
Geçen pazar, sabah namazını cemaatle kıldığım Emirgan Camiinde üzerime bir gariplik çöktü ve devam ediyor. Şükründen aciz olduğum maddî nimetler içinde yaşarken bu duyguyu sıkça yaşarım. İslam’ın garibi olmakla ve bunu dile getirmekle mutluluk duyuyorum.
***
Allah birdir. O’nun katında din tektir ve İslâm’dır. İslâm bütün peygamberlerin ortak tebliğidir. İslâm’ın Kıyamet Günü’ne kadar geçerli kılınan son ve mütekâmil şeklini tebliğ eden Hz. Muhammed (sav) dâhil bütün peygamberler çağrılarına tek başlarına başladılar.
İslâm bir dindi; aydınlatıcı bir inanç, dosdoğru bir yol, kapsamlı bir düzen, kuşatıcı bir rahmet ve şifaydı. Ne var ki ilk tebliğ dönemlerinde insanların büyük çoğunluğu onu böyle algılamadılar. Egemen güçlerin etkisiyle onu gelenekselleşmiş inanç ve yaşam istikrarını bozan, toplumun değer yargılarını olumsuz yönde sarsan, siyasî ve ekonomik yapıyı tehdit eden beşerî bir akım gibi gördüler. Peygamberleri ihtilalcilermiş gibi değerlendirdiler.
Bu sebepledir ki Peygamberlerin İslâm’a çağrılarının ilk yıllarında İslâmî imandan yüz çevirenlerin sayıları inananlara nispetle pek çoktu. Sosyal konumları da çok daha güçlüydü. Büyük çoğunluğu oluşturan bu güçlü ve etkili gruplar inkârla yetinmediler, alaya aldılar, dışladılar, îmanlarını sosyal hayata taşıyanlara işkence ettiler, nice nice cinayetler işlediler. Şehîd edilen peygamberler bile oldu.
Özetlersek İslâm her bir peygamberin döneminde garîb olarak başladı. Kendi tebliğ dönemini de içine alan bu genel gerçeği Aziz Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle açıkladılar:
“İslâm garîb başladı. Tebliğ edildiği ilk dönemlerdeki gibi garîb olacak. Onun garîblerine müjdeler olsun.” (1)
– Doğrusunu Allah bilir – Bu hadisleriyle peygamberimizin asıl amacı müminleri yaşadıkları coğrafyada İslâm’ın garibleşmesine sebebiyet vermemeleri hususunda uyarmak, kendilerini aşan nedenlerle garîbleştirildiğinde onun garîbi olmaya yüreklendirmek ve garîblerin ebedî mutluluğa ereceklerini müjdelemektir. İslâm Garîb Başladı
Değinildiği gibi İslâm garîb başladı. Onun garîbliği büyük çoğunluğun ona tavır almasıydı; kültürel, sosyal ve ekonomik alanların ona kapatılmasıydı. İnananlarının toplum düzenine aykırı bulunarak dışlanmasaydı, hakları ve özgürlüklerinin çiğnenerek baskılara ve bin bir çeşit şiddete mâruz bırakılmasaydı.
Yüce Mevlamızın insanlık için hayat düzeni kıldığı ve hür iradelerle inanılıp yaşanması için ilâhî imtihan aracı eylediği İslâm’ın garîb başlaması bir kader sırrıydı ve tabiiydi. Tabii olmayan ona inananların çoğunluğu oluşturduğu dönemlerde onun garîb olmasıdır; asırlar boyunca egemen olduğu topraklarda ona garîbliğin çökmesidir.
Gerçeği ifadelendirmek gerekirse İslâm garîbdir. İlk dönemlerinden farklı olarak, garîbleri olarak nitelendirebilecekler de garîbliğin gerektirdiği şuurdan ve atılımdan yoksundur.
Yasal düzenin, etkili ve yetkili güçlerin onu hayatı kuşatan bir din olarak aslî mesajları içerisinde kavrayamamaları onun garîbliğidir.
Sosyal alanlar ve kurumların ona kapatılması ve vicdanlara mahkûm edilmeye kalkışılması onun garîbliğidir.
Yüceliği ve güzelliği onun bütünlüğündeyken, bütün olarak arzulanması ve savunulmasının ağır cezalar içeren yasal ve anayasal suç haline getirilmesi onun garîbliğidir.
Hakları ve özgürlüklerinin bilincine ererek onu yaşamlarına taşıyan müminlerinin ayırımcılığa uğratılması, sürgünlere, ihraçlara ve cezalara mâruz bırakılması, sosyal haklarından mahrum edilmesi onun garîbliğidir.
İslâm’ın aydınlığını inançlarında, erdemlerini hayatlarında, yüceltici düsturlarını kurumlarında örneklendiremeyen duyarsız cahil müminlere sahip olması onun garîbliğidir.
Onu yalnızca bir kültür olarak inceleyen ilâhîyatçılarının, aşktan yoksun dâvetçilerinin ve onu kendilerine alan açmak için sömüren bilinçsiz ve yüreksiz siyasîlerin bulunması da İslâm’ın gurbetidir.
Aslında İslâm’ı garîb kılan ana sebep ona inanmayanların ona karşı çıkması değil, ona inananların onu yaşamamasıdır. Çoğunluğu oluşturdukları halde inançlarını yaşamayan dünyaperest müminlerdir.
Bakınız bu gerçeği sevgili peygamberimiz nasıl açıklıyorlar:
“Yiyicilerin yemek çanağına üşüşmek için birbirlerini çağırdıkları gibi dışınızdaki topluluklar da yakın bir gelecekte üzerinize çullanmak için birbirlerine çağrıda bulunacaklar.”
Bir sahabinin “O dönemde biz sayıca az olduğumuz için mi bu belaya uğrayacağız” diyerek sorması üzerine şanlı Peygamberimiz şu açıklamayı yaptılar:
– Hayır, bilakis o dönemde pek çok olacaksınız. Fakat (bilinçsizliğiniz, yüreksizliğiniz, dağınıklığınız, ufuksuzluğunuz) sebebiyle sellerin sürüklediği çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalplerinden sizinle ilgili korkuyu çıkaracak ve sizin yüreklerinize de Vehn’i salacak.
Bir diğer sahâbi Vehn’in ne olduğunu sorunca da şöyle buyurdular:
Vehn, dünya sevgisi, fiili çatışma korkusu ve ölüme nefret duyuştur.” (2)
İslâm garîbdir ve o ilk dönemlerde olduğu gibi garîbi olacak ve gurbetini giderecek müminleri beklemektedir. Şanlı Peygamberimizin diliyle tanımlanarak müjdelenen gariblerden olabilmek… O ne büyük bahtiyarlıktır.
– Salât ve selam üzerine olsun- O, bir hadîslerinde “İslâm’ın garîblerini inançları ve yaşantıları sebebiyle yurtlarından sürülenler, toplumlarından dışlananlar olarak” (3) tarif buyururken bir diğer hadislerinde de şöyle tanımlamaktadır:
Garibler: insanların sapıklıklara düştükleri dönemlerde İslâmî çizgiyi izleyerek hayırlara öncülük edenler, benim sünnetimin çarpıtıldığı ve dışlandığı zamanlarda öğretilerimi ve yöntemlerimi diriltmeye çalışanlardır. (4)
Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in sünnetinin özü, O’nun sözlü ve fiili açıklamaları ışığında din olarak yalnızca Kur’ân’a yönelmek, ilâhî vahyin belirlemediği alanları insanlığın hür iradeli tasarruflarına açmaktır. Sünnetini özetleyen hadislerinde O, şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah sınırlar çizdi, onları aşmayın. Yapılması gerekli vazifeler yükledi, bu vazifeleri yapın. Yasaklar koydu, bunları çiğnemeyin. Unutmadı, ama size rahmet olması için pek çok alanı da özgürlüklerinize açtı. Artık onları da sorup araştırarak hayatınızı zorlaştırmayın. (5)
Ülkemizde olduğu gibi İslâm’ın gurbetini yaşadığı ve yaşayacağı dönemlerde müminlerin Allah’a isyanla, hakları, hürriyetleri ve menfaatleri arasında seçim yapmak durumunda bırakılacakları Peygamberimiz tarafından açıklanmakta İslâmî çizgide sebatla fedakârlığın seçilmesi öğütlenmektedir. (6)
Öğütlendiğimiz istikamette yaşamalıyız, çağdaş zalimlerin aleyhte propagandaları ve baskılarından yılmadan hayatımızı sürdürmeliyiz. Peygamberimizin örneklendirdiği çizgide ve gücümüz ölçüsünde ilmî metotlar, öğütler ve verimli olabilecek mücadele yöntemleriyle İslâm’a çağrıda bulunmalıyız.
Hayat, dünyası ve âhiretiyle bir bütündür. Bu bütünlük zaviyesinden bakıldığında imrenilecek ilkeli yaşantı da, nihai galebe de, ölüm ötesi ebedî nimetler ve sınırsız güzellikler de İslâm’ın garîblerinindir. Ne mutlu onlara.
Yazımızı bir âyetle bitiriyorum:
“İmân edip de emrolunup-öğütlendikleri ameller olan evrensel doğruları yaşayanlara müjdeler olsun. Varılacak güzel cennet yurtları da onlarındır.” (7)
(1) Muhtasar S. Müslim Hn. 72; İ. Mace Hn. 3988; Mişkâtül-Mesabîh Hn. 159; Feyzül-Kadîr Hn. 1951.
(2) Ebû Davûd Melahim 5; M. Zevâid 7/287.
(3) İ. Mace Hn. 3988.
(4) Tirmizî’den naklen H. Hatiboğlu İ. Mace Tercüme ve Şerhi 10/205.
(5) M. Mesabîh Hn. 1197; İ. Kesîr Bakara 230.
(6) M. Zevâid 7/287.
(7) Ra’d 29.
Hocam sabah namazından çıkınca gariplik çöktü demişsiniz, sebebi cematin azlığı mı? Duyarsızlığı mı? Ters şapka farz namaz kılanlar mı? Eşofman ve dar, düşuk bel pantolon mu? Sinek kaydı tıraşlı imamlar mı? Futbol ilahının formasıyla akemlerin rabbinin huzuruna gelenler mi? Vesselam.
Evet Hocam !.. “Müslümanlık garip olarak başladı, başladığı gibi garip olarak avdet edecektir. Ne mutlu o gariplere!” (Müslim)
“Garipler sayıları pek az olan sâlih kişilerdir. Bu kişiler sâlih olmayan bir topluluk içinde yaşarlar. Yaşadıkları bu topluluk içinde kendilerini seven az, buğz eden ise çoktur.” (Ahmed b. Hanbel)
“Garipler kimdir?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuşlardır: “Garipler o kimselerdir ki, halk tarafından bozulmuş olan sünnetimi ıslah ederler, öldürülmüş olan sünnetimi de ihyâ ederler.” (Tirmizi)
Günümüzdeki garip (!!) müslümanların kahir ekser,yeti ise AKP nam adlı partinin şemsiyesi altında politka yapmakla meşguller ! Herkesin boyunun ölçüsü Huzur-u Mahşerde yapılacak sorgulamadan sonr ortaya çıkacaktır diyorum.