
İngiltere’de kuraklık alarmı büyüyor. Yeni bölgelerin de kuraklık kapsamına alınmasıyla ülkenin yüzde 71,3’ünde resmen kuraklık ilan edildi. Yetkililer, ülke genelindeki su kaynaklarının baskı altında olduğu uyarısında bulunuyor.
İngiltere Çevre Ajansı, hükümet yetkilileri, sektör ve çiftçi temsilcilerinden oluşan İngiltere Ulusal Kuraklık Grubu’nun toplantısında ülkedeki son durum değerlendirildi.
Toplantının ardından East Midlands, Lincolnshire ve Northamptonshire, Kent ve East Sussex ile Solent ve South Downs da kuraklık ilan edilen bölgelere eklendi.
Böylece İngiltere’nin yüzde 71,3’ü kuraklık kapsamına alınırken, ülke genelindeki su kaynaklarının baskı altında olduğu bildirildi.
Şiddetli kuraklığın etkili olduğu bölgelerde yaklaşık 45 milyon kişi yaşıyor. Su kullanımına yönelik kısıtlamaların uygulandığı bölgelerde ise yaklaşık 27 milyon kişi bulunuyor.
Ulusal Kuraklık Grubu Başkanı Tony Grayling, koşulların giderek ağırlaştığını belirterek, durumun normale dönmesi için kayda değer ve sürekli yağış gerektiğini söyledi.
İngiltere’nin bazı bölgelerinde yaklaşık iki aydır kayda değer yağış görülmemesi, endişeleri artırıyor. Yetkililer, insan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel ısınmanın ülkenin iklim yapısında önemli değişikliklere yol açtığına dikkat çekiyor.
Bir dönem “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak anılan İngiltere, bugün geniş bölgelerinde kuraklıkla ve artan su baskısıyla mücadele ediyor.

İngiltere’de kuraklık alarmı büyüyor. Ülkenin yüzde 71,3’ü resmen kuraklık kapsamına alınmış durumda. Yağmuruyla ve yeşil tabiatıyla bilinen İngiltere’de milyonlarca insan su kısıtlamalarıyla karşı karşıya.
Bu, elbette öncelikle bir iklim ve kuraklık haberi…
Fakat bu haber bize daha büyük bir hakikati de hatırlatıyor:
Dünyaya hükmetmeye çalışan güçlerin de tabiatın ve Allah’ın koyduğu ölçünün karşısında ne kadar aciz kalabileceğini…
İngiltere’nin bugün yaşadığı kuraklığı, geçmişte yaptığı siyasi uygulamaların doğrudan bir “cezası” olarak görmüyoruz.
Ancak bundan ibret çıkarmaya da engel yoktur.
Çünkü insan bazen sahip olduğu siyasi, askerî ve ekonomik güçle dünyaya hükmedebileceğini zanneder.
Oysa bir damla yağmuru yaratmaya bile gücü yetmez.
İngiltere’nin emperyal geçmişini hatırlayalım.
Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecindeki İngiliz politikaları, Arap coğrafyasındaki hesaplar, Şerif Hüseyin’le yürütülen temaslar ve Lawrence üzerinden yürütülen faaliyetler…
Ve elbette Filistin.
Balfour Deklarasyonu ve sonrasındaki İngiliz Mandası dönemi, bugün hâlâ kanayan Filistin meselesinin tarihî arka planında önemli bir yere sahip.
O günlerde mesele yalnızca toprak değildi; siyasi hâkimiyet, stratejik yollar ve bölgenin kaynakları üzerinde kontrol kurma mücadelesiydi.
Bugün Gazze’de yaşananları da bu tarihî arka plandan tamamen bağımsız düşünmek mümkün değil.
Gazze’de çocukların, kadınların ve sivillerin öldürüldüğü; insanların evlerinden ve temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Dünyanın güçlü devletleri ise bu tablo karşısında ağır bir imtihan veriyor.
Tam da burada şu soru karşımıza çıkıyor:
Güç gerçekten kimin elinde?
Tankı, uçağı, ordusu ve ekonomik gücü olan mı?
Yoksa bütün bunlara sahip olduğu halde bir damla yağmuru yaratmaya gücü yetmeyen insan mı?
İşte İngiltere’deki kuraklık haberini bu açıdan da okumak gerekiyor.
Bir zamanlar “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak anılan İngiltere, dünyanın dört bir yanında hâkimiyet kurmuştu.
Haritalar çizildi, sınırlar değiştirildi, coğrafyaların kaderine müdahale edildi.
Fakat bugün aynı ülke gökyüzüne bakıp yağmur bekliyor.
İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, yaratılmış olmanın sınırlarından kurtulamaz.
Dünyanın haritasını değiştirebilirsiniz ama gökyüzüne hükmedemezsiniz.
Petrol kuyularını kontrol edebilirsiniz ama bir damla su yaratamazsınız.
Bu nedenle İngiltere’deki kuraklığı “yaptıklarının cezası” diye okumak yerine, insanın kendi gücüne duyduğu aşırı güvenin karşısına konulmuş bir ibret tablosu olarak okumak daha doğru.
İmparatorluklar yıkılır.
Sınırlar değişir.
Siyasi güçler yükselir ve düşer.
Ama insan, yaratılmış olmanın sınırları içerisindedir.
Belki de bugün İngiltere’nin gökyüzüne bakıp yağmur beklemesi, bütün insanlığa şu soruyu sordurmalıdır:
Dünyaya hükmetmeye mi çalışıyoruz, yoksa Allah’ın bize emanet ettiği dünyada adaletle yaşamayı mı öğreniyoruz?
Çünkü mesele sadece İngiltere’nin susuzluğu değildir.
Mesele, insanlığın kendi gücüne ne kadar güvendiğidir.
Ve bazen gökyüzünden düşmeyen bir damla yağmur, insana yüzlerce sayfalık kitaptan daha büyük bir hakikati anlatır:
Güç bizde değil. Mülk bizim değil. Hükümranlık bizim değil. Biz sadece emanetçiyiz.
İSLAMİ HABER “MİRAT”