
Dünyanın halinden şikâyet ediyoruz…
Adaletsizlikten, zulümden, savaşlardan, merhametsizlikten, insanların birbirine yabancılaşmasından söz ediyoruz. Her gün yeni bir acıya uyanıyor, bir başka mazlumun feryadını duyuyoruz.
Sonra içimizden bir ses yükseliyor:
Evet, değişmeli.
Ama insanın aklına şu soru da geliyor:
Dünyayı değiştirmek istiyoruz da, kendimizi değiştirmeye hazır mıyız?
Çünkü değişim çoğu zaman dışarıda aradığımız bir şeydir. Başkasının değişmesini isteriz. Komşumuz daha iyi olsun, siyasetçi daha adil olsun, toplum daha duyarlı olsun, insanlar daha merhametli olsun…
Herkes değişsin isteriz.
Ama sıra bize geldiğinde susarız.
Oysa Kur’an bize çok önemli bir hakikati hatırlatıyor:
“Şüphesiz bir kavim, kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”
(Ra’d, 13/11)
Belki de bugün dünyadaki en büyük değişime değil, kendi içimizdeki en küçük değişime ihtiyacımız vardır.
Belki bir gönlü kırmamaktır değişim…
Belki yıllardır konuşmadığımız bir insanı aramaktır.
Belki bize yapılan bir kötülüğü affedebilmektir.
Belki kul hakkından korkmaktır.
Belki soframızdaki nimeti düşünürken aç olanı hatırlamaktır.
Belki Gazze’deki çocukların fotoğraflarına bakıp sadece üzülmek değil, onların bize hatırlattığı adalet ve merhamet sorumluluğunu kendi hayatımıza taşımaktır.
Çünkü insan, başkasının hayatını değiştirmeye çalışmadan önce kendi kalbine bakmalıdır.
Kalbimizde kin varsa adaletten ne kadar söz edebiliriz?
Dilimizi incitici sözlerden koruyamıyorsak merhameti nasıl anlatabiliriz?
Kendi çıkarımız için başkasının hakkını görmezden geliyorsak dünyadaki adaletsizliklere ne kadar itiraz edebiliriz?
Belki de asıl mesele budur.
Biz dünyayı değiştirmek istiyoruz ama dünya dediğimiz şey, aslında bizlerden oluşuyor.
Bir insan değiştiğinde bir aile değişebilir.
Bir aile değiştiğinde bir çevre değişebilir.
Bir çevre değiştiğinde toplum değişebilir.
Ve belki de büyük dönüşümler, kimsenin fark etmediği küçük iyiliklerle başlar.
Bir tebessümle…
Bir sadakayla…
Bir özürle…
Bir helalleşmeyle…
Bir yetimin başını okşamakla…
Bir mazlumun yanında durmakla…
Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben dünyanın değişmesini beklerken, kendimde neyi değiştirdim?”
Belki bugün aynaya biraz daha dikkatli bakmanın zamanıdır.
Çünkü bazen insan, bütün dünyayı düzeltmeye çalışırken kendi gönlündeki kırıkları fark edemez.
Oysa gerçek değişim dışarıdan değil, içeriden başlar.
Dünyayı değiştirmek istiyorsak, önce kendimizden başlamaya hazır olmalıyız.
Çünkü belki de Allah’ın bizden beklediği, dünyayı tek başımıza değiştirmemiz değil; kendi payımıza düşen iyiliği geciktirmeden yapmamızdır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”