
İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Sekreteri Behnam Saidi, İsrail’e ait veya İsrail’le bağlantılı gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilmeyeceğini açıkladı.
Saidi, ABD’ye ait ticari ve askeri gemilerin de İran’a yönelik tehdit ve düşmanlık sürdüğü müddetçe Boğaz’dan geçemeyeceğini söyledi.
Hatemul Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü İbrahim Zülfikari ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı üzerinde “tam kontrole” sahip oldukları yönündeki açıklamasını reddetti.
Zülfikari, İran Silahlı Kuvvetleri’nin izni ve gözetimi olmadan hiçbir ticari gemi veya tankerin Boğaz’dan güvenli şekilde geçemeyeceğini savundu.
İranlı yetkililerin açıklamaları, enerji taşımacılığı açısından stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı çevresindeki ABD-İran geriliminin yeni bir boyuta taşındığını gösteriyor.

Amerika “Kontrol bende” açıklaması yapıyor…
İran ise bu açıklamayı yalanlayıp, “Kontrol bizde” diyor.
Peki gerçek ne?
Burada asıl mesele birkaç geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçip geçmemesi falan değil.
Asıl mesele; bölgede kimin sözünün geçeceği ve kimin kime sınır çizeceği meselesidir.
Haliyle bize de sormak düşüyor:
Amerika’nın, on binlerce kilometre öteden gelip Ortadoğu’nun kaderi üzerinde söz sahibi olmaya hakkı var mı?
Dahası…
İsrail’in güvenliği bahanesiyle Ortadoğu’yu yıllardır ateş çemberine çevirenlerin, bunun sonsuza kadar böyle devam edeceğini düşünmesi mümkün mü?
Bence değil!
Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Hiçbir güç, kurduğu düzenin sonsuza kadar devam edeceğini düşünmemeli.
Bugün İsrail’in güvenliği adına atılan her adımın, yarın dönüp dolaşıp sahiplerini vurması kuvvetle muhtemeldir.
Gazze’de yaşanan zulüm, dünyanın gözü önünde gerçekleşirken artık eski ezberlerin de eskisi kadar karşılık bulmadığı açıkça görülüyor.
İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu ağır insani tablo karşısında dünya kamuoyunda ciddi bir sorgulama yaşanıyor.
Bu nedenle “İsrail’in güvenliği” söylemi üzerinden yürütülen politikaların, geçmişte olduğu gibi her itirazı susturacak bir kalkan olarak kullanılabilmesi artık çok daha zor.
Hatta daha ileri gidelim…
İsrail’i korumak adına atılan adımlar, bir süre sonra İsrail’in güvenliğini sağlamak yerine, onu daha büyük bir yalnızlığın içerisine itecek…
Çünkü zulüm üzerine kurulan güvenlik anlayışı, uzun vadede güvenlik üretmez.
Öfke üretir.
Kin üretir.
Yeni çatışmalar üretir.
Ve nihayetinde, bugün başkasına reva görülen şeyin yarın dönüp sahibinin kapısını çalması kaçınılmaz hale gelir.
Hürmüz Boğazı tartışmasına da bu pencereden bakmak gerekiyor.
Amerika “kontrol bende” diyor.
İran “Hayır, kontrol bizde” diyor.
İki taraf da kendi gücünü ortaya koymaya çalışıyor.
Fakat mesele sadece Hürmüz değil.
Mesele, Ortadoğu’nun geleceğine kimin karar vereceği meselesidir.
Ve belki de asıl sorulması gereken soru şudur:
Dünyanın bir ucundan gelip bölgenin kaderini tayin etmeye çalışan güçler, gerçekten sonsuza kadar bu düzeni sürdürebileceklerini mi düşünüyorlar?
Hiç sanmıyorum.
Çünkü tarih değişmez bir kanundur:
Keser döner, sap döner; bir gün gelir, hesap döner.
Ve o gün geldiğinde, bugün “güvenlik” adına atılan adımların kimin aleyhine işlediğini hep birlikte göreceğiz.
İSLAMİ HABER “MİRAT”