islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5420
EURO
54,8612
ALTIN
6.216,54
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Az Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
32°C
Çarşamba Açık
32°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

DAVET VE TEBLİĞ ÇALIŞMALARI İBADETTİR; ÜCRETE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ

DAVET VE TEBLİĞ ÇALIŞMALARI İBADETTİR; ÜCRETE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ
31/07/2026 10:13
A+
A-

DAVET VE TEBLİĞ ÇALIŞMALARI İBADETTİR; ÜCRETE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ

Cihad; namaz, zekat, oruç ve hacca gitmek gibi farz bir ibadettir. Bazı durumlarda farzı ayın, bazı durumlarda da farzı kifaye olur. Rabbani alimler, Müslümanların ve dinlerinin maslahatı için bu iki fetvadan birini gerektiğinde verirler.  Diğer ibadetlerin bile yapılması cihadın varlığına bağlı olması hasebiyle belki de hepsinden daha önemlidir. Çalışmamızın başında açıkladığımız üzere Hz. Peygamber’in elçilik göreviyle eş zamanlı başlayan cihad, Hz. Adem’den beri bütün peygamberlerin ümmetlerine  tebliğ ettiği en temel ibadettir. Cihadı olmayan hiçbir peygamber olmadığı gibi; peygamberler arasındaki derece farkını belirleyen de cihadlarının büyüklüğüdür. Sahabe de insana şeref kazandıran ibadetin cihad olduğuna inanmış ve inancının yüklediği teklif üzerine amel etmiştir. Süheyl b.Amr ve arkadaşları, Halife Hz. Ömer’e gelip halife yanında niçin değerlerinin olmadığını merak etmişler. Hatta Mekke’de zayıf bulup horladıkları Müslümanlar kadar bile ilgi göremediklerinin nedenini sormuşlardır. Ömer (r.), o zayıf gördükleri kimselere değer kazandıran şeyin cihad olduğunu söylemiş ve aynı konuma gelmeleri için cihad yapmaları gerektiğini belirtip onlara cepheyi göstermiştir.[1]Onlar da bu şerefi kazanmak için halifenin tavsiyesi üzerine orduya katılmışlardır.

Cihadın uygulanacak olan türünü değişen zaman ve şartlara göre rabbani alimler belirlerler. Nasıl ki diğer ibadetlerde hükümleri ve ilmihali kaynaklara müracat ederek alimler belirliyorsa, cihad fıkhını da onlar belirlerler. Ümmet, onların yaptığı fıkha uyar ve böylece keyfiliğe yer verilmez. İslam’ın muhkem bir farzı olan cihad hakkında ilimsiz, fıkıhsız, metotsuz, ilkesiz, plansız, projesiz, kadrosuz ve ahlaksız konuşmak Müslümanlar için çözüm üretmez. Aksine, sorunlarının daha çoğalmasına neden olur. Bu söylediğimiz ilkelerden bağımsız ve keyfi hareket edildiği için İslam dünyasında bir çok yapay sorun üretilmiştir. Cihadla ilgili sorunları üretenler İslam düşmanı kafirler ve onların işbirlikçileridir. Üretilen bu yapay sorunlar sayesinde neredeyse kimse cihaddan bahsedemez hale gelmiştir. Kürsülerden ve ders kitaplarından cihad ibadeti çıkarılmıştır. Bahsedenlerde sadece nefsi müdafa cihadından bahsedebilmişlerdir. Bu duruma en çok sevinenler ise kafirler olmuştur. Çünkü onların bu çalışmaları sayesinde Müslümanlar cihadı ve türlerini literatürlerinden çıkarmışlardır.

 Çeşitli soru ve sorunlarla karşılaşmamak, dinde olmayanları dindenmiş gibi vererek itici bir görüntü oluşturmamak; yaptığımız fıkıhsız davranışlarla İslam ile insanların arasına engeller sokmamak için cihadı Hz. Peygamberin önderliğinde; sünneti çerçevesinde anlamak zorundayız. Cihad olmadan dinin bekasının mümkün olmadığına  iman etmeliyiz.

İnsan diğer ibadetleri yaparken nasıl ki kimseden dünyevi bir değer ve ücret istemiyorsa, aynı hassasiyeti cihad için de gösterip yaptığı bu yüce ibadete karşılık ücret istememelidir.  Bütün ibadetlerin olduğu gibi cihadın sevabını da yalnızca Allah Teala verecektir. Hiçbir peygamber, yapmış olduğu cihada karşılık ücret almadığı için ümmetlerine ibadetlerde ihlas konusunda örnek olmuşlardır. Peygamber Efendimiz de diğer peygamberlerin yolunu izleyip davet ve cihadına karşılık ücret istememiş ve bizlere model olmuştur. Daha açık ifade ile, davete karşılık ücret/para almamak muhkem bir sünnettir. İmanda sadakatin en belirleyici kriteri olan cihad[2]paraya dönüştürülecek olursa,  İslam toplumunun siyasal yapısı istikrarsızlık kazanır. Zalimler, siyasi emellerini bir avuç insan üzerinden yürütürler, Çünkü; hakkı ayakta tutan cihad ücretle beraber belirli bir sınıfın hizmetine verilmiş olur. Bu anlayışın en kötü örneklerini ümmetin tamamının asker olduğu bir toplumdan, devletin emrinde olan askerli topluma geçişin yapıldığı Emeviler’de görüyoruz. Görev ehliyetsiz kimselere verilip imamet saltanata dönüştürüldüğünde ve Hz Hüseyin şehid edildiğinde toplumsal desteğin zalim siyaseti sarsacak boyutta olmamasının nedeni, Müslümanların mücahid millet olma vasfını kaybetmeleri yüzündendir.

Davete karşılık ücret istemek dinen meşru olmadığı gibi, davet esnasında hak ve hakikati gizlemekte yasaktır. Kur’an, daveti gizleyenlerle ilgili şöyle buyurmuştur:  “Göndermiş olduğumuz apaçık belgeleri ve (dosdoğru yola ulaştıran) hidayeti –Biz onları ilahi kitaplarda açıkça bildirmemize rağmen- (basit dünyevi çıkarları uğruna) gizleyenler var ya; işte onlara hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ediciler lanet ederler.”[3]Ayetten anlaşılan; Allah’ın dinini ve onun bildirdiği hükümleri kasıtlı olarak gizleyenlerin laneti gerektiren bir günah işledikleridir.[4]Bilgiyi gizlemek ve onu insanlarla paylaşmamak nasıl laneti gerektiren bir suç ise, bilgiyi firavunların sarayını daha muhkem hale getirmek için kullanmak; onların iktidarlarını güçlendirmek amacıyla kullanmakta en büyük günahlardandır. Hz. Musa(a.), zamanında yaşayan Belam b.Baura, Allah’ın ayetlerini ve ismi azamı bilmesine rağmen bu ilmini Firavun’un saltanatının devamına payanda yapmıştır.[5]Belam üzerinden Yüce Allah, şu evrensel mesajı vermiştir: Bilgi emanettir. Sadece Allah rızası için öğrenilir. Allah Teala’nın dinini hakim kılma yolunda bilgiden yararlanılır.  Firavni sistemlerin iktidarı için bilgiyi payanda yapmak Belam’ın lanetli davranışıdır. Alimler hem firavunlara karşı olmak zorundadırlar, hem de kendilerini dünyevi çıkarlar uğruna zalimlerin emirlerine teslim etmemelidirler. Gündemlerini bizzat kendileri Müslümanların ihtiyaç alanlarına göre belirlerler; yapay gündemlere müsaade etmezler. Onlar için asıl olan, Müslümanların bulundukları alandan bir üst makama terakki etmeleridir. Kısacası Rabbani alimler kafalarını, kalemlerini, ilimlerini  ve haysiyetlerini kiraya vermezler.

Cihada karşılık ücret alınmayacağına dair ayetlerin çokluğu davetçilere kaynak olmalıdır. Azim sahibi peygamberlerin ilki olan Hz. Nuh(a.), 950 sene peygamberlik yapmıştır.[6] Ömrünün anını bile davet etkinliği ile geçiren Hz. Nuh(a.), davetine karşılık ücret istemediğini ayette şöyle haber vermiştir: “Ey kavmim! Bu (davetime) karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim ücretim ancak Allah’a aittir…”[7]Davete karşılık ücret almamak bütün peygamberlerin sünnetidir. Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut ve Hz. Şuayb peygamberlerin davet ve tevhit mücadeleleri verildikten sonra onların hepsinin ortak kararı Kur’an’da şu ayetlerle bizlere bildirilmiştir: “Ben yaptıklarıma karşılık sizlerden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”[8]

Yukarıdaki kıssaların içerisindeki anlatılanlar usül ilminde  “şer’un men kablena” olarak değerlendirilir. Bu anlatılan olayların içerisindeki hükümlerin bizleri bağlamadığına dair açık bir hüküm yoksa, bizleri de bağlar. Yani; ‘dine davetten ücret alabilirsiniz’ diye apaçık bir karar yoksa, daveti ücrete dönüştürmemek bizim için de bağlayıcıdır. İşin içerisine para girince tarihte bir çok kimsenin uzun tartışmalara girdiğini ve tezini ispatlamak için onlarca delil ortaya koyduğunu biliyoruz. Ortaya konan kaynakçalara da vakıfız. Bizim burada önemle üzerinde durduğumuz konu, davet bir ibadettir ve ibadetler para karşılığında  yapılmaz. Kıldığımız namaza, tuttuğumuz oruca ve haccımıza karşılık nasıl ücret istemiyorsak davetimize karşılık da ücret istememiz doğru değildir.

Davet ve tebliğe karşılık ücret alınabileceğini savunan zevat ise aralarında sektör oluşturup davetin içini boşaltarak “şov”a dönüştürdüler. Anlatılanlar Kur’an ve sünnetin genişlik boyutundan oldukça uzaktır. Konuşmaların içeriğinde tekliflerin olmayışı ve tekliften kaçan dinleyicilerin çokluğu, “medya vaizi” denilen bu kişileri her durumda popüler yapmıştır. Popüler olmanın karşılığına yüksek transfer ücreti alan ve  “her şeyi bilen hocalar!”, esefle belirtelim ki İslam’ın itikat alanını canlı olarak ele almadıkları gibi; faiz, bankacılık ve finans sektörü, fakirlik problemine çözümler; madenlerin zekatları, lüks arabaların ve konutların zekatı, işçi işveren münasebetleri, siyasal velayet ve alternatif siyaset, ideolojilerin dini hükümleri, uluslar arası emperyalizme İslam’ın söylemi, gulat ideolojiler; sekülerizm ve laiklik, Alevilerin inançları ve bu inançların vahiy bağlamında değerlendirilmesi, hukuk önünde eşitlik, din eksenli anayasa denemeleri, çocuk eğitiminde yeni modeller, Amerika ve Batı Avrupa eksenli icazetli siyasete dinin bakışı, tesettür, tesettürün İslam toplumlarının geleceği ile alakalı vaatleri vb. konulara hiç yer vermemektedirler. Böyle bir sunumdan dolayı ne gençlere umut olabilmekteler; ne de sunulan din dünya sistemiyle hesaplaşacak bir dindir. Konuşmalarının çoğunda sahih kaynaklar kullanılmadığı gibi, alanlarının dışına çıkmaktadırlar. Gerçi çoğunun ana kaynakları okuyabilecek donanımları da yoktur. Buna rağmen bir allame edasıyla her şeye cevap veren bu kimselerin bilgi hanelerinde her şey var. Bilmeme erdemi henüz literatürlerine girmedi. Hele birde karşılarında modern bir kadın varsa hocalarımızı(!) tutana aşk olsun. Bu hanımlar vasıtasıyla İslam’ın modernite ile ilgili bir meselesinin olmadığı mesajı fetvalandırılmaktadır. Bunları sahih bir İslam davetçisinin yapmaması temennisiyle ifade ediyoruz.

 “لَوْلاَ يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ الإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ”“Rabbani Âlimlerinin ve hahamlarının onları, günah sözleri söylemekten ve haram şeyleri yemekten alıkoymaları gerekmez miydi?[9]ayeti, bazı alimlere göre muhtevasından en çok korkulması gereken ayettir. İbni Abbas(r.), Kur’an’da bu ayet kadar âlimleri azarlayan bir ayetin olmadığını söylemiştir.[10]Ayet, âlimlere iki temel konunun işlenmesini görev olarak yüklemektedir. İdeolojilerin propagandası dâhil her türlü kötü sözden ve düşünce kirliliğinden ümmeti temizlemek alimlerin veya onlara vekalet eden kimselerin asli görevidir. Yüklenen bu görev sayesinde hocalarımızın; şeytana ibadetten,[11] hevaya tapınmaktan,[12] monarkı/kıralı kutsamaktan,[13] Meleyi/bürokrasiyi tanrılaştırmaktan,[14] ümmeti şirkin tüm çeşitlerine karşı duyarlılıklarını kaybetmekten,[15] nifaktan,[16] irtidata düşmekten,[17] bilgiyi firavunların iktidarı için kullanmaktan,[18] sanemlere ve tağuta ibadetten,[19] dar’u-l harpte yaşamaktan,[20] falcılara, sihirbazlara inanmaktan,[21] politeist inançtan,[22] tabiat olaylarını ve zamanı hayatın faili bilmekten,[23] imanı yüzdelemekten,[24] kafirleri veli edinmekten,[25] dine ekleme ve çıkarmalar yaparak aşırı gitmekten[26] Müslümanları uyarması şarttır. Uyarıcılık görevini nebevi bir duruşla ümmetin önüne geçerek yapmayan kimselerden ne alim, ne de davetçi olur. Hz. Peygamber’in naklettiği şu kutsi hadis anlatmak istediğimiz meseleyi yeterince açıklığa kavuşturmaktadır:

“Allah Teala, meleklerinden bir meleğe tarif ettiği bir şehri ahalisi ile beraber helak etmesini bildirdi. Melek ise (hikmetini öğrenmek için) o şehrin içinde göz açıp kapayana kadar bile günah işlemeyen bir adamdan dolayı tekrar Allah’a müracat etti. Yüce Allah, meleğe şu cevabı verdi: “O kişinin ve beldenin yine de altını üstüne çevir. Çünkü o şahıs (işlenen isyanlardan dolayı) bir defa olsun benim rızam için yüzünü bile ekşitmedi”[27]

Bizim medya vaizleriyle esas sorunumuz, onların çoğunun rızık konusunu kavrayamamaktan kaynaklanan kötü algılarıdır. Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki rızkı veren Allah’tır. Rızık, Kur’an’da ve sünnette yalnızca Allah Teala’ya izafe edilir. Rızkın kaynağı insan değildir. Onun için “errızkualallah” deriz. Biz Müslümanlar, Allah’ın ekmeğini yiyoruz. Dolayısıyla, mutlak anlamda zaten  gavurun  ekmeği yoktur. Artık para karşılığı gavurun davulunu çalmaktan vazgeçilmelidir. Velev ki gavurun kapısında işçi olsanız bile, bunun bir imtihan olduğunu bilip onların hatırına inancınızı feda etmemeniz gerekir. Davetçi Müslümanların bu yazılanları ciddiye alıp Allah rızasını öncelemelerini ve maddi tekliflere karşı hassas davranmalarını  tavsiye ederiz. Dilimizden düşürmememiz gereken kutlu söz; “Yaptıklarımıza karşılık kimseden ücret istemiyoruz. Bizim ücretimiz ancak ve ancak alemlerin rabbi olan Allah Teala’dandır.”

Dipnotlar

[1] Mevdudi,Ebu’l A’la,Tefhm’ü-l Kur’an,(Terc:Komisyon),c.ll,s.223
[2] Bak: Hucurat 49/15
[3] Bakara 2/159
[4] Ayrıca bak:Bakara 2/174
[5] İbni Kesir, Tefsir’ü-l Kur’an’i-l Azim,c.ll,s.253-4
[6] Ankebut,29/14
[7] Hud 11/29
[8] Şuara 26/109,127,145,164,180
[9] Maide5/63
[10] Taberi, Cami’u-l Ulum,c.ıv,s.638
[11] Bak:Yasin 36/60
[12] Bak:Furkan25/43
[13] Bak:Şuara26/29
[14] Bak:Mü’minun23/47
[15] Bak:Nisa4/48
[16] Bak:Münafikun63/1-11
[17] Bak:Bakara2/217;Maide5/54
[18] Bak:A’raf7/175-176
[19] Bak:Maide5/90;Nisa4/60
[20] Bak:hac22/41
[21] Bak:Bakara2/102
[22] Bak:Zümer39/29
[23] Bak:Casiye45/23
[24] Bak:Bakara2/208
[25] Bak:Maide5/51
[26] Bak:Nisa4/171;Maide5/77
[27] Tabarani,Mucem’ü-l Evsat,Kahire, 1415, Had.no:7661 c.VII, 336; Beyhaki, Şuabu’l-İman, Riyad, 2003, c.X, s.74.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.