
Rusya işgale başladı. Peki bu savaşa giden yolu kim döşedi?
Ukrayna Savaşı denildiğinde akla ilk olarak 24 Şubat 2022 geliyor. Oysa o gün başlayan şey, yıllardır biriken bir krizin topyekûn savaşa dönüşmesiydi.
Rusya, 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya geniş çaplı bir işgal başlattı. Bu, açıkça bir saldırı ve işgaldi. Fakat adaletli bir değerlendirme yapmak istiyorsak yalnızca savaşın başladığı güne değil, o güne nasıl gelindiğine de bakmak zorundayız.
Çünkü savaşların yalnızca başladığı günleri değil, onları hazırlayan şartları da konuşmak gerekir.
Ukrayna krizi 2014’te Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi ve Donbas’ta başlayan çatışmalarla derinleşti. Ukrayna bir taraftan Avrupa ve NATO’ya yaklaşırken, Rusya bunu kendi güvenliği açısından ciddi bir tehdit olarak gördü.
Özellikle NATO’nun doğuya doğru genişlemesi, Moskova ile Batı arasındaki gerilimin temel başlıklarından biri haline geldi.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Rusya’nın güvenlik endişeleri, Ukrayna’yı işgal etmesini haklı çıkarmaz.
Fakat aynı şekilde, Rusya’nın bu endişelerini yok sayarak savaşın jeopolitik arka planını anlamak da mümkün değildir.
ABD ve Avrupa ülkeleri yıllar içerisinde Ukrayna’nın siyasî, ekonomik ve askerî olarak Batı’ya yaklaşmasını destekledi. Ukrayna da kendisini giderek Rusya’dan uzaklaştırıp Batı ittifaklarına yaklaştırdı.
Peki Batı, Ukrayna’ya verdiği desteğin Rusya ile doğrudan çatışma ihtimalini nereye kadar götürebileceğini doğru hesapladı mı?
Asıl sorulması gerekenlerden biri budur.
Savaş uzadıkça bunun cevabını en ağır biçimde Ukrayna halkı ödedi.
Şehirler yıkıldı, milyonlarca insan ülkesini terk etti, binlerce sivil hayatını kaybetti. Askerî kayıpların gerçek boyutu ise tarafların farklı açıklamaları sebebiyle hâlâ tartışmalı.
Üstelik savaş yalnızca Ukrayna’yı değil, Avrupa’yı ve dünya ekonomisini de etkiledi. Enerji fiyatlarından gıda güvenliğine, savunma harcamalarından küresel güç dengelerine kadar birçok alan savaşın sonuçlarından etkilendi.
Fakat savaşın en ağır bedeli yine cepheye en yakın olanların omuzlarına yüklendi.

2022’nin ilk aylarında Rusya ve Ukrayna arasında müzakereler yapıldı. Belarus’tan İstanbul’a uzanan görüşmelerde savaşın sona erdirilmesine yönelik çeşitli formüller konuşuldu.
Ancak taraflar anlaşamadı.
Savaş devam etti.
Burada bugün hâlâ cevaplanması gereken önemli bir soru var:
Silahların konuştuğu bir ortamda diplomasi neden yeterince güçlü olamadı?
Çünkü savaş meydanındaki gelişmeler kadar, büyük güçlerin hesapları da masadaki dengeleri belirliyordu.
Ve savaş ilerledikçe Batı’nın Ukrayna’ya desteği de yeni bir anlam kazandı. Ukrayna yalnızca kendi topraklarını savunan bir ülke olmaktan çıkarak, Rusya ile Batı arasındaki büyük jeopolitik mücadelenin merkezlerinden biri haline geldi.
28 Şubat 2025’te Zelensky ile Trump arasında Beyaz Saray’da yaşanan sert tartışma, savaşın başka bir gerçeğini bütün dünyaya gösterdi.
Ukrayna lideri, kendisini yıllardır destekleyen Washington ile kameraların önünde karşı karşıya geldi. Görüşme gerilimle sona erdi ve planlanan ortak basın toplantısı yapılmadı.
Bu görüntü, çok önemli bir gerçeği hatırlattı:
Devletler arasında dostluk vardır; fakat uluslararası siyasette çıkarlar daha belirleyicidir.
Dün “sonuna kadar yanındayız” diyenler, şartlar değiştiğinde savaşın sona ermesini isteyebilir.
Peki o zaman geride ne kalır?
Yıkılmış şehirler, dul kalan eşler, yetim kalan çocuklar ve kaybedilmiş bir nesil…
2026’ya gelindiğinde savaş hâlâ sona ermiş değil. Diplomatik girişimler sürse de kalıcı bir barış anlaşması ortaya çıkmış değil.
Üstelik siviller açısından tablo yeniden ağırlaşıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre 2026’nın ilk altı ayında Ukrayna’da en az 1.396 sivil öldü, 7.978 sivil yaralandı.
Yani savaş, manşetlerden zaman zaman düşse de Ukrayna’da insanlar hâlâ ölüyor.
Bizim meselemiz de tam burada başlıyor.
Bir Müslüman olarak zulmün adresine göre taraf değiştiremeyiz. Rusya’nın işgalini de Batı’nın jeopolitik hesaplarını da aynı adalet ölçüsüyle değerlendirmek zorundayız.
Kur’an’ın ölçüsü açıktır:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)
Öyleyse Ukrayna Savaşı’na sadece “Rusya saldırdı” cümlesiyle bakmak da, “Batı kışkırttı” diyerek Rusya’nın işgalini görmezden gelmek de eksik bir bakıştır.
Asıl mesele şudur:
Bir savaşın başlamasında birçok aktörün payı olabilir; fakat savaşın bedelini çoğu zaman o savaşı planlayanlar değil, savaş meydanında yaşayan insanlar öder.
Ve insanlığın önünde hâlâ cevaplanması gereken o büyük soru duruyor:
Büyük güçlerin savaşı, küçük ülkelerin cenazeleriyle mi kazanılıyor?
İSLAMİ HABER “MİRAT”