
“Hiç kimse doğduğu gün bir terör örgütü mensubu değildir. İnsan, önce zihnini teslim eder; sonra vicdanını, en sonunda da iradesini…”
15 Temmuz‘un üzerinden yıllar geçti.
Her yıl aynı görüntüler ekranlara geliyor.
Tanklar…
Bombalanan Meclis…
Şehitler…
Gaziler…
Ve yıllar sonra hâlâ yakalanan firariler…
Geçtiğimiz günlerde de 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik suikast girişiminde yer alan ekipte bulunan firari isimlerden biri güvenlik güçlerince yakalandı. Bu gelişme, yalnızca geçmişte işlenen bir suçun adli boyutunu değil, daha derin bir soruyu da yeniden gündeme taşıdı:
Bir insan nasıl olur da kendi milletine silah doğrultacak bir yapının parçası hâline gelir?
Bu soru yalnızca FETÖ için değil…
PKK için de…
DEAŞ için de…
DHKP-C için de…
Dünyadaki bütün radikal örgütler için de sorulmalıdır.
Çünkü yöntemler farklı olsa da insan psikolojisi çoğu zaman benzerdir.

Psikoloji bize şunu söyler:
İnsan, ait olmak ister.
Sevilmek ister.
Kendini önemli hissetmek ister.
Hayatında bir anlam arar.
Terör örgütleri tam da bu boşlukları hedef alırlar.
Kimisine “özgürlük” vaat ederler.
Kimisine “kahramanlık”.
Kimisine “adalet”.
Kimisine ise “Allah’ın rızası.”
İnsan önce sloganı benimser.
Sonra grubu benimser.
En sonunda kendi aklını grubun liderine teslim eder.
İşte tehlike burada başlar.
Bugün psikolojide buna “aşamalı ikna” deniliyor.
Kimseye ilk gün;
“Gel insan öldürelim.” denmez.
Önce güven oluşturulur.
Sonra yalnızlaştırılır.
Sonra alternatif düşünceler kötülenir.
Sonra lider kutsallaştırılır.
En sonunda sorgulama ortadan kalkar.
Artık kişi düşünmez.
Kendisine düşündürülür.
FETÖ diğer birçok örgütten farklı olarak silahla değil, eğitimle kapıyı açtı.
Dershaneler…
Öğrenci evleri…
Yurtlar…
Sohbet halkaları…
Buralara gelen ailelerin büyük kısmı çocuklarının iyi eğitim almasını, ahlaklı yetişmesini ve dinini öğrenmesini istiyordu.
Ancak din, zamanla bir araç hâline getirildi.
İtaat, iman gibi sunuldu.
Lidere bağlılık, Allah’a bağlılıkla karıştırıldı.
Böylece insanlar farkına varmadan din adına örgüte bağlandı.
İşte bu yüzden FETÖ sadece güvenlik meselesi değil; aynı zamanda dinin istismar edilmesinin de en çarpıcı örneklerinden biri olarak görülmektedir.
Çünkü yalnızca silah konuşmuyor.
Kimlik siyaseti konuşuyor.
Aidiyet konuşuyor.
Mağduriyet söylemi konuşuyor.
Gençlerin duyguları istismar ediliyor.
İnsanlara önce öfke öğretiliyor.
Sonra düşman gösteriliyor.
En sonunda şiddet meşrulaştırılıyor.
Çünkü dini bilgiyle değil sloganlarla öğretti.
Kur’an’ın bütünlüğünü değil…
Seçilmiş cümleleri anlattı.
Merhameti gizledi.
Savaşı öne çıkardı.
Böylece din adına dinden uzak bir yapı ortaya çıktı.
Bütün terör örgütlerinde ortak birkaç özellik vardır:
Artık birey yoktur.
Örgüt vardır.
Terörle mücadele yalnızca güvenlik güçlerinin işi değildir.
Anne-babanın görevidir.
Öğretmenin görevidir.
İmamın görevidir.
Gazetecinin görevidir.
Çünkü örgütler önce zihinleri işgal eder.
Devlet ise çoğu zaman en son silahla mücadele etmek zorunda kalır.
Eğer çocuklarımıza soru sormayı, araştırmayı, delil istemeyi ve eleştirel düşünmeyi öğretebilirsek; hiçbir örgüt onları kolay kolay kandıramaz.
Terör örgütleri farklı isimler taşırlar.
Biri dini kullanır.
Biri etnik kimliği.
Biri ideolojiyi.
Biri sınıf mücadelesini.
Ama hepsinin hedefi aynıdır:
İnsanın aklını teslim almak.
Çünkü aklını teslim eden insan, bir süre sonra vicdanını da teslim eder.
Ve vicdanını kaybeden insan, artık kendi milletine, kendi komşusuna, hatta kendi ailesine bile silah doğrultabilecek hâle gelebilir.
İşte bu yüzden terörle mücadele yalnızca sınırda değil; evde, okulda, camide ve fikir dünyasında da verilmesi gereken uzun soluklu bir mücadeledir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”