islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5402
EURO
54,8887
ALTIN
6.232,80
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C
Çarşamba Açık
32°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C

NEDEN OKUMUYORUZ VE NİÇİN OKUMALIYIZ?

NEDEN OKUMUYORUZ VE NİÇİN OKUMALIYIZ?
31/07/2026 10:12
A+
A-

NEDEN OKUMUYORUZ VE NİÇİN OKUMALIYIZ?

İnsan, diğer canlılardan farklı olarak öğrenen, düşünen, sorgulayan ve bilgi üreten bir varlıktır. Ancak insanın sahip olduğu bu yetenekler kendiliğinden gelişmez. Öğrenmeye, araştırmaya ve sürekli bir zihinsel çabaya ihtiyaç vardır. Bu çabanın en önemli araçlarından biri de okumak ve okuduğunu da anlamaktır. Ancak okumakla anlamak da aynı şey değildir.  Okumak, insanın bir metinle, bilgiyle veya herhangi bir gerçeklikle ilişki kurmasının başlangıç noktasıdır. Anlamak ise okumanın ne ifade ettiğini kavramayı ve onu zihinsel olarak çözümlemeyi gerektirir. İnsan bir metni okuyabilir; fakat onu anlamayabilir. Bu sebeple okuma, anlamanın şartlarından biri olmakla birlikte, anlamanın kendisi değildir.

Günümüzde çoğu insan, inandığı kitabın ilk emri “Oku!” olmasına rağmen okumamakta; okuyanlar da toplumun yeterince okumamasından şikâyet etmektedirler.  Zira kitap okumaya ayrılan zaman giderek azalırken televizyon, internet ve sosyal medya karşısında geçirilen süre her geçen gün artmaktadır. Nitekim çeşitli araştırmalar, ülkeler arasında kitap okuma alışkanlığı ve okuma süreleri bakımından önemli farklılıklar bulunduğunu göstermektedir. Anadolu Ajansı’nın 23 Nisan 2025 tarihli haberinde yer alan verilere göre, bazı ülkelerde yıllık kitap okuma ve haftalık okuma süreleri Türkiye’ye kıyasla oldukça yüksektir. Türkiye’de ise düzenli kitap okuma alışkanlığının yeterince gelişmediği görülmektedir. Buna karşılık televizyon, internet ve sosyal medya kullanımına ayrılan süreler oldukça yüksektir. Nitekim RTÜK’ün 12 Kasım 2025 tarihli araştırmasında bu durum açıkça görülmekte ve toplum olarak günümüzün önemli bir bölümünü ekran karşısında geçirdiğimizi göstermektedir. Bu durumda şu soruyu sormamız icap ediyor: Neden okumuyoruz?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. İnsanların yeterince okumamasının hem bireysel hem de toplumsal birçok sebebi bulunmaktadır. Bunların başında, okumayı hayatımız için gerçek bir ihtiyaç olarak görmememiz gelmektedir. Her ne kadar okumanın önemli olduğunu söylesek de günlük hayatımızda zamanımızı daha çok televizyon, telefon ve sosyal medya karşısında geçirmemiz bunu ifade ediyor. Bu da meselenin aslında zamanla ilgili olmadığını, öncelik meselesi olduğunu gösteriyor. Zira insan, ihtiyaç duymadığı bir şeyi sürekli ve düzenli olarak yapma arzusu duymuyor; daha da önemlisi aklının ve zihninin de tıpkı bedeni gibi beslenmeye muhtaç olduğunu fark etmiyor. Daha açık bir ifade ile nasıl ki beden, sağlıklı kalabilmesi için düzenli beslenmeye ihtiyaç duyuyorsa, zihin de gelişebilmesi için bilgiye, düşünceye ve sürekli zihinsel faaliyete ihtiyaç duyuyor. Bunu fark eden insan okuyor, ama bunu fark etmeyen insan da okumayı hayatının vazgeçilmez bir parçası hâline getiremiyor.

Okuma alışkanlığının yeterince gelişmemesinde aile ve eğitim ortamının da önemli bir payı bulunuyor. Zira kitap okuyan anne-baba ve öğretmenlerin örnek olmadığı bir ortamda çocukların düzenli okuma alışkanlığı kazanmaları kolay olmuyor. Çünkü okuma alışkanlığı sadece öğüt verilerek kazanılmıyor; ailenin ve hocaların öncelikle bu konuda da örnek olmaları gerekiyor. Çocuklarına kitap okumalarını söyleyen, fakat kendileri kitap okumayan anne ve babaların telkinleri de doğal olarak yeterince etkili olmuyor.  Bu da sigara içen bir babanın, evladına sigara içmemesini telkin etmesine benziyor.

Bir başka sorun da okumayı hayat boyu devam eden bir öğrenme faaliyeti olarak görmek yerine, okul ve sınavlarla sınırlı bir uğraş olarak görme alışkanlığımızdır. Nitekim çoğu insan için okumak, okul yıllarında sınav kazanmanın bir aracı olarak görülmekte ve diploma alındıktan sonra kitaplara veda edilmektedir. Oysa eğitim, okulun sona ermesiyle bitmemekte, bilakis hayat boyu devam etmekte ve bunun da en temel ögesinin okuma olduğu bilinmektedir. Bu da bilgili, görgülü ve nitelikli bir insan olabilmek için büyük önem arz etmektedir. Çünkü öğrenmeye devam etmeyen insan, zamanın ve değişimin gerisinde kalmaya mahkûm olmakta, hatta günümüzde dijital çağın sunduğu hazır bilgilerin de bu sorunu daha da derinleştirdiği görülmektedir. Nitekim kısa videolar, birkaç satırlık özetler ve çeşitli dijital araçlar bilgiye ulaşmayı her ne kadar kolaylaştırsa da uzun metinler üzerinde yoğunlaşmayı, tefekkürü, düşünmeyi ve sabrını da o nispette azaltmaktadır. Elbette ki dijital araçların insanın bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmada önemli imkânlar sunduğu inkâr edilemez. Ancak hızlı tüketilen bilgilerin, -zihni doldursa da- insana anlam ve hikmet kazandırmadığı da bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Zira bilgiye sahip olmak, o bilgiyi anlamak ve doğru biçimde kullanmak anlamına gelmemektedir. Çünkü anlaşılmayan ve içselleştirilmeyen bilgilerin, fonksiyonel olamadığı ve hayata yansıtılamadığı müşahede edilmektedir. 

Bilgi, öğrenilen veya elde edilen bir şeydir. Anlamak ise o bilginin ne ifade ettiğini kavramaktır. Hikmet ise anlaşılan ve üzerinde düşünülen bilgiyi doğru yerde ve doğru biçimde kullanabilmektir. Bu sebeple okumayan insan, zamanla düşünme, sorgulama ve kendi kanaatini oluşturma yeteneğini kaybetmekle karşı karşıya kalmakta ve bu nedenle de başkalarının ürettiği düşünceleri sorgulamadan benimsemeye ve kendi aklını kullanmak yerine başkalarının aklıyla yaşamaya başlamaktadır.  Bu da bir anlamda aklını ve iradesini bir başkasına kiraya vermekle eşdeğerdir. Bu nedenledir ki bilgi üretmeyen toplumlar, zamanla başkalarının ürettiği bilgiye bağımlı hâle gelmektedirler. Nitekim günümüzde İslâm aleminin içinde bulunduğu perişanlığının ve acizliğinin en önemli sebeplerinden biri de budur, bilgi üretememesidir.

Bu konuda Kur’an’ın ilk nazil olan emrinin “Oku!” olması, bu açıdan da üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken önemli bir konudur. Buradaki okuma emri, sadece yazılı bir metni okumayı değil; aynı zamanda insanı, tabiatı, tarihi ve hayatı da okumayı içine alan geniş bir anlam içeriğine sahiptir. Kur’an bir taraftan insanı vahyi okumaya çağırırken, diğer taraftan göklerde ve yerde bulunan ilâhî ayetleri gözlemlemeyi, geçmiş milletlerin akıbeti üzerinde düşünmeyi ve insanın kendi nefsi hakkında tefekkür etmesini istemektedir. Bu da Kur’an’ın insandan farklı gerçeklik alanlarıyla ilişki kurmasını ve bunlar üzerinde düşünmesini kapsayan bir okuma anlayışına sahip olmasını istediğini göstermektedir. Ne var ki bugün Müslüman toplumların önemli bir kısmı, “Oku!” emrini büyük ölçüde yalnızca tilavet etmek şeklinde anlamaktadır. Okumanın anlama, araştırma, düşünme ve bilgi üretme boyutuna ise gereken önem verilmemektedir. Bu da okuma ile anlama arasındaki bağın zayıflamasına yol açmaktadır.  O halde niçin okumalıyız?

Her şeyden önce insan, kendisine verilen aklı ve düşünme kabiliyetini doğru kullanabilmek için okumalıdır. Allah insana akıl vermiş ve onu yeryüzünde sorumlu bir varlık kılmıştır. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi için insanın da ne yapacağın ve ne yapmayacağını bilmesi; bildiğini anlaması ve anladığını da doğru biçimde değerlendirebilmesi gerekmektedir. Zira insanın, kendi kanaatini oluşturmak için de okumaya ve okuduğunu anlamaya muhtaçtır. Bunun için de farklı görüşleri tanıması, delilleri karşılaştırması ve ulaştığı bilgileri değerlendirmesi icap etmektedir. İnsan, ancak bu yolla başkalarının düşüncelerini olduğu gibi benimsemek yerine kendi kanaatini oluşturma imkânı bulabilmektedir. İnsan kendisini tanımak için de okumalıdır. Nice insanlar vardır ki dünyanın birçok yerini bilir; fakat kendi iç dünyasını tanımaz. Güçlü ve zayıf yönlerini, kabiliyetlerini ve sorumluluklarını fark edemez. Oysa insan hem vahyi hem hayatı hem de kendi varlığını anlamaya çalışmakla da sorumludur. Zira kendisini tanımaya başlayan insan, okuduklarıyla kendi hayatı arasında bir bağ kurar; Rabbini ve varlık âlemini de daha derin biçimde kavramaya yönelir. Nitekim “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözü, bu düşüncenin de veciz bir ifadesidir.

Okumanın bir başka amacı da hikmete ulaşmaktır. Bilgi, tek başına insanı doğru kararlar almaya götürmeyebilir. Çünkü bilgiye sahip olmak başka, o bilgiyi doğru anlamak ve yerinde kullanmak ise daha başkadır. Nice bilgi sahibi insanlar vardır ki yanlış kararlar vermektedirler. Buna karşılık hikmet sahibi insanlar, sahip oldukları bilgi ve anlayışı doğru biçimde değerlendirebildikleri için daha isabetli sonuçlar elde edebilmektedir. Toplumların ilerleyiş ve yükselişleri de bu süreçle yakından ilgilidir.  Nitekim tarih boyunca ilimde, sanatta ve medeniyette öne çıkan toplumların ortak özelliklerinden biri, bilgiye değer vermeleri ve bilgiyi anlamlandırarak üretime dönüştürmüş olmalarıdır.

Bütün bunlar göstermektedir ki “Niçin okumuyoruz?” sorusunun cevabı yalnızca kitap okumaya ayıracak zamanın bulunamayışı değildir. Asıl mesele, insanın okumayı hayatı için gerçek bir ihtiyaç olarak görüp görmemesidir. Bununla birlikte okumayı tek başına yeterli görmek de doğru değildir. Okunanın anlaşılması, üzerinde düşünülmesi ve doğru biçimde değerlendirilmesi de gerekmektedir. Bu nedenle bugün sadece “Niçin okumuyoruz?” sorusunu değil, aynı zamanda şu soruları da kendimize sormamız gerekiyor: Okuduklarımızı gerçekten anlıyor muyuz? Anladıklarımız üzerinde düşünüyor muyuz? Düşündüklerimizi doğru biçimde değerlendirebiliyor muyuz?

Bu sorular, okuma alışkanlığının da ötesinde bir zihniyete işaret etmektedir. Zira, bir toplumun geleceğini, sadece sahip olduğu doğal kaynaklar, ekonomik imkânlar veya teknolojik araçlar belirlemez, aynı zamanda bunları anlamlandırıp geliştirebilen bilgili, düşünen ve nitelikli insanlara da ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle okuma alışkanlığı kazanmak, sadece daha fazla kitap okumaktan ibaret değil, aynı zamanda okumayı hayatın bir parçası, anlamayı zihinsel bir çaba, düşünmeyi bir sorumluluk ve öğrenmeyi hayat boyu devam eden bir süreç olarak gören bir zihniyete sahip olmak ve bunu inşa edebilmektir.

Sonuç olarak okumak, insanın bilgiyle karşılaşmasına; anlamak, bu bilgiyi kavramasına; düşünmek, onu değerlendirmesine; hikmet ise doğru biçimde kullanmasına imkân verir. Bu bakımdan okuma, insanın kendisini, hayatı ve dünyayı anlamlandırma yolculuğunun bir başlangıcı olsa da gerçek okuma; zihnin anlaması, aklın düşünmesi, vicdanın değerlendirmesi ve bilginin hayata dönüşmesiyle mümkündür. Bu nedenle okumak bilgiyle karşılaşmaktır; anlamak onu kavramak, düşünmek onu  değerlendirmek, hikmet ise  bilgiyi doğru yerde ve doğru biçimde kullanmaktır.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. mürsel gündoğdu dedi ki:

    İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsin
    Ya nice okumaktır

    Okumaktan murat ne
    Kişi Hakkı bilmektir
    Çün okudun bilmezsin
    Ha bir kuru ekmektir

    Değerli Celal Kırca Hocamız dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de en çok üzerinde düşünmemiz gereken bir konu üzerine kalem oynatmış. Bizim Yunus’un veciz bir şekilde ifade ettiği gibi okumanın kendini bilmek olduğunu, okuyarak Hakkı, kendimizi ve varoluş hikmetini bilebileceğimizi güzel örneklerle anlatmış. Okuduğunu anlamamanın ise kuru bir emek olduğunu ve hayatı ıskalamak olduğunu da mahirane ifadelerle dile getirmiş.
    Bendeniz burada bir meseleye dikkat çekmek isterim. Celal Hocamızın okumanın nasıl olması gerektiğine dair tespitlerini dikkate almayınca başımıza gelen ve gelecek olanlara dair bir uyarıda bulunmak istiyorum aslında. Şöyle ki dünya genelinde bazı çevreler LGBT başta olmak üzere cinsiyetsizlik ve her tür sapkınlıklara dair fikirlerini bu alanda sipariş usulü kaleme aldırdıkları hikaye ve romanlarla, çizgi filim ve oyunlarla yayıyorlar. Gençlerin bulunduğu her platformda bu sipariş kitapların güçlü reklamlarını yaparak bunları her gencin okumasını sağlıyorlar. Günün sonunda biz, gençlerimiz kitap okuyor diye sevinirken aslında onların zihin ve gönül aynaları başka dünyaları yansıtmaya başlıyor. Bu sebeple okumaktan mananın ne olduğunu aynı Celal Hocamızın yazının içeriğinde belirttiği hususları dikkate alarak düşünüp uygulamalıyız. Kaleminize sağlık Hocam.

  2. Erdoğan Özdil dedi ki:

    Sağolasın hocam,emeğiniz icin teşekkür ederiz

  3. kemal mete dedi ki:

    İnsanı diğer canlılardan ayıran bir özellik de okumak. Okuyorsak insanız. Okuduğumuzu anlıyorsak akıllıyız. Uyguluyorsak olgun insanız.

  4. d.ali.ozturk@hotmail.com dedi ki:

    Teşekkürler hocam.slm

  5. Faruk Saban dedi ki:

    Değerli hocam,Okumanın önemine güzel bir anlatımla dikkat çektiniz yazınızı okurken bir yandan niçin okumuyoruz toplum olarak diye düşünürken,belki alıntı bir ifade ile ‘sözlü kültürün egemen olması” bir sebep,düşünmek araştırmak yerine hazır söylemlere sarılmak insanlara kolay geliyor olması,Hep başkasının kafa yorması,başkasının çözümler üretmesini beklemek durumuna geçilmesi,bizleri hep paket programlarla bizleri kurtaracağı anlayışına sürüklemesi,Şefaat anlayışımız gibi , Oysa anlamak bilgi sahibi olmak için öğrenmeye öğrenmek için de okumaya ihtiyaç hissettirmek gerekiyor,illaki yazılı kültüre yönelmek gerekiyor,Büyük sermaye sahiplerinin okumaya yönlendirecek bir mecburiyeti yönlendirilmesi,Tvlerin veya bazı kuruluşları eş zamanlı günün en verimli sayılacak anlarında herkese hitab eden saatlerde konuşmak yerine okuma etkinliğini yapmak,Anne babaların okumalar yaparak çocuklara örnek olması,Eğitimcilerin okuma konusunda örnek olması gibi…
    Sayın hocam elinize kaleminize sağlık rabbim bereketli sağlıklı ömürler diliyorum