islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1648
EURO
53,9432
ALTIN
6.056,88
BIST
13.976,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
33°C
İstanbul
33°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

HİCRET VE HİCRİ YILBAŞI

HİCRET VE HİCRİ YILBAŞI
16/06/2026 10:36
A+
A-

HİCRET VE HİCRİ YILBAŞI

Hicret, bir dava göçüdür. Mekke şirk devleti, İslam’ın Mekke’de yayılmasına imkân vermedi. Müslümanlara on üç yıl yapılan kötü muamele, işkence ve boykot, Mekke’yi Mü’minlere yaşanmaz hâle getirmişti. Aynen bugün siyonist katillerin Gazze’yi abluka altına alarak bütün giriş çıkışları ve insani yardımları yasakladıkları gibi o günün Dâru’n Nedve şirk parlamentosunun aldığı son kararla da Müslümanlar, Ebu Talip mahallesinde abluka altına alınarak her türlü giriş çıkışlar ve insani yardımlar yasaklanmış ve Müslümanlar açlığa mahkûm edilmişti. Başta Rasûlullah (sav) olmak üzere karınlarına taş bağlamışlar, buldukları kurumuş hayvan derisini ıslatıp günlerce suyunu içerek açlıklarını yatıştırmaya çalışmışlardı.   

Rasûlullah, akşamın karanlığından istifade ederek Akabe’de Medine’den gelenlerle yaptığı gizli toplantılarla onlardan bir kısmının Müslüman olmasını sağlamıştı. Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye göndererek oranın İslamlaşmasını hızlandırmış ve İslam’ın girmediği ev kalmamıştı. Medineli Müslümanlar, Mekke’de eziyet gördükleri için Rasûlullah ve ashabının Medine’ye hicret etmesini istediler. Rasûlullah da kabul etti ve 622 yılında Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretine izin verdi. Kendisi de Hz. Ebu Bekir ile beraber 24 Eylül 622 tarihinde Medine’ye giriş yaptı.

Hicret, aynı zamanda cemaatten devlete geçişin bir başlangıcıdır. Hicretle beraber İslam Devletinin ilk temelleri atılmış ve İslam’ın yayılması için uygun ortam sağlanmıştır. Rasûlullah on üç yıl Mekke’de bir cemaat lideridir, Medine’de de on yıl devlet başkanıdır.

İşte hicret, bu önemine binaen yeni bir takvime başlangıç olmuştur. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretini tarih başlangıcı olarak alan takvime “Hicri Takvim” denmiştir. Hicrî-Kamerî takvime İslâm takvimi de denir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne göre düzenlendiği için kamerî (ay) veya hicrî adı verilmiştir. 16 Haziran Salı günü (bugün) idrak edeceğimiz hicri yeni yılın, ümmetin uyanışına ve kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederiz.

Medine’de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar Müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler. Meselâ; Fil olayı, Ficâr savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arz ediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen şu olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı: Yemen Valisi Ya’la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)’a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet, Basra Valisi Ebû Musa el-Eşarî’ye getirilir. Söz konusu senette geçen Şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve senet ihtilafa sebep oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı. Sahabîler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerini benimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (sav), Rebiyülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kamerî yıl muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicrî takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tespit edildi. (Şamil İslam Ansiklopedisi, III/270)

Bu Hicrî takvim, uzun müddet Müslümanlarca kullanılmış 26 Aralık 1925 tarihinde cumhuriyetin laik-devrimci tosuncukları tarafından, çağdaşlaşma adına yürürlükten kaldırılmıştır.

Hıristiyanların kabul ettiği Miladi takvimde Hz. İsa’nın doğumu esas alınmış, Müslümanların kullandığı Hicri takvimde ise Peygamberimizin (sav) doğumu değil Mekke’den Medine’ye yaptığı hicreti esas alınmıştır. Bu olay şu hakikati yansıtmaktadır: Müslümanlar için şahısların doğması-ölmesi önemlidir ancak, bundan daha önemli olan, fikirlerin ortaya çıkışıdır. Hicret büyük mesajlar içeren hadisedir, bir fikir ve sistemin hayat haline geçirilmesidir, dönüm noktasıdır. Yani, bizler fikirleri, şahsa bağlı olarak görmüyoruz, fikirleri-sistemleri kendi içerisinde değerlendiriyoruz. Ayet-i Kerimede, “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. Şimdi o, ölür veya öldürülürse, siz gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim geri dönecek olursa, kesinlikle Allah’a bir zarar veremeyecektir. Fakat Allah, şükredenleri yakında mükâfatlandıracaktır.” (3/Â-li İmran, 144) buyrularak Rasûlullah’ın misyonunun devam etmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu yeni gelen ve hayat veren sistem şahsa bağlı değildir. Şahıs bugün vardır yarın yoktur. Bu ayetle bizlere¸ “Şahıs varken vücuda gelen sistem, o kişi ölünce yok olmaz” mesajını vermektedir.

Takvim söz konusu olunca Kur’an’daki şu ayete de değinmemiz gerekiyor: “Ayların sayısı, gerçekten de Allah katında on ikidir ve göklerle yeryüzünü yarattığı günden beri Allah’ın takdirinde bu, böyledir…” (9/Tevbe, 36)  buyrulmaktadır.

Yeryüzünün neresine giderseniz gidin, en ilkel kavimlerden tutun, en gelişmiş toplumlara varıncaya kadar, ilginç bir hakikat gözler önüne serilmektedir ki, yıllar daima 12 aydan oluşmuştur. Hangi takvim kullanılırsa kullanılsın, bunlar hangi millet olursa olsun 12 ay belirlenmiştir. Tüm dünya insanlarının, birkaç milyar insanın ki, geçmiş tarihi de katacak olursak milyarlarca insanın bir anda oy birliği ederek “yılı 12 aya bölelim” demeleri, bu konuda ittifak etmeleri mümkün değildir. Bir senenin 12 aya bölünmesi Cenâb-ı Hakk’ın dünyayı yaratırken belirlediği, düzenini koyduğu ve vahiy ile de bize belirttiği bir sünnetullahtır ve bu sünnetullaha tüm insanlık uymaktadır. Müslümanlardan, Budistlere, Mecusilerden, putperestlere kadar insanlar bu yolu izlemişler, yılı 12 aya bölmüşlerdir. Hak Teâlâ böyle takdir etmiş ve insanlar, bunun dışında farklı bir düzenleme getirememiş, farklı bir uygulama düşünememişlerdir. Teemmül oluna.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.