyesi vardır. Kimi hikâyeler yaşanır, sahibinin ardından sessizce kapanır; kimileri ise geride kalanlara ibret, tecrübe ve istikamet bırakan sönmez bir meşaleye dönüşür.

Ben, hayatım boyunca kendimden bahsetmeyi uygun görmedim. Bizler, yaptığı hizmetleri anlatmaktan haya duyan, görünmeye değil adanmaya gönül veren o eski neslin son halkalarından biriyiz. Lâkin yaş ilerledikçe insan daha derin bir idrakle anlıyor ki; çekilen çileler, aşılmış fırtınalar, edinilen tecrübeler ve alınan dersler yalnızca sahibine ait değildir. Onlar, arkadan gelen nesillere bırakılmış birer yol işareti, birer ışık kaynağı ve birer emanet hükmündedir.

Bugün yetmiş üçüncü yaşımın üzerinden altı ay geçmişken geriye dönüp baktığımda; Anadolu’nun mütevazı bir köyünden başlayıp Mekke’ye, Medine’ye, Şam’a, Ürdün’e, Kudüs’e, Gazze’ye ve dünyanın dört bir yanına uzanan; dur durak bilmeyen, çileyle yoğrulmuş fakat bereketle kuşatılmış dopdolu bir ömür görüyorum.

Bu satırlar bir övünme vesikası değil; bir ömür muhasebesi, bir şükür secdesi ve veda vaktine doğru yürürken ardımdan gelecek nesillere bırakılmış hasbî bir hatıradır.

Çocukluk ve Tahsil Yolculuğum

Doğduğum yılların çetin şartları göz önünde bulundurulduğunda, çocukluk çağımda son derece hususi ve müstesna bir eğitim aldığımı hamd ile itiraf etmeliyim. Okuma fırsatı bulamamış; fakat fıtratı bozulmamış, saf ve berrak bir Anadolu kadını olan annemle, ilkokulun üç sınıfını Osmanlıca okumuş, sanatkâr ruhlu bir babanın dizinin dibinde yetiştim.

Henüz beş-altı yaşlarındayken Kur’ân-ı Kerîm’i yüzünden okumayı öğrenerek zihnimi ve ruhumu fıtratın ebedî kaynağına bağladım. Çocukluk baharının en güzel günlerinde, sekiz yaşında hafızlığımı tamamladım. Hemen ardından Arapça ve talim eğitimine yöneldim. Resmî okul hayatına ise ancak on yaşında, ilkokul üçüncü sınıftan başlayarak adım atabildim.

1964 yılından itibaren hayatıma giren tahsil ve gurbet yolculuğu, bir daha arkasına bakmadan kesintisiz devam etti. 1968-1974 yılları arasında İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda okuyup mezun oldum. 1974-1979 yılları arasında bir taraftan İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde yüksek tahsilimi sürdürürken, diğer taraftan imam-hatiplik vazifesini yürüttüm. 1979 yılından itibaren de kısa süreli öğretmenlik ve müftülük görevlerinde bulundum.

Hareketli Bir Ömür, Çileli Bir Yolculuk

1980 yılı, hayatımın en mühim dönüm noktalarından biri oldu. Bu tarihten itibaren ilim dünyasının seçkin âlimleriyle kesintisiz bir irtibat, istişare, müzakere ve beraberlik iklimine girdim. Bu bereketli süreç; dünya ülkeleriyle, hususen İslâm âlemiyle ilgili derin tecrübeler edinmeme, engin bilgiler kazanmama ve güçlü bağlar kurmama vesile oldu.

1980-2022 yılları arasında tam kırk iki yıl boyunca Mekke-i Mükerreme merkezli olarak eğitim, hac ve umre organizasyonlarını birlikte yürüttüm. Buna paralel olarak Suriye, Ürdün ve Kudüs rehberlikleriyle mukaddes beldelerin izine ayaklarımı sabitledim.

Eğitim ve çalışma hayatım boyunca saha faaliyetlerinden ve hayır projeleri koordinatörlüğünden bir an bile geri durmadım. Doğduğum köyden başlayarak dünyanın en mahzun coğrafyalarına kadar uzanan hayır köprüleri kurmaya gayret ettim.

7 Ekim 2023 Aksâ Tufanı’ndan önce, 2018 yılından itibaren bütün gayretimle Gazze cihadının saha çalışmalarına ve hayır projelerine katkı sunmaya çalıştım. Özellikle Aksâ Tufanı’ndan sonra bu çalışmaları hayatımın birinci gündemi hâline getirerek düzenli ve sistemli bir hayır ortaklığına dönüştürdüm. Hâlen her ay 250 yetimin düzenli yardım ve destek giderlerine katkı sağlamaya devam ediyoruz.

Mekke Üniversitesi’ndeki talebelik yıllarımda öylesine yoğun ve hızlı bir hayat yaşıyordum ki, bazı günlerde Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında iki defa gidip geldiğim olurdu. Çok farklı sahalarda, rengârenk ve derin tecrübeler biriktirdim. Şayet yaşadıklarımı bütün ayrıntılarıyla kaleme alabilseydim, mübalağasız on ciltlik bir hayat arşivi ortaya çıkardı. Bu arşivde hayatın bütün renkleri, bütün çileleri ve bütün sevinçleri bulunduğu gibi; ilâhî lütufların ve sıra dışı hadiselerin sayısız izleri de vardır. Kırk günlük Paşakapısı çilesi de bu yılların renkli levhaları arasında yer alan unutulmaz bir hatıradır.

Geç Konuşan Bir Kalem

Emekli oluncaya kadar geçmişimi düşünüp anlatmaya veya yazmaya fırsat bulamadım. Sürekli bir koşuşturma, hizmet yarışı ve hareket hâli içindeydim. Buna bir de on çocuk babası bir aile reisinin omuzlarındaki ağır mesuliyet eklenince, vaktin nasıl daraldığını daha iyi anlayabilirsiniz.

Geçmişime dönüp bakma vesilem ilk defa VAV TV’de program yapan Fehmi Atay kardeşimin hayat hikâyemi anlatmam yönündeki teklifiyle başladı. Çocukluk ve gençlik yıllarıma ait fotoğrafları isteyince mecburen arşivimi karıştırdım ve geçmişin sayfalarını yeniden araladım.

Bu Program kaydı internettedir:👇
https://youtu.be/IjHP34CKto4?si=6E-BKqFX_DyUlPJM

Programı daha sonra izlediğimde, hayatıma bu kadar yoğunluğu nasıl sığdırdığıma ben de hayret ettim. İşte o vesileyle hatırat yazma fikri gönlüme düştü.

Bir plan yaptım; fakat sadece konu başlıklarını yazmam bile sayfalar tutunca, bu işin ömür içinde uzun bir zamana yayılacağını fark ettim. Yazmayı kendi tabiî akışına bıraktım. Hayır projelerinden fırsat buldukça, hayat aynama yansıyan her hatırayı ve her ibreti kaleme almaya devam ediyorum.

Bugüne kadar yazdığım ve tercüme ettiğim makalelerin sayısı bin beş yüzü aşmıştır. Sadece bunlar bile derlenip yayımlanabilse dört-beş ciltlik bir külliyat meydana gelir.

Arzumuz ve duamız odur ki; bu işe yatkın, liyakatli ve dert sahibi bir genç kardeşimiz çıkıp bu metinleri okuyarak konularına göre tasnif etse ve onlardan dört-beş kıymetli eser ortaya koysa…

Bu muhtemel eserlerden birine “Gazze Destanının Bilinenleri ve Bilinmeyenleri” adını vermek isterdim. Zira sahada duyup şahit olduklarımız mutlaka kayıt altına alınmalı ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.

Diğer çok ehemmiyet verdiğim kitabın ismi ise “Aile Hayatımızın Kraliçeleri: Kadınlar ve Yaratılış Özellikleri” olsun isterdim.

Bu iki konuda yazdığım ve tercüme ettiğim metinler, hacimli birer kitaba fazlasıyla yetecek sayı ve seviyededir. Fakat günlük meşgaleler, şimdilik bu tasnifi bizzat yapmama imkân vermiyor.

Hesap Değil, Hasbîlik ve Hasret Ömrü

Hayatımın hiçbir döneminde zengin olmak gibi bir emelim, dünya nimetlerine dair büyük beklentilerim olmadı. Dilime ve kalbime yerleşen, hayatımı ve dünya-ahiret dengemi şekillendiren duam daima şu oldu:

اللَّهُمَّ ارْزُقْنَا فِقْهاً فِي الدِّينِ، وَزِيَادَةً فِي الْعِلْمِ، وَكَفَايَةً فِي الرِّزْقِ، وَصِحَّةً فِي الْبَدَنِ، وَتَوْبَةً قَبْلَ الْمَوْتِ، وَرَاحَةً عِنْدَ الْمَوْتِ، وَمَغْفِرَةً بَعْدَ الْمَوْتِ، وَنَجَاةً مِنَ النَّارِ، وَدُخُولاً فِي الْجَنَّةِ، وَعَافِيَةً فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ

Allah’ım! Bize dinde derin anlayış, ilimde artış, kifayet miktarı rızık, bedende sıhhat ihsan eyle. Ölümden önce tövbe, ölüm anında rahatlık, ölümden sonra mağfiret nasip eyle. Bizi cehennemden kurtar, cennetine koy ve dünya ile ahirette afiyet ver.

Annemin, babamın ve hocalarımın samimi dualarını almış bir eğitimci olarak, dünyaya ait ihtiyaçlarımın ve beklentilerimin çok ötesinde nimetlere eriştim. Bunu çocuk yaşta ezberleyip beyin ve gönlüme nakşettiğim Kur’ân-ı Kerîm’in bereketine ve o mübarek büyüklerin dualarına bağlıyorum.

Hayatım boyunca “hasbî” olmaya çalıştım; “hesapçı” olmaktan ise titizlikle kaçındım. Kınayanların kınamasına aldırmadan doğru bildiğim hakikatleri söyledim ve yazdım. Bu yüzden dokuz köyden kovuldum; fakat kendi köşeme çekilip hayırlı ve faydalı işlerle meşgul olmaya devam ettim.

Devlet işlerine, bürokratik ihtiraslara ve politik hesaplara asla bulaşmadım. Hata ve haksızlıklara karşı tavizsiz duruşum, beni çıkar, makam ve unvan peşinde koşanlardan daima uzak tuttu.

Ne hizmet ürettiysem kendi sınırlı imkânlarımla ve inanmış dostlarımın desteğiyle gerçekleştirdim. Bu sebeple hiç kimseye minnet borcu taşımıyorum.

Diyanet’teki kısa görev dönemimde, yalan ve iftira üzerine kurulmuş ağır mağduriyetler yaşadım. Bu iftiralar mahkeme yoluyla tamamen çürütülüp haklılığım açıkça ortaya çıktıktan sonra bile arayan, soran yahut helallik dileyen olmadı.

Peki, bunu kendime dert mi ediyorum?

Asla!

Bilakis o haksızlıklar, fikrî hürriyetimi ve şahsî istiklalimi muhafaza eden bir kalkana dönüştü. Hatta zaman zaman, o dönemde bana zulmedenlere karşı içimde bir teşekkür hissi doğduğunu söyleyebilirim. Çünkü onların insafsız tavırları olmasaydı, belki ben de sistemin çarkları arasında öğütülecek, zamanla sıradanlaşacak, konforun ve alışkanlıkların içinde eriyip gidecektim.

Hamdolsun, bugün yetmiş üç yaşındayım ve hâlâ işlerim vaktimden fazladır. Bir günde yüzlerce mesaj alıyor; dünyanın dört bir yanındaki hayır ortaklarımızla ümmet için faydalı çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz.

Kul hakkına girmemek için azami hassasiyet gösteriyor, müminlerin dertlerini kendi derdim bilerek çırpınıyorum. Biyolojik yaşım yetmiş üç olsa da ruh dünyamda kendimi hâlâ genç, dinamik ve hizmet aşkıyla dolu hissediyorum.

Aile Hayatımızın Kraliçeleri ve Genç Nesillere Vasiyetim

Genç nesillere, yaşadıklarımın ve tecrübelerimin süzülmüş neticesi olarak şu tavsiyeleri bırakmak isterim:

Evliliğinizi fânî hesaplar üzerine değil, Allah rızasını merkeze alan sağlam bir niyet üzerine kurun.

Ve en mühimi; anne karnındaki eğitimin hakkını verecek kadınlara en yüksek değeri verin. Onlara her türlü manevî ve fikrî imkânı sunun. Çünkü annenin hamilelik dönemindeki ruh hâli, takvası, yediği lokma, ahlâkı ve hayat tarzı; çocuğun karakterini, mizacını ve istikametini doğrudan etkiler.

Şayet bana dünyaya yeniden gelme imkânı verilseydi, hiç tereddüt etmeden:

“Şuurlu bir anne olmak isterdim.”

Çünkü ümmetlerin kaderi, büyük ölçüde annelerin himmeti altında şekillenir.

Anne karnında attığınız bu mukaddes temeli, dört-altı yaş arasında özel eğitimle, sevgiyle, ilgiyle ve şefkatle besleyin. Çocuklarınızın berrak zihinlerini ilk defa Kur’ân-ı Kerîm’in nuruyla tanıştırın. Duanın muazzam gücünü yaşayarak öğretin. Hayatta hesap ehli değil, hasbî hizmet ehli olmaya gayret edin.

Ben evlendiğimde on yedi yaşında, ortaokul son sınıf talebesiydim. Eşim ise henüz on altı yaşındaydı. Ciddi bir aile eğitimi almamış, ilkokul dahi okumamıştı.

Bütün tecrübesizliğimize rağmen, on çocuk annesi bir hanımın kendisini nasıl yetiştirdiğini ve emsallerine göre nasıl daha dirayetli ve sağlıklı bir seviyeye ulaştığını yaşayarak gördük.

Üç çocuğumuz varken fakirdik. Dördüncü çocuğumuzdan sonra Rabbim kapıları açtı. Evlatlarım arttıkça, zenginliğim de arttı; hanemin rızkı ve bereketi de genişledi.

Bugün hamdolsun bütün çocuklarımız üniversite mezunudur. Eşimle birlikte, hiçbir dünyalığa muhtaç olmayan; ücretsiz makam şoförlüğümüzü, korumalığımızı yapan, emirlerimizi iki etmeyen muazzam bir aile ordusuna sahibiz.

Bayram günlerinde aynı sofranın etrafında elli kişiye yakın aile fertleri ile beraber oturuyoruz.

Büyük ailenin zorlukları yok mudur?

Elbette vardır.

Fakat şahidim ki ilâhî bereket, çekilen külfetten kat kat fazladır. Rabbimizin aileye ve evlada bağladığı sırlar, modern dünyanın hesap cetvelleriyle ölçülemeyecek kadar derindir.

“Otuz Beş Yaş” Şiiri ve Yolun Sonu

Artık veda vaktimiz yaklaşmaktadır. Cahit Sıtkı Tarancı’nın meşhur mısralarında dediği gibi: “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder…” Biz ise o merhaleyi çoktan ikiye katlamış, üzerine yıllar eklemiş bulunuyoruz. Ömür yolculuğu büyük ölçüde tamamlanmış, menzil görünür hâle gelmiştir.

Bugün yetmiş üçüncü yaşımın üzerinden altı ay geçmişken, ölümü artık uzak bir ihtimal değil, yakınımda duran bir hakikat olarak hissediyorum. Ölüm, insan fıtratının sevmediği bir geçiştir; fakat buna rağmen, bugün Azrail aleyhisselâm ile karşılaşsam, içimde derin bir huzur hissedeceğimi zannediyorum.

Bu dünyada kavuşmayı özlediğim, muhabbetine doyamadığım nice güzel insanlar ve başta Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ olmak üzere, ebedî âlemde onlara kavuşma ümidi kalbime dirilik ve hizmete devam azmi vermektedir.

Biliyorum ki ölümle birlikte amel defteri kapanacak, insanın dünya ile irtibatı kesilecektir. Musallaya konduğumuzda ismimiz bile kısa bir dua ile anılacak, ardından hayat olağan akışına dönecektir. En çok sevenler bile birkaç gün sonra kendi meşgalesine dönecektir.

Geride kalan ise, yalnızca Allah rızası için yapılmış samimi ameller ve bırakılmış hayırlardır.

Bu idrakle son yıllarda dünya menfaati taşıyan işlerden elimi çekmeye gayret ettim. Kullanmakta olduğum aracımı da sattım; artık daha sade, daha mütevazı bir hayatı tercih ediyorum. Toplu taşıma ile, halkın içinde, sessiz ve gösterişten uzak bir şekilde yolculuk ediyorum.

Yazdıklarımı kitap hâline getirmeye yahut hayatımı geniş bir video serisiyle anlatmaya ömrüm yeter mi, bunu bilmiyorum. Fakat bu kalbî özeti paylaşarak, aynama yansıyanlar isimli sitemdeki yazılarımı okumanızı sağlamayı, hayat aynama düşen yansımaları gelecek nesillere ulaştırabilmeyi başarabilirsem, kendimi mesuliyetimi yerine getirmiş sayacağım.

Son Söz

Bu satırlar bir iddia değil; samimi bir ömür muhasebesidir.

Geriye dönüp baktığımda görüyorum ki, başarı diye anılan pek çok şey benim planımın değil, ilâhî takdirin neticesidir. Nice kapılar benim hesabım olmadan açılmış, nice yollar benim iradem dışında kolaylaşmıştır.

Hayat bana şunu öğretti: İnsan, dünyada geride bıraktığı mal ile değil; gönüllerde bıraktığı iz ile yaşar.

Bugün yetmiş üç yaşındayım.

Takvim yaprakları hızla eksiliyor.

Fakat kalbimdeki hizmet arzusu ve Rabbime kavuşma ümidi hâlâ dipdiridir..

Yahya Kemal Beyatlı’nın mısraları artık bir şiir değil, içimde yankılanan bir hakikat hâline gelmiştir:

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.”

Biz de o geminin yolcularıyız.

Ne zaman hareket edeceğimizi bilmiyoruz; fakat hazırlıklı olmanın gayretindeyiz.

Rabbimizden niyazımız; hayırla yaşamak, hayırla hizmet etmek ve hayırla huzuruna varmaktır.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ahmet Ziya İbrahimoğlu

Yorumlar
  1. Ali Rıza Demircan dedi ki:

    Faydalı ve feyizli bir yazı olmuş. Bana da hatıralarımı yazmış ve yayınlamış olmanın zevkini yaşattı. Rabbim şu ahir ömrümüzde Ahmet kardeşimi de beni de sevdiği ve razı olacağı amellere başarılı kılsın.

  2. İslam Başaran dedi ki:

    Bu haber ile ney amaçlandı? Bu haberi yapan dönsün Türk Devletinin Meclisine baksın. Kürt vekiller kürtçe konuşabiliyor mu? Bu haber ile İran düşmanlığı yapmaktan öte bir niyet içermez. Toplum algısı yanlıs yönlendirmeye sebep olur.

  3. Murat Mercan dedi ki:

    Değerli hocam bu güzel tespitleriniz için Allah razı olsun.

  4. İslam Başaran dedi ki:

    Allah razı olsun hocam. Bu yazı sadece bir hayat hikâyesi değil; hasbi hizmetin, sabrın, fedakarlığın ve adanmışlığın şahididir. Satırlarınızda makamların değil hizmetin, hesabın değil hasbiliğin, dünyanın değil Allah rızasının merkeze alındığı bir ömrün izlerini görüyoruz.

    Bugün birçok insan konuşuyor; ancak az insan ömrünü bir davaya vakfedebiliyor. Bu yazı, gelecek nesillere bırakılmış kıymetli bir tecrübe, samimi bir muhasebe ve değerli bir mirastır. Geride bırakılan makamlar değil, gönüllerde bırakılan izler kalıcıdır.

    Rabbimiz ömrünüze bereket, hizmetlerinize kabul ihsan eylesin. Kaleme aldığınız bu samimi muhasebe nice insanın istikamet bulmasına, ümmet şuurunun diri kalmasına vesile olsun. Allah sizden razı olsun. Amin.