
Türkiye’nin tarihi tecrübe, nüfus, kültür ve değerlere bağlılık, merhamet anlayışı gibi, birçok toplumda olmayan veya yeterince bulunmayan özelliklere sahip olduğunu biliyoruz. Fakat, her nedense bunları harekete geçirmek ve onların üzerine bir şeyler koymak konusunda ciddi bir acziyetimiz bulunmaktadır.
Bu acziyetin giderilmesi ile ilgili bazı teklifler öne sürmek istiyorum. Çünkü, hiçbir sıkıntı üzerine gidilmeden aşılamaz.
İmkanlarımız olmasına rağmen, ilk problemimiz eğitim sistemimizin iyi insan yetiştirememesidir. İyi insan derken, öncelik karakter ve kişilik eksikliğini söylemek istiyorum. Eğitim kurumları, eskiden olduğu gibi ailesine, toplumuna ve devletine bağlı ve yüksek ideal ve amaçlar etrafında hareket eden insanlar yetiştiremiyor!.
Bu eksikliğin giderilmesi, öncelikle anne ve baba ile eğitimcilerimizin hayata bakış, yaşama hedefi ve eğitim felsefesi konusunda yeterli dereceğe şuurlu bir olmamasından kaynaklanıyor. Çünkü eğitim, bilgi vermekten öteye bir “şahsiyet inşa” etme çalışmasıdır. Eğitimin ikinci boyutu, bilgi ve becerinin yeterince elde edilememesidir. Bunda da, birinci eksikliğin büyük bir rolü vardır. Hayat amacı sınırlı, kendi geleceğini belli bir kültür ve anlayışa oturtamamış gençlerin, mesleki alanda da kendilerini motive edici en önemli unsurdan mahrum olduğunu belirtmek durumundayız.
Eğitimin yetersizliği, sadece bilgi ve meslek alanında bir eksikliği sağlamakla kalmıyor, hayattaki yaşama kültürü, insan ilişkilerinin kalitesi ve güçlü bir toplum yapısının ortaya çıkmasını da engellemesi bakımında, bir başka problemi gündeme taşımaktadır.
Çünkü eğitim, insana geniş bir bilgi, özgün bir kültür ve fikri bir çerçeve vermek durumunda. Bu da, insanın kendi kimliğini oluşturmada önemli bir fonksiyon görmekte ve kişinin kendi geleceğini kurma konusunda, “anahtar nitelikler” sağlamaktadır. Eğitim sisteminin, toplumun tarih, kültür, ahlak konusunda, kendi değer ve kavramların üzerinde yükselmesi, olmazsa olmaz” bir özelliktir.
Hak kavramı, insanı hayatta huzur ve güven faktörünü ayakta tutması açısından son derece önem taşımaktadır. İnsanlar, kendi menfaatleri için görevlerini yerine getirmemekte, başkalarını kandırmayı üstünlük görmekte, kendine hak olmayan konularda, hak iddia etmeye çalışmaktadırlar. Bir manada, kuralsız yaşamak ve hak etmediği birçok konuda, kendisinde hak ve yetki görmektedir.
Bu durum, klasik bir hukuk sisteminin işleme eksikliğinin dışında, toplumun hak kavramını benimseyecek aile ve eğitim kurumlarının yetkin olamamasından kaynaklanmaktadır. Çünkü hukuk, öncelikle ahlak ile gerçekleşebilecek bir sorumluluk alanıdır. Ahlaki, hassasiyet ve sorumluluk sahibi olmayan bir kimsenin, hukuki sorumluluğu önemsemesi çok zordur.
Burada, en önemli problem, hukuk sisteminin neredeyse tamamen Batı toplumlarından kopya edilmiş olmasıdır. Halbuki hukuk, ahlakın yanında, örf ve adet gibi normlar sisteminden kaynak alması gereken bir kurallar toplamıdır. Özellikle de, toplumun içten gelen bir istek ve samimiyetle benimsenmesi gereken bir sistemdir. Hukukun, sadece güç ile ayakta durması, mümkün değildir. Günümüzde hukuk sistemlerinin fonksiyonsuz hale gelmesinin sebebi de budur. Hukuk, hakları koruması gereken bir müessese olmasına rağmen, toplumumuzun inanç, ahlak ve kültürü ile uyumsuz kural ve metotlara sahiptir. Bu yüzden, ülkemizde, güç ve imkan sahibi insanların haklarını alabilmesine karşılık, güçsüz ve mali gücü sınırlı insanların, haklarını kolay kolay elde edemediklerini görüyoruz.
Hukukun, gereği gibi işlememesi, insanların kendilerini güven içinde hissetmemelerine ve kurallı bir hayatı yaşamakta zorluk çekmelerine sebep olmaktadır. Bu güven konusu, sadece başkalarından gelen tecavüz ve haksızlıklar değil, kendi bilgi ve becerisiyle normal olarak belli bir görev ve statüye kavuşma noktasında da, ciddi sıkıntılar yaşanmasına yol açılmaktadır. İşe alınma, atamalarda hakkaniyet, kişisel kıskançlık ve kindar duyguların idari sistemde, insanların önünü kesmesi gibi konular, bu çerçevede ele alınabilir.
Bu iki önemli konunun, ülkemizde halledilebilme imkanı vardır. Fakat, bunun için öncelikle ahlak konusunun iyi öğretilmesi ve insan ilişkilerinde, yönetimde, iktisadi ve hukuki sistemde ahlaki değer ve kuralların hakim olacağı yeni bir düzenleme önem arz etmektedir.