
Hem dünya hem âhiret, sadece amentünün bedelini ödeyen insanlara verilir.
Amentünün bedelini ödemeye hazır olmayan insanların imanı, boş bir söylemden ve kuru bir gürültüden ibarettir. Çünkü böyle bir iman, güven vermez, yük almaz, sorumluluk taşımaz, bir insana veya canlıya hayrı ve yararı hiç dokunmaz.
Amentü’yü hayatın merkezine koyan dinin derdi, ahlâktır, güvendir, iyiliktir, merhamettir, adalettir, doğruluktur; tek bir kelime ile insan ve insanlıktır. Ama bütün bunları bilmek, bildirmek, reklamını yapmak ve övünmek değil, fiilen yapmaktır, yaşamaktır, yaşatmaktır insanı, varlığı ve doğayı. Yaşatmayan yaşayamaz ki, mutlu olsun, huzur bulsun. İnsan insanla yaşar, hayvanla yaşar, doğayla yaşar, insan çevresiyle yaşar. Ama bu hiyerarşiyi atlayarak, insanı ıskalayarak hayvanı seviyorum, doğayı seviyorum diyen; kusura bakmasın ama kendini avutuyor, kibarca kendini kandırıyor. Kişi sevdiğiyle beraberdir; ya insanlaşır ya hayvanlaşır ya da gorilleşir. Ne olur, önce evladımızla, evlatlarımızla, insanla ve sevdiklerimizle yaşayalım ama önce insanı yaşatalım; sonra hiyerarşik olana sıra gelsin.
Hümanist/insancıl geçinen çoktur ama, bir yetimi okutan, bir hastayı tedavi ettiren, bir açı doyuran yoktur, yok. Hele hele evlat denince rengi atan; “bu zamanda çocuk mu beslenir kardeşim!” diyen. Farkında olmadan kendini inkâr ediyor, yok ediyorsun. İnsan evladında yaşar, evladıyla yaşar. Her bir birey hiç olmazsa kendi yerine bir ontolojik miras bıraksın da onda yaşasın, onunla var olsun, varlığı onunla sürsün. Kim varlığım devam etsin istemez ki?
Hayvan hakları savunucusu çoktur ama çocuğu yerine kediyi, köpeği bağrına basan, 6 ay, bir sene en kötü 2-3 sene sonra onu da sokağa atan çoktur. Ama bunca hayvan sevdalısından gidip te sokaktaki bir kediyi, köpeği sahiplenen yoktur. Herkes bu iyilikleri, insanî sorumlulukları bilir, sloganını, edebiyatını, reklamını harika yapar da bir türlü sahiplenmez, yük almaz, maalesef yapan da çok sürdürmez. Niye? Çünkü “âmentü”nün bedelini ödeyen yok…
“Âmentü/ben iman ettim, ben güvendim Allah’a, insanlara ve kendime, ben de güven verenim, güvenilir biriyim hem yaratanıma hem de tüm insanlara ve varlıklara karşı emin biriyim. Ve bu, kuru bir söylem değil, boş bir iddia değil, slogan ve pazarlama taktiği hiç değil… Evet evet, “Âmentü/inandım, iman ettim!” demek, öyle sıradan, basit bir laf ve söylem değil. “Âmentü” bir yemindir, imzadır, yaşamımıza yeni bir mühür basmaktır, İslâm/selam, selamet, emniyet, esenlik, barış ve güven yoluna ve saadet yurduna girmektir. “Âmentü/İman ettim, güvendim, ben de emînim.” dediğimiz an; hayat görüşümüz, değerlerimiz, niyetimiz, düşüncemiz, değer algımız, söylemimiz, eylemlerimiz, varlık anlam ve amacımız bütünüyle değişir. Ve yepyeni, iyi ama aktif iyi bir insan, iyi bir anne-baba, iyi bir dost ve kardeş oluruz, olmalıyız da…En azından insanı ve insanlığı öldürmemek adına bu zor belki ama çok da hoş ve tatlı bu insan ve insanlık yüküne omuz değil; gönül vermeliyiz ve ciddi, ciddi sorumluluk almalıyız.
“Âmentü” demek mutlak dinî bir slogan değildir. Dinî olanda “iman ettim/güvendim, güven verdim Rabbime, insanlığa, doğaya, kozmik yasaya…” demektir. İdeolojilerde ise “Âmentü/inandım, kanaat getirdim bu fikrime, görüşüme, tabiat tanrıma veya tesadüf ilahıma…” demektir. Gördüğünüz gibi sap-saman gibi, börtü-böcek gibi inançsız tek bir insan bulamazsınız. Herkesin ya inancı vardır; tabiata, doğaya, tesadüfe, paradan, makamdan, zevk-safadan, lüks ve konfordan bir tanrıya mutlak bir bağı, bağlantısı, tutkusu, saplantısı vardır. Veya imanı vardır her şeyi Yaratana, Yaşatana, Rabbine, Allah’ına, O’nun koyduğu kozmik yasaya ve yönetim sistemi İslâm’a, barışa, güvene, mutluluğa ve değerlerine…
Ben saygılıyım ve selam ve dua ediyorum iman kardeşime de, insan kardeşime/her inanç sahibine de…